16.07.2012

evde yalnızsam, yoğurtlu spagetti yerken ağlıyorsam bu işte bir terslik vardır dostum. sen ve o lanet olası pembe popon hala aklımın bir kıyısındasın demektir. söylediklerim söyleyemediklerimin altında ezilmiş, canım hala yırtılırcasına yanmakta ve içim kızgınlıkla-kırgınlıkla kaynamakta demektir. bunu bir itiraf olarak al istersen. bunu okuyorsan senin de itiraf etmen gerekenler vardır zaten, dikkatimden kaçar sanma.

sakın kendini rahatlatmaya kalkma çünkü beni hayallerine değiştiğin için suçlamıyorum seni, zaten en başından beri aranıza girmek istemedim. bir gün, 20 yıl sonra bir gün, işten dönüp de pencere önündeki o sehpanın üzerine iki duble rakı koyduğumda, kadehimi önce seninkine sonra sehpaya vurduğumda hep yaptığın gibi gıcık gıcık bakıp ağzını eğerek alaylı gülmek yerine gözlerinde sitem ve gizli bir öfkeyle bakma bana diye kaçtım ben senden. senin için doğurmadığım çocukların özlemiyle beni suçlama diye çektim kendimi. sen joaquin'i öğrendiğin gün "biz zaten olmazdık, değil mi?" dediğinde, sen üzülme diye olmazdık dedim ben. sana hayalini kurduğun tekdüze memur ailesini değil sadece kendini verebilecek bu salak kadını aklından kolayca sil istedim. eh, eski türk filmi zırvalıklarından geriye bir hülya koçyiğit kaldı bir de ben...

evine geldiğinde günlerce çamaşır yıkayıp elektrik süpürgesi açan ama camları silmeyi akıl edemeyen annene değil, beni istemiş olduğunu bilse kahrından dökeceği gözyaşlarına kızgınım. "rakını sek içme midene dokunur, az su kat, rengi biraz dönsün yeter" diye tavsiye veren babanın, oturduğumuz her masanın altında dizlerimiz birbirine değsin istediğini bilse suratını buruşturacağı gerçeğine kızgınım. kendini annenin dizlerinin dibine bağlayan ablana değil, yıllar sonra o dizlerin dibinden kalkıp da yalnız kaldığını görünce içine düşüp bir türlü çıkamadığı depresyona kızgınım. çerçevesinin darlığı senin hayallerine sınır çizen o güzelim şehre değil, orada benimle planlayıp onunla yaptığın tatile kızgınım. sana, ben senin gitmene izin vermişken gitmeme izin vermediğin için kızgınım. onca zamandan sonra beni yine omzunda ağlattığın, koynunda uyuttuğun, sabahları öpmeden işe gitmediğin için kızgınım. seni sevmeye devam etmeme sebep olduğun için, beni sevmeye devam ettiğine inandığım için kızgınım. benim koynumdan çıkıp hayatının kadınını, gelecekteki al yanaklı çocuklarının potansiyel anasını bulduğun için kızgınım. kafanda sabit bir mutluluk resmiyle yaşadığın ve başka türlüsünü hayal bile edemediğin için sana, o tablonun önünden bile geçmek istemediğim halde seninle olmak istediğim için kendime kızgınım. sana en çok kendime kızmama sebep olduğun için kızgınım!

hayatta tek gerçek var, o da yalan hey dostum. şimdi seni affettim desem, inşallah mutlu olursun desem, bileceksin ki yalan... ben, beni unutama istiyorum. her 28 eylülde aklına geleyim, canın uzun uzun yürümek isteyip de seninle gelecek kimseyi bulama, o iyi aile kızı seni benim sevdiğim gibi sevsin ama sen onu beni sevdiğin gibi seveme istiyorum. benim canım nasıl yandıysa, seninki de o kadar yansın istiyorum.

bir süredir kapatma hazırlığındaydım, bu yazı da senin için ve son olsun. artık merak etsen de benimle ilgili hiçbir şey öğrenmeni istemiyorum. bundan sonrası için bilmen gereken sadece senin için ne dilediğimdir. tamamlandım sandığın gün yarım kalasın, seni hiçbir zaman affetmeyeceğim!