ama böyle buram buram depresyon kokan pis bi yazı yazıp kimseye eziyet etmiycem, onun yerine bitmiş aşk hikayemi anlatıcam.
farkettim ki mütemadiyen bi takım konular hakkında yazıcam edicem diye atıp tutuyorum, ortada icraat yok. ondan sonra da bızbız ediyorum vay efendim sıkılıyormuşum da, elimi attığım kuruyomuş da... bi sus da düşün be kadın, tavuk götü bir sen iki, tövbe tutmuyorsunuz bi türlü. vallahi joaquin'in dediği kadar var, ben politikacı olmalıymışım. "ülkenle ilgili güzel fikirlerin var, çok da konuşuyorsun, sen politikacı olmalısın" demişti cadiz dönüşü. ben de "olamam, çok kirli çamaşırım var" diye cevaplamıştım. haliyle ne demek istediğimi anlamadı, maddeler halinde sıralamam gerekti. yok işte okulumu sidik zoruyla bitirdim, idareyle başım beladaydı, girdiğim her işte bi bokluk çıktı yani ne eğitim şahane ne kariyer, ağzım çok bozuk bunu beni tanıyan herkes bilir ve kesin karalamak için kullanırlar, evlendim boşandım ki bu çok büyük suç, dövmelerim var ki daha büyük suç, bi de ecnebi sevgilim var ki en kirli çamaşırım da bu... son maddeye kadar gülümseyerek dinleyen adam bi anda itiraz etti, "ben kirli değilim, her gün 2 defa duş alıyorum!" ulan sevimli misin nesin... sevimli miydin neydin yani, zira şu aralar gözüme hiç sevimli görünmüyorsun hatta sabah akşam allah belanı versin modundayım. o kiliselere her girdiğinde parmaklarını batırdığın kutsal sudan mikrop kap da dizanteri falan ol e mi!
neyse, beddua faslından evvel sevgi pötürü olduğumuz günleri anlatmak mantıksal zincirdir diyerek aylar önce
kaldığım yerden devam edeyim.
yanardağ patlayıp uçak seferleri iptal olduğunda, annem ve teyzem de birkaç gün arayla yana döne beni aradılar "aman şu şu günlerde dışarı çıkma, çıkarsan maske tak, kül bulutları türkiye'ye gelecekmiş, özellikle astımlıların falan çok dikkatli olması lazımmış bıdı bıdı..." bense yeni başladığım işime "allahım bu karı mı manyak ben mi yetersizim, deneme sürem bitmeden işten mi atılacağım nedir..." korkuları eşliğinde gidip geliyorum ve başka bi şey düşünmüyorum. hemen her akşam dozzycan'ı arıyorum ya da sevgili e'yi ve resmen kafa sikiyorum korkularımla. neyse, uçak seferleri iptalleri salgını istanbul'a kadar ulaştı işte. sonra bi gün fiktoş dedi ki, grinder'dan (i-phone üzerinden kullanılan bir nevi gay-facebooku) ispanyol bi adamla tanışmış, onunla buluşmaya gidecekmiş. iyi, dedim, iyi eğlenceler diledim uğurladım onu. sonra garip tesadüfler zinciri sayesinde o ispanyol adamın (edgar, ki aslen venezuelalı imiş) birlikte seyahat ettiği arkadaşı carlos'la (meğer o da katalanmış) tanıştı fiktoş, hoşlandılar birbirlerinden. bir akşam eve davet edildi carlos, sonra edgar da geldi. istanbul'daki en eğlenceli akşamlarımdan biriydi, en son ne zaman bu kadar güldüm bu kadar güldürdüm hatırlamıyorum. neyse efendim, carlos fiktoş'tan çok hoşlandı, fiktoş ben ilişki adamı değilim dedi, carlos hollanda'ya döndü (evet biraz karıştı farkındayım, ön bilgi olsun, carlos ki sonradan fiktoş'unki olacak katalan, edgar venezuelalı, joaquin ki benimki oldu kendisi, ispanyol ama hepsi hollanda'da yaşıyor. gerçi joaquin sonra ispanya'ya geri taşındı, onu da anlatıcam 2 dakka durun ya)
galiba her şeyi carlos'un mücadeleci kişliğine borçluyum, tüm yaşadıklarımı. bırakmadı fiktoş'un peşini, aradı, mesajlar mailler attı, duygularına sahip çıktı... ve... veeee... bunca yılın fiktoş'unu kendine sevgili yapmayı başardı! tam helal bu yollar sana carlitoooooos tezahüratlarını yapacaktım ki, dikkatimi dağıttı bağırmayı unuttum!
işe başlayalı 1 ay olmuştu, deneme sürem dolmuş ve ben hala atılmamıştım. atılmadığım için mutlu ama sürekli didiklendiğim için huzursuzdum. gece uykum kaçtı, haftasonu için planlar yaparken birden aklıma ispanyolca geldi. sene 2001, dönem sevgilisi ve ben avrupa filmlerine meraklıyız. ankara'ya cervantes açılmış, ispanyolca kursları başlamış ama öğrenci bütçesine ağır geliyor rakamlar. ama nasıl istiyoruz ispanyolca öğrenmek nasıllll! dünyada en çok konuşulan 2. dil (çince sayılmaz, 2. dil o ama zaten çin 2 milyar, haksız rekabet var) ulen, dedim, istanbul'dasın, maaşın çok iyi değil ama öldürmez de, ben bu cts bi cervantes'e gideyim... evet evet, gideyim, kendim için bi şeyler yapmam lazım. hem kaç yıllık hayalim... böyle böyle uyudum, sabah oldu, yine saat zortlamadan uyandım, kıçımı başımı kaşıyarak odamdan çıktım ve o sabah işe erken gitmesi gereken fiktoş'la karşılaştım koridorda.
- hayrola hemşire, sabah sabah nereye?
- ay sorma, bu hafta bakırköy'deyim, anca giderim...
- amaaan, akşam da geç gelirsin sen, neyse hadi ben işten çıkınca ararım seni.
- tamam, hadi görüşürüz.
- güle güle.
30 sn sonra
- kız, asıl haberi vermeyi unuttum, sana ispanyol kısmet çıktı!
-aaaaaa!
- geç kalıyorum ben, akşam anlatırım, carlos'un arkadaşıymış, hadi bye bye...
böyle aldım haberini. carlos sadece haftasonu için gelmiş istanbul'a ama uçuşu iptal olunca 2 hafta kalmış. tabi bu kadar zaman ortadan kaybolunca en yakın arkadaşı olan joaquin de onu merak etmiş, döner dönmez buluşmuşlar, ne yaptın ne ettin faslında tüm istanbul'la birlikte bizim fotoğraflarımızı göstermiş, uzun uzun bizi anlatmış, şöyle iyiler böyle tatlılar... joaquin de bu kadar eğlenceli ne var acaba diye merak edip, bi de allah vergisi etine butuna götüne dolgun akdeniz kadını cazibemden az buçuk etkilenip benimle tanışmak üzere mail adresimi istemiş. carlos endişelenmiş, acaba yanlış anlar mıyım, kızar mıyım diye. dedim ki, ne kızıcam, arkadaş oluruz hem bana da ingilizce pratiği olur belki 3-5 kelime de ispanyolca kaparım arada... SALAAAAAAKKKK! SALAAAKKKKKK KADINNNNN!
neyse efendim, bi akşam açtım ki mailimi ne göreyim, joaquin from holland konulu bir mail okunmak üzere beni bekliyor!..
* devamını da yazdım ama çok uzun olacağı için günlere böldüm, blogspot da sağolsun akıllı bi site, uydu bana kaydetti. netekim serimiz ilerleyen günlerde devam edecek efendim. ben mesela şu an çok fena sarhoşum, devam yazılarını okuyup okuyup efkarlanıyorum...