31.07.2009

tekrardan buyrunuz: müziğe mola verdik, türk filmlerini kurcalıyoruz

hera'nın güzelim yazısının altına ettiğimizden beri, hepimizin içinde yaşayan bi kıro olduğunu keşfetmiş bulunuyoruz. kendimizi böyle sevdik ve kabullendik, şimdi daha mutluyuz :)
sonra laf lafı açtı, aynı kepazeliği bi de filmler için yapalım dedik. edalım'a yazdığım yorumu buraya alarak açılışı yapıyorum arkadaşlar. edalım, nerede yapalım, demişti. buyrun bana gelin, kısır falan da yaparım, dedim. işte kısır, işte açılış. siz yorum yazdıkça yorumunuzu yazıya ekleyeceğim, interaktif blogspotcu olacağım :) böylelikle ekip çalışmasının tadını alıp efendime söyleyeyim, daha bi sosyal daha bi sevgi dolu olacağız :) hadi kızlar, başlıyorum. allah sonumuzu hayretsinnnn!

müjde ar nişanlı, temiz aile kızı. fakir bi muhitte, dış dünyaya kapalı ve muhafazakar insanlar arasında yaşamakta. nikaha sayılı günler kala, son alışveriş dönüşü... gelinliğini almış, ağzı kulaklarında evine gitmekte. yoldan geçmekte olan bi araba dolusu heyyyyvanoğluheyvan tarafından "vay anam, biiiiiiiiipppp..." nidaları ile taciz edilir, akabinde paketlenip arabaya alınır.

her tecavüzcünün olduğu gibi bunların da dağ başında ıssız bi kulübesi vardır. atarlar müjde ablayı kilimin üstüne, sırayla çatır çatır öperler afedersiniz. başlarda canhıraş çığlıklarla debelenip kurtulmaya çalışan mağdure, gidişatı engelleyemediğini gördüğünde, yaşanan travmanın da etkisiyle pes etmiş, donuk gözlerini tavana dikmiş, üstündeki yaratığın devinimleriyle sarsılmaktadır. burada yaratığın isyanını duyarız:

- ne bu be, ölü gibi bu karı..

yok bi de muamele çekecekti di mi? tövbe tövbe...

işleri biter, müjde'yi kirletilmiş halde oracıkta bırakır, arabaya doluşup siktirolup giderler. müjde hala gözleri tavana sabitlemiş yatmaktadır.

sonraki sahnede hastaneye geliriz hep beraber. çarşaflar arasında bet beniz atık yatmakta olan müjde, nişanlısı geldiğinde ilk defa hayat belirtisi gösterir. nişanlısı da, alyansını kızımızın suratına fırlatıp, cinayette hafifletici sebep sayılabilecek hakaretleri sıralar ve basar gider... ne de olsa delikanlı adamdır. o güne kadar parasını bastırıp yediği bokların hiçbi önemi yoktur. önemli olan tek şey, müjde'nin kanının akıtılmış olduğu ve akıtanın kendisi olmadığıdır. netekim rızası haricinde, ve hatta silah zoruyla bile olsa kirlenmiş kadın, kirlenmiş kadındır. hamamda 40 tas suyla da arınmaz, domestosla da... artık bu saatten sonra yapacak başka hiçbi şey kalmadığından, müjde gider orospu olur. filmi dehşete düşmüş şekilde izleyen biz iyi aile kadıncıkları da, namusumuza mukayet olmak istiyorsak yanımızda bi büyüğümüz ya da beyimiz olmadan sokaklarda sürtmememiz gerektiğini, aksi halde hiç kaçarımız yoktur orospu olacağımızı öğreniriz. oh olsundur müjde'ye, ne işi vardır zaten kız başına sokakta? zaten kesin kuyruk sallamıştır canım, küçüklüğünden belliydi...
edaliminyeri dedi ki...

Eveeeettttt.... Açılış Müjde Ar'la oldu madem bir filmi daha hatırlayalım değil mi? :)) Efendim Müjde ar yine kadere bakın ki nişanlıdır (yoksa sevgili miydiler??? ne önemi var ki yediği şey, ney... halt yani başına gelenler, yani kaderi aynı sonuçta değil mi :))). Hem de mahallenin en yakışıklı delikanlısıyla...
İki kızkardeştirlr bu arada, (burası önemli hatırlayınız) neyse efendim kızımız nuru pak temizli kendinden domestoslu müjdemiz, sevgilisi olacak nalçak (pardon bu kırk beygir gücündeki Cüneyt Arkın'ın lafıydı) herifle gezmeye çıkar. Adam bunu arabanın penceresinde camı kapatmak suretiyle kıstırarak, domestosunu yok eder... Sonra da gider başkasıyla evlenir... Mahallenin çirkin ama zengin kızıyla tabiii ...(şeresiz satılık mülkiyet nolucak).
Müjde artık Müjde değildir tabi babası reddeder onu domestossuz kız kız dedğildir ne de olsa, olsa olsa şırpıntıdır.(şırfıntı olduğunu biliyorum)...
Efendim aradan geçen süre içinde Müjde işin inceliklerini öğrenir para benim değil mi istediğim kadar kıro olurum diyen biriyle evlenir... Satılık mülkiyeti de yanına şöfeerr olarak aldırtır. Kocası yokken işi pişirirler.
Kız kardeşi de Müjdenin yanında kalmaktadır. Müjdenin olmadığı bir gün satılık mülkiyet kızkardeşi de (baldız baldan tatlıdır önermesinin doğruluğunu ispat etmek için yoksa kötü bir niyeti yok tabi ki)domestosundan eder. Müjde de gelir adamı çift kırmayla katleder.
Hamiş :
1-Sevgiliyle arablar binilmeyecek binilirse camdan içeri sarkılmayacak
2-Kızkardeş ve sevgili yalnız bırakılmayacak
bildim, bildim! iffet bu :) o cam sahnesi neydi ya, dillere pelesenk olmuştu bi dönem. hatırladıklarımı ekleyeyim, müjde'nin bacısı pek oynaktı, havuzda "enişteeeeeeeeeğğğ, ah hah hah haaaa..." nidalarıyla adamın üstüne üstüne atlayıp efendim suya batırmalar mı istersin, "hadi beni kaydırrrrrrrrr..."lar mı dersin. enişte zaten tescilli hayvan, tutamadı kendini kaydırdı sonunda.
bi de; bunun karısı da pavyonlara felan düştü sonradan. müjde altın devrini yaşamaya başlamadan önce, daha yeni yeni alışıyo kıllı-göbekli abilere erkeeeem muhabbeti yapmaya. bi bakıyo karşı masada o! ikisi de utanıp kafasını çeviriyo falan.
herif de ne uğursuzmuş anam, kimin domestos'unu döktüyse kötü yola düşürdü...
edaliminyeri dedi ki...
Evet canım kendinden oynar başlıklı baldızı detaylandıracakken benim k geldi kısa kestim.Sen eklemişsin sağoll ellerin dert görmesin :)))

hera dedi ki...

ben de iffeti yazıcaktıııımmmm..ama olmaz ki, hani kafasını arabanın kapı penceresine sıkıştırıveriyodu yaa..vay be ...fantaziye bak sen...kimbilir kaç kişiye örnek oldu...
aklıma yaşar alptekin geldi..kıhkıhkıh..lambada...ya hatırlamıyorum o filmde miydi neydi..para için ibne oluyodu çocuk..pardon jıgolo mu oluyodu? scootter la ya da chopper la gezen briyantinli saçlar,köfte dudaklı bi herif...dudakları oynar dururdu ..banu alkan gibi..
bu arada aklıma geldi şimdi o dönemin filmlerinde görürürz,kadın ya da erkek kameraya bakar ve dudakları oynamaya başlar..anlarız ki bu kızımız ya da oğlumuz tahrik oluyor...ya da karşı taraf sırf dudaklara odaklanmış tahrik olmuş " alllaaaaaaaaaa,tutmayın beniiiiii" pozisyonuna gelmiş..ama gerçeküstü bu yaklaşımı irdelemek istiyorum müsadenizle..
hiç karşınıza geçmiş dudaklarını kıpır kıpır kıpraştıran birini gördüğünüz de içiniz böööyle bir hoş oldu mu..benim olmadı şahsen..ve bence olması gereken muhabbet şu:
-banu,ne oldu canım..ağzın gözün bi oynuyorr..ceryanda mı kaldın sen?
ya da
- banu ...noluyo lan ağzın gözün oynuyoı...küfür mü ediyon lan şırfıntı..
yahut
- banuu...ne o ...ağzın gözün oynuyo bi...patronam büyüsümü yapıyosun lan bana ..al ulan ekspektooooo patrooonoooooomm..(banu artık kuş)
ya da
-banu...ağzında bişey mi var senin..ulan her b*ku alıyosun ağzına bak ağzının şaftı kaydı gördüğn mü..ulan bu karı kanser edecek beni beee..
yani olması gereken bence bu..

sev@l dedi ki...

Dün arkadaşımla arabadayız. Ben yine cam kolu ile uğraşıp duruyorum. Tabi cam kolu çevirirken bir çok Türk insanı gibi aklıma "İffet" geldi.
Efsane filmlerden birisidir. :))Ama arkadaşımla anlayamadığımız, bir türlü çözemediğimiz durum var. Yahu o cam kolu çevrilirken insan nasıl çıkamaz ya.... :)) Şimdiki gibi otomatik de değil ki "fırt" diye çıkıvermiyor da. Yani aslında "İffet" biraz da kendisi istemiştir durumu. :)))Az ..rspu değil o var ya o :)

kızlar burdan nedense kopyala-yapıştıramadım, ankara'ya dönünce devam etcez. ama performans düşük... döncem bakın şarkılara, olmuyo böle...

hera dedi ki...
sen dönene kadar düşüncez biz o halde...dönünce bun u baş yazı yap motive olalım

anlaştık ;)

sev@l dedi ki...
Tarkan Viking Kanı filmin adı.
Köpeğini pardon tarkanın can yoldaşı Kurt'u öldüren vikinglerin peşine düşer Tarkan. Filmdeki favori sahne elbetteki dev ahtopotun rol aldığı sahnedir. Tarkan ile çok savaşır ama maalesef yenilir ahtopot. Bizi Tarkan'dan kurtaramaz. :))
En feminen Türk kahramanı Tarkan. Sıpaydırmendi süpermendi onlarda tayt falan feminen giyiniyorlar ama bizim Tarkan hepten aykırı gidiyor.
Mini elbisesi, uzun sarımsı saçları ve alnının orta yerinden çıkıp iki gözünün arasına düşüveren perçemi nal kadar madalyonuyla günümüz ikoncanlarına taş çıkarıyor. :))

hera dedi ki...
serpil çakmaklıyı ve kelebek tokasını unuttunuz ya bişi demıyorum size...

anam o tokayı unutmak ne mümkün, şimdi gene herkesin kafasında zıkkım!
serpil demişken, cart pembe rujlarını ve o tokayla çektirilmiş saçların iyicene gözümüze soktuğu kapı kolu kalınlığındaki kaşları da hatırlarız elbette.bi de şey vardı hani
- VESİKA ALMAK KOLAY MI? HERKESE VERMEZLER!..
ayyy ne sahneydi o ya :))))

heraa dedi ki...

ben serpili sevgilisine haykırırken hatırlıyorum bi de:
"evet..yattım herkesin altına yattım herkesin...ühü hü hüh ühühhhh"
tarkan ve atıl kurt hapsolurlar. kapı üzerlerine sürgülenmiştir, bulundukları yer, başka kapısı olamayan, sadece böööööyle 50 metre falan yüksekte 1 tanecik penceresi olan bi kuledir. atıl kurt ağzına ip alır ve düz duvara tırmanmaya başlar! yani kamera yan yatırılır ve kurt pitir pitir zeminde yürür huhahahahahaha
hera dedi ki...
cüneyt arkının elleri yanıyo du da kaplan pençesi gibi bişey takıyolardı bir de o vardı..

ya onu hatırlamıyorum da, gene tarkan mıydı mamçakoğlu muydu neydi, bunların obayı basıyolar kahramanımız daha bebekken. tüm erkekleri kılıçtan, tüm kadınları da sıradan geçiriyolar. bi tane lala var, bizim elemanın babasının sağ kolu, onu ayaklarından asıyolar, işkence falan. o ara bi adamı görüyo tersten tabi :) 1 eli yok, onun yerine buruşuk kokmuş bi hayvan pençesi takılı. hafızaya aynen kaydediyo tabi bizim lala.
sonra kahramanımız büyüyo, her yerde bu eli kokuşuk adamı arıyo, filmin sonunda da iyice bi öldürüyo :)))
SeV@L dedi ki...
Banu Alkan'ın bir filmi vardı. Adamın biri adını bir türlü hatırlayamıyorum Cem Savaş mıydı? Neydi? Her neyse. Filmde Banu Alkan, Banu Alkan'ı oynamaktadır. Yanlış hatırlıyor da olabilirim. Ünlü biri, arzu nesnesi bir insandı filmde. Banucuğum fotoğraf çekimi, film seti dolanıp dururken farkında olmadığı bir sapığı vardır.
Bu sapık önce Banu'nun kızkardeşi ile arkadaş olur eve sızar. (bu kızkardeşler ne fenaymış len Allah'tan kızkardeşim yok) Ve sapığımız bir numarayla Banu'yu kaçırır. Bir yatağa çıplak ve yüzüstü bağlamak suretiyle günlerce iğfall eder Banu'yu... Sonra da aşık oluyorlardı galiba. :))

bak onu da hatırladım, adamın banu'yu kaçırışını ve yatağa yüzüstü bağlamasını altıma işeyerek izlemiştim galiba :)))

hera dedi ki...

unutamadığım replikler ...du bakiim ne vardı:
-Tanrim, bu resim... bu resim...
-Bu ses.. Bu ses.. Olamaz, git.. Git buradan..
-N'allahim...sen sen ...bu ses n'olamaz...
-Iste bana yazmis oldugun ask dolu mektuplar. Megerhepsi yalanmis. Al bunlari.
-naynuurr..randevu evi sermayesi sabıkalı naynur.sarhoş mezesi naynur.
hahahahaaaa evet evet, ayhan ışık (ne yakışıklı adamdı be rahmetli) iş icabı yurtdışına uçar, bu arada farkında olmadan son derece bereketli tarlalarına yaşam tohumlarını ektiği sevgilisi naynur'u da anasına-bacısına ve babası olacak kaknem moruğa emanet eder.
ailesi kendi halinde, gariban, temiz yüzlü naynur'u beğenmez. uçuşu fırsat bilir, naynur'un odasına dandirikten 2 incik boncuk saklar, hırsız diye hapse attırır.
hapiste istanbul'un en seda sayan gözlü maması ile tanışan naynur, mamayı candan bi abla sanıp kodes çıkışı es kaza genelevde geceler. allah'ın takdiri işte, o gece de genelev basılmasın mı!!! :))))))))))
yuh yav! zaten türk sinemasında adettir, domestosunu kaybeden her genç kız o ilk vukuatta hamile kalır. abicim millet kaç sene uğraşıyo çöp bebekti tüp bebekti, olmuyo da, sen ne yapıyosun dakka 1 gol 1? ya da naynur örneğindeki gibi son derece alık bi suratla bilmeden kötü eve girerler ve anında baskını yerler. halbuki istanbu^'da kaçın kurası zilyon tane kötü kadın vardır ve hiçbirinin sabıkası yoktur. yine aynı bok! hayret bi şey ya :)))

edaliminyeri dedi ki...
yaaa bunları ne zaman yazdınız ben nerdeydim beee????
ben istanbul'dayken yazılanları derledim, topladım, ekledim edalım. hadi yetiş sen de bi koşu :)

edaliminyeri dedi ki...


şimdiiiiiiBanu Alkan denince, ne gelir efendim akla, hıııı?????Kıpraşımlı dudakları yazmışsınız....ne kaldı geriye....Evvveeeeettt....Havuz kenarında parmak ucu keklik sekmeleri.....

Hangi filme bakansanız bakın mutlaka parmak ucunda yürüdüğü bir sahne vardır(ya da eskaza benim gördüklerimin hepsinde vardı bilmiyorum)

Sonracığımaaaa:size baba diyebilir miyim repliğini nasıl atlarsınız arkadaşlar..Melül melül bakan bir sezercik hıııı?????

Bir de bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asssllaaaaaa.....

Cüneyt arkının kolundaki seiko saatle çektiği bizans filmini de unutmamamk lazım....(hangisiydi unuttum)

Sonraaaakült filmler kategorisinin piri Dünyayı Kurtaran Adam

Sadri Alışıkın Turirst Ömer serileri..Bide kadının bi tanesine aşık oluyodu da sürmeli gözleriyle ağlayıp duruyodu kameraya profilden profilden bakıp (adı neydi unuttum)....

Aklıma gelenler bunlar...

Anaaa dur birde Ahu Tuğbanın uyuşturucuyla ilgili bir filmi vardı Tarık Akanla çevirdiği ölüyodu birileri...Çok gülmüştüm..Ahu Tuğbanın çocuğunu aldırıyorlardı kavanoz içinde falan getiriyorlardı...böle bişeydi işte....

Aklıma gelrise yine eklerim ben...

e coşmuşsun edalım! daha ne gelecek aklına :) itiraf.com da mı neydi, biri yazmıştı banu alkan'ı. titl yaptığı yerde görmüş, sahilde o kumların içinde bile parmak ucunda yürüyormuş, çok güleryüzlüymüş, herkesle sohbet etmiş vs vs. hülasa, kadının içinde var parmak ucunda yürümek, ne yapsın :)) nuri alço'yla bi filmi vardı, nuri bunu balkondan dikizliyo, bu da güneşleniyo havuz başında. sonra nuri aşağı iniyo, tabi elinde viski kadehi ve boynunda meşhuuuur altın madalyonuyla. banu da o ara sıkılmış sıcaktan, havuza girecek, parmaklarının ucunda piti piti geliyo, havuza iniyo merdivenden, popoyu sokup iki eğiliyo kalkıyo, bittiiiii :)))) zaga'da da göstermişlerdi o sahneyi...

ayşecik yetimhanede, ayhan ışık mı kimse bi jönün yolu bi şekilde oraya düşüyo, tanışıyolar. ayşecik dertli, öbür bebeler buna isim takmışlar, keçi kız diyolarmış, hep duvarın üstüne çıkıp annesi-babası gelsin de onu alsın diye beklediği için. aslında ne kadar dramatik değil mi? ama ayşecik, o elinin tersiyle bi tane çarpılası çokbilmiş sinir suratını büzüştüre büzüştüre, öyle bi keçi kız diyo ki ( kkkkeççhi kıss gibi bi şeydi) bütün ciddiyetin bittiği andır...

her bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla! sahnesinde, kadının omuzlarına yumulmuş bi iştahla yalayan adamlar görürüz. sonra genç kızlar güzin abla'ya mektup yazar: sevgilim yanağımı biraz kulağıma yakın yerden öptü, kızlığım bozulmuş mudur? güzin abla da sabırlı kadın maşallah, hayır evladım bidi bidi.. diye cevap verir. iyi ki ben güzin abla olmamışım yahu, ulan salak, kızlık zarı ile kulak zarı birbirine ziyadesiyle uzaktır. anan sağır mı da, sen artık kız olmayacaksın?! diye başlar, allah ne verdiyse devam ederdim...

cüneyt arkın 1 yaya 10 ok takar, yayı gerer, hepsini aynı anda bırakır ve 15 kahpe bizanslı yere düşer! elf mübarek, o sadak hiç boşalmaz, her attığının 2 misli adam düşürür ve vakur bi ifadeyle uzaklaşır...

müjgan'dır sadri baba'nın sevdiceği. mahallenin yegane sarışınıdır, terzide çalışır, deniz kıyısnda bi çaycıda buluşurlar, gözleri rüzgardan sulana sulana simit yerler, doğacak bebelere don biçip isim koyarlar. sonra müjgan'ı bildik yollarla yatağa atıp domestosunu dökemeyen zengin önder somer gelir, müjgan'ın acuze anasına parayı basar, nikahı kıyar. ortada dökülecek tek domestos olduğundan, bi hızla müjgan'dan sıkılır, basit kadınlarla dolu gece hayatına döner. bu esnada çocuğu ilkokul çağına gelmiş olan müjgan daha fazla dayanamaz, isyan eder. kocası da anasıyla danasıyla müjgan'ı kapıya koyar. ay gaza geldim, bütün filmi anlatıcam nerdeyse.

edalım be, gecenin 00:18i olmuş, içip gelmişim, yazdıkça yazıyorum. ne vardı şu hafızan gündüz vakti çalışsaydı da, ben de iki satır çiziktirip bıraksaydım?

bu yazı çok uzadı. bence bi daha yapmayalım. zaten yorum yazarken sapıttığımız gibi de tat vermedi. anladım ki, ben siparişle iş yapamıyorum, hatta hiçbirimiz yapamıyoruz. rutin akışımıza dönelim, bu konu da burda kapansın anacım. doğal doğal, geniş geniş... hadi bakalım, hepimize iyi geceler.

öperim :)

30.07.2009

tembelim-tembelsin-tembel

sizden iyi olmasın, bi arkadaş var. kendisi az bi şey gebe. az bi şey dediysem, yeni çıktı ortaya, o bakımdan :) bugün de sormuş blogunda, çocukluk halleriniz nasıldı diye. ona yazdım, yazmışken bi de buraya yapıştırıvereyim dedim, maksat sayfa yenilensin ve ben bunu yaparken yorulmayayım heheheh...


ne yapayım be, hava sıcak... ayrıca mesai saatlerinde bu kadar uzun yorum yazdıktan sonra üstüne bi de yazı patlatamadım, evet tembelim. hadi itiraf edin, gene de seviyosunuz beni :) di mi? di miiiiiii?


evet, geçelim yapıştırma yazımıza


allaaaam yaaa, kadın daha en fazla 3-4 haftalık gebe, duygusallığın doruklarında at koşturuyo. ee serde türkmenlik var, icabı halinde at üstünde giderken de doğurur...


bana bak, 4-5 aya kadar acaip de gaz başlayacak söylemedi deme, sakın tutma tamam mı? nasıl buraya hisli hisli yazıp duruyosan, gelince de cart cart bırak. zaten şişcen, üstüne de gaz birikirse harbi zeplin olur uçarsın. o da bi şey değil, yeğenim içerde zehirlenmesin, üzülürüm :)


çocukluuukkkk...


ben nasıl bi çocuktum? tahmin edileceği üzere gayet dilli (na bu kadar [bakınız kolum] uzun ve kalemtraştan yeni çıkmış kadar sivri), boka püsüre hemen kızan, kaşları çatınca anasını bile tırsıtan (valla kendi söylüyo, anam yani)sıkılınca ya da üzülünce dudaklarını büzüp sarkıtan (rahmetli dedem eşek g*tü gibi buruşturma ağzını, diye kızardı. annem daha insaflı yaklaşır, zurnayı sarkıttın yine, derdi) bildiğin huysuz bokun tekiydim. şahane bi insanım ya, üstünden kaç sene geçti, hiç bozmadım kendimi, neysem oyum. kimse bana dün boktun bugün koktun diyemez arkadaş, dün de boktum bugün de bokum. seviyorum yav kendimi :) kokmuyorum ama, o kadar parfüme sticke bulanıyoz, boru mu :)


anneannemden çok tırsardım, enli boylu kadındır, haşin bakışlarımın %50si babamdan %50si de ondan gelir. en çok da yine anneannemin dizine yatmayı severdim. aynı benimkiler gibi kalın kalın ama yumuşacık bacakları vardı. yatardım dizine, kafamı okşaya okşaya masal anlatırdı. bazen de o türkü söylerdi, ben göbek atardım. evet, o zaman da oynaktım :)


okumayı öğrendikten sonra pek arkadaşım olmadı, salak sümüklü kızlarla evcilik oynamaktan daha cazip şeyler vardı artık hayatımda. ha, öncesi derseniz, mahallenin bebeleriyle (erkek ağırlıklı) komandoculuk, efendim bi çocuk klasiği olan saklanbaç, yakalamaç, kovalamaç gibi sonu manasızca maç'la biten muhtelif oyunlar oynadım. eğer örgütlü bi şekilde bi halt yenilecekse genelde örgütleyen oldum, kızları analarının taleplerine karşı kışkırttım vs vs.. (ortaokuldayken ben de baharda bahçeden çıkan solucanları toplar, sınıftaki kızların defterlerinin arasına koyardım :))) galiba pek uyumlu bi çocuk değilmişim. aa, bak ne hatırladım, ilk gittiğim anaokulundan yarım dönem sonunda alındım ben yav :))) sebep: uyku saatlerine riayet etmemek, anarşik tavırlar neticesinde öğretmenle şiddetli geçimsizlik!


ne anneanneciğimin yanındaki mutlu yıllarımda, ne de bu güzel akışı arada bölen babaannemin evine sürgün ziyaretlerimde dantel denen zıkkıma meyledemedim, ki her iki taraftan da epey baskı görmüşümdür. zincir çekmeyi öğrendim bi tek, mettttttttrelerce zincir çektim, sonra onlarla sokakta okuma yay yaptım. tahmin edeceğiniz gibi, oklarım hedefini hiç vurmadı :)

hangi çizgi karakterdim, hiç hatırlamıyorum. voltran'daki kötü prense aşıktım ama... ulan çok taş bi herifti yav...


masal kahramanım.. valla onu da hatırlamıyorum. ama en kötü anılarımdan biri peter pan'i okumamdan sonrasına tekabül eder. hayranlıkla ve hayallere dalmış halde saatlerce açık kalmış olan ağzımın suları kurumuştu galiba, anneme gittim ve:

- anne, olmayan ülke diye bi yer gerçekten var mı?

- SSSSSSAÇÇÇMALAMAA!

ee, nooldu şimdi? ne var yani? çocuk daha 8 yaşında mı nedir en fazla, sıçtın hayal dünyasının içine! tamam, saçma bi soru, ben de farkındayım şu an, ama o an değilim yahu! neyse, aldık cevabımızı, bi daha da mecbur kalmadıkça anamıza-babamıza bi şey sormadık. her boku kendim öğrendim çok şükür, bu konuda kimseye minnet duygum yok. en kötü anı diye bunu mu anlattım yani şimdi? ulan başıma gelen en iyi şeymiş aslında :)


tekrar çocuk olmak mı!? asla! daha önce bununla ilgili yazmıştım, bence kendi kıçını yıkayabilmek şahane bi şey :))) ayrıca daha bi sürü getirisi var yetişkin olmanın. mesela; babama, ben artık o kadar da küçük değilkene, (bildiğin orta 1-2 yaz tatili, yani bi nevi eşşşek yaşım gelmiş) fotoğrafçı bi arkadaşının yanına beni yaz boyunca çırak versin diye yalvarmıştım ve münasip bi cevap almıştım. bu hafta fotoğraf kursuna gitmeye başladım. hadi bakalım, hadi şimdi de engel olsun, hah haaaayyy bi daha çocuk olcak göz var mı bende be :)))


çocukluğum ne zaman bittiiiiiii? şu salak memelerimin zonklamaya ve hafiften şişmeye başlamasıyla diyebilirim. hani vardır ya sütyen takılamayacak kadar küçük ama rüzgarla tshirtin üstüne yapıştığında çıkacak kadar belirgin bi dönem, işte o zaman. koşmayı kestim, sanki yukarı aşağı sallanırken suratıma çarpacaklar gibi gelirdi :) bi de ağrırdı. hayır o kadar acıdı etti, çocukluğumun da içine etti, ulan bari dişe dokunur bi şey ol di mi!? yok! sembolik!


büyüdüğümü ne zaman anladımmmmm? anlamadım galiba ya... hani hep büyüktüm de, kalıbım dardı gibi. büyümüş de küçülmüş cinsinden, genelde yaşıtlarımdan sıkılıp daha büyüklerle arkadaşlık ederdim ben. onlar hakkımda ne düşünür bilemem, ama keyfim yerindeydi. her işimi kendim gördüğüm, hatta bi defa okul kaydımı bile yaptırdığım için belli bi dönem söyleyemem ne zaman anladım diye.


işte böyle bi şeydi çocukluk hallerim... ne demişler? olacak oğlak bokundan bellidir! amma da bok dedim be, anneme gideyim de akşam ağzıma biber sürsün, yok yok jalepeno biberi versin, yanına da biraz fesleğen soslu makarna... mmmm... :P

29.07.2009

KADIN ayıp bi şey değildir!

baydı mı yani? içiniz mi daraldı? çeşmeden su dolduran bayanlar kim bir söyler misiniz? kadın demek çok mu ayıp? kadın hakları demeyelim o zaman, kadın kolları demeyelim, kadın-erkek eşitliği zaten yok ya, biz de demeyelim hiç.


kadın da erkek gibi, o bir hürmetle söylediğiniz-yazdığınız bayan gibi kendi halinde bi kelimedir. dişi yoktur, ısırmaz dilinizi. ya da klavyeden fırlayıp parmaklarınızı bükmez. korkmayın, hadi hep birlikte yazalım önce: k a d ı n


aaa, bakın hala tek parçayız, yazmaya devam edebiliyoruz, ne güzel değil mi :)


şimdi de yazdığımızı okuyalım, panik yok, yavaş yavaş: kaaaa-dııııınnn


evettttt, başardınız! kadınız biz, utanacak bir şeyimiz yok. rica ediyorum siz de bizim adımıza kadınlığımızdan utanmayın, anneniz de kadındı, onun da utanacak bir şeyi yoktu inanın. kadın demeye çekiniyorsanız hanım deyin, hanımefendi deyin ama bayan deyip baymayın içimizi ya. lütfen!


okuduğum bloglara yorum yazan insanlara sataşmayı sevmem ama görünce dayanamadım, kusuruma bakmayın. adresimi veriyorum, cevap hakkınız mahfuzdur yani. www.baykusunkaralamadefteri.blogspot.com


hera'cığım, kusuruma bakma.


açıklama: arkadaşıma yorum yazmış da biri, istanbul'dan kaçmakla ilgili. hani köye gitmektir, doğaya gitmektir vs derken araya da çeşmeden su dolduran bayanlar demiş! zaten bikaç satır önce de '... bakımlı kızlar, güzel bayanlar...' diye sürüp giden cümleleri görüp sinir olmuştum ama çeşme başında sıra bekleyenleri düşününce kan beynime sıçradı, oturdum yazdım. söz hakkını kullanabilmesi için de buraya ekledim.


buyrun efendim, bekliyorum.


bahsi geçen beyefendi bana değil, hera'nın bloguna yazmış yine. ben de cevabımı yine hem oradan hem kendi sayfamdan veriyorum.


Yazan: Yabancı Tarih: Temmuz 29, 2009 Saat:

Konu: Bayan


Sayfana yorum yazan GÜNLÜKTUTAN arkadaşın ( bayan) kelimesine alınmış haklı
Bayan kime derler
Kadın kime derler önce konu olarak onu işleyelim
Bayan
Parayla kişilik alacağını düşünen
Kendisini beğenen ego is
Mutluluğu bilmeyen
Güven duyulmayan
Sadık olmayan
Karakteri zayıf
Diye sıralama yaparız GÜNLÜKTUTAN kısa yazdım çünkü bu yazıları yazarken ben bahsetmiş olduğum yere doğru gidiyorum
Kadın
Ah o eski kadınlar diye başlar tüm şairler
Kadını taşıya bilecek kadın olmak gerek
Dişiliği
Endamı
Sevgisi
Aşk
Paylaşımı
Güveni
Sadakat

Bunları izinden geldiğimde tek tek anlatırım senin yazılarının altında benim kullanmış olduğum bayan kelimesi seni ve senin arkadaşlarını tam olarak tanımadığım için kullandım senden ve arkadaşlarından özür diliyorum şu iki kelimeleri yazıp yoluma devam edeceğim GÜNLÜKTUTAN arkadaşın çok uyanık dikkat ettttttt )))))))))))))))

Benim kadınım toprak gibi olmalı
Kusurlarımı gören değil kusurlarımı örten olmalı
Heyeçan arayan değil teselli veren olmalı
Anlayış bekleyen değil anlayış gösteren
Yalnız sevilen değil seven olmalı
İşte benim söylemiş olduğum kadın eli öpülen kadınlar


Yabancı

madem buraya yazdın, ben de buradan cevap vereyim.

iyi niyetinden şüphem yok, ama düşünce tarzını yine de onaylamıyorum. tabi bu seni bağlamaz, ama haberin olsun kafası biraz çalışan kadınlar bayan kelimesine genelde alerjik reaksiyon verir. bayan lafını kullanan kadın yok mu, dersen, bolca var elbet. onları da tasvip etmiyorum :)

bayan kelimesinin hayatımızda bu kadar çok yer alması sanki akp'nin memleketi ele geçirmesiyle başladı gibi. kadın demeye bile utanalım ki, kadınlığımızı unutup birer koca güdümlü canlı olalım diye, kadın hakları konuşulmasın, kadın okuldan-iş dünyasından babasının-kocasının izin verdiği ölçüde nasiplensin, kendi ile ilgili kararlar alma yetisinden uzak olsun, yani hayattan silinsin diye...önce kadın kelimesini silmek istiyorlar. yerine de, sizlere sonsuuuuz hürmetimiz var efendim, demek için bula bula bayan lafını buldular...

sıralamana baktım, bu durumda erkeklerin çoğu da bayan olarak adlandırılmalı diye düşünüyorum. senin (bence) hatan bayan kelimesini bir sıfat olarak algılaman. oysa kadın da erkek de cinsiyete verilmiş isimlerdir. kişilik bozukluklarından yola çıkarak sıfatlandırmak istiyorsan, beğenmediğin kadınlara bayan demek yerine, menfaatçi kadın, zayıf karakterli kadın vb demek daha mantıklı. senin bayan derken ne kastettiğini (doğal olarak)anlamayan ve kendince bayanı matah bir şey sanan bir bayanla karşılaşabilirsin bir gün. (buradaki bayan, senin anladığın manada bayan)ortaya komik durumlar çıkar...

benim kadınım... olmalı konusuna hera yeterince değinmiş ama, ben de birkaç kelam etmeden geçemeyeceğim. bu dünyada kimsenin kadını ya da erkeği yoktur! hayatımın kadını ya da hayatımın erkeği dediğin insanla ömrünü bir şekilde beraber geçirirsin, evli ya da değil, yaşar gidersin. ama bu, onu senin kadının yapmaz. her insan kendinindir sadece, ve hayatını seninle paylaşmaktadır. benim kadınım dediğin, benim kedim gibi bir şey değildir. siyam ırkının baskın özellikleri gibi, senin kadınının özellikleri sıralanmaz öyle. bu arada, aradığın kadın bu saydıklarınsa, annenin elini öpmeni öneririm, daha iyisini bulamazsın.

uyanık senin için ne ifade ediyor diye sormaya korkuyorum inan... ama korkular üzerine gidilmedikçe kaybolmaz değil mi? tatil dönüşü bekliyorum açıklamalarını.

selamlar...


***hera'cığım, bize kalbinden temiz bu yorum platformunu ayırdığın için çok teşekkür ederim :))))))))))))))))))))))


evet yabancıııı, zaten tatilden döndüğünde benim sayfama gelecekmişsin, yine yazarız karşılıklı.


el cevap:
Yazan: Yabancı Tarih: Temmuz 30, 2009 Saat:

Konu: Öyle olsun

Aşk olsun sana masmavi Günlüktutanla birlikte kadın dayanışması yaptınız bana yüklendiniz ))) bende sana ve arkadaşın günlüktutana küstüm ))

konumuz kadın oldugu için bu kelimeleri yazdım eger konumuz erkek olmuş olsaydı bunun başlığını degiştirir aşağıdaki anlamlar cıkardı kustümmmmmm )))))

Unutmayın yaratılmışların en kutsalı kadınlardır neden derseniz onun cevabınıda sız yazın canım hep zor işleri bana bıraktınız ben karışmam

cevabına cevabını bekliyorum

Benim erkeğim toprak gibi olmalı
Kusurlarımı gören değil kusurlarımı örten olmalı
Heyeçan arayan değil teselli veren olmalı
Anlayış bekleyen değil anlayış gösteren
Yalnız sevilen değil seven olmalı


biz seninle anlaşamıycaz yabancı

benim erkeğim şöyle olsun böyle olsun demem, benim erkeğim ne ya! reklam aşüfteleri gibi.. hayatımda yer alacak erkek diyebilirim, sevdiğim diyebilirim, eşim ya da yarim diyebilirim ama erkeğim demem. komik geliyor kulağıma :) bi de, şöyle olsun böyle desin, yok kadir inanır gibi baksın, bi çaksın oturtsun bi öpsün bayıltsın falan listeleri yapma yaşım geçti gari. zaten çakmaya kalkarsa işin ucu cinayete kadar varır :)

neyse, ben sana yeni adresimi yazmıştım sen blogcu sayfama yazmışsın cevabını, hadi bugün keyifliyim şarlamıyorum bak :)

kadın dayanışması yapmışız, yapıcaz tabi. erkekler yeterince kazıyor kuyumuzu, biz el ele vermezsek ortaklık kimlere kalır sonra? tek tek başedemeyeceğimizden değil, ama işbirliği daha keyifli. yaratılmışlarda kutsallık varsa bunun en'i yoktur bence. kadın cinsinde üstünlük aramak haksızlık olmasın diye erkek cinsinde de aramayı gerektirir ki ne uğraşalım şimdi... fiziksel farklılıklar hariç, bence eşitiz. kadın doğurmakla üstün ve kutsal oluyorsa erkek de döllemekle kutsal olsun, değil mi? hayat işbirliği üzerine kurulmuş yabancı, herkese eşit yük binmese de bir şekilde paylaşılmış vazife saydıklarımız.

buraya yazdıklarına cevabım bu kadar. bloguma yazdıklarını da bunlarla beraber blogspot adresime taşıyacağım, seni de artık oraya beklerim. blogcu sinirlerimi haşat ettiği için buradaki arkadaşlarımla yazışmak dışında kullanmıyorum artık.

Yazan:Yabancı <<< ONAYLA >>> Tarih: 30/7/2009

Konu: işte gercek hayat kabullenmemiz gerekiyor

Bu güzel yazıya cevap verilmez mi

Düşüncelerin için sana teşekkür ederim seni tanımak benim için büyük mutluk Akıllı kadından çevresine sevdiklerine ve arkadaşlarına zarar gelmez

İş yerinde, yaşantısın da ,haklarını aramakta ve yaşamında her zaman mutlu olmuştur kendini ezdirmemiştir

Bayan kelimesinin bu kadar fazla türemesinin nedeni benim görüşlerime göre

İş hayatında akıllı kadınlar yokluğundan kaynaklanıyor

İşveren kadınlara baktığında hepsi ya koca parasını yönetiyor ya baba parasını yönetiyor

Kültürsüz ve kendini beğenmiş insanlar olduğundan dolayı (bayan )kelimesi bu kadar popüler olmuştur

Geçen arkadaşın .. nın yazısını okudum bir iş bulmuş çalışmak istemiş ve eşiyle bu konuyu paylaşmıştı

...ya..eşi nasıl bir tepki vermişti anımsadın değil mi

Şimdi ... gibi akıllı kadınlar iş hayatında olmadığı zaman onun yerine bir kadın geçecek oda egoist tipli birisiyle erkeksen ona kadın bir bakar mısın veya hanım efendi bir bakar mısın di diye biliyorsan ben çok fırça yedim bu kelimeleri iş ortamında kullandığımda

Unutma bazı erkekler kendinden güçlü ve akıllı kadınların çalışmasını istemezler


Güçlü kadın kendi düşüncelerini fikirlerini yaşatmak isterde ondan

Erkeğe bağımlılığı azalır

Erkeğin baskısını kabullenmez

Senin düşüncene katılıyorum ( bayan )kelimesinin sonradan türediğine ama iş ortamı ve günlük hayatımızın bir parçası oldu artık kabullenelim veya kabullenmeyelim sen kadın olarak kullanmaya bilirsin ama erkekler kullanmak zorunda yoksa fırçayı yersin milletin içinde birde rezil olursun

Menfaatçi kadın zayıf konularını karşılık yazarak konuşabiliriz senle

Benim kadınım kelimesini kullanmamın amacı sadece hayatımızı şuan birlikte paylaştığımızdan dolayı kullandım


Zaman akışında ölüm ve ya ayrılmalar olduğunda benim diye bir kavram kullanma şansım yok sadece evli olduğumuzdan dolayı kulandım

Evet evliya değiliz


Beli olmaz oda bir başka erkek sevebilir bende bir kadını sevebilirim ben ondan veya o benden mutlu olmazsa ne yapacak mutluluğu yaşamak için başka insanlarla evlene bilir aynı konu benim içinde geçerli


Olma ihtimalide var


Elbette evliya değiliz bizlerde


Evet cevabını bekliyorum GÜNLÜKTUTAN bu senin sayfana yazarsın ben okur karşılığını yazarım senden özür diliyorum işim acele oldugu için masmavinin sayfasına yazdım bu yazım bıraz acele olarak yazdım


Esen kalın

yabancı, anlaşılan sen de dertlisin ben de :)

iş hayatında akıllı kadınlar yok demişsin, var, olmaz olur mu? ama kadınların sıkıntısı, sürekli eksik görüldükleri için kendilerini ispatlamak zorunda bırakılmaları. kadınlar erkeklerden çok ve disiplinli çalışmak zorundadır, çünkü en ufak en insansı hatalarında "elinin hamuruyla..." diye başlayan cümlerler sarfedilir, hem de arkalarından. erkekler dedikoducudur, kadınlara atfedilenden daha fazla hem de. iş dünyasında herkes birbirinin kuyusunu kazmaya çalışır ama en çok kadınların ardından çevrilir dümenler. hele de eli yüzü düzgünse, biraz alımlıysa o kadın, bilgisini, donanımını, yeteneğini gösterebilmek için kadınlığını bir kenara bırakıp erkek gibi davranır. yine yaranamaz!

biraz sertse, cinsel dokundurmalı yaklaşılır. bekar mı bu kadın? ateşi başına vurmuştur. evli mi? kocası gece tatmin edememiştir! bir kadın, hiçbir şeyden şikayetçi olmamak zorundadır yani, yoksa kabahat işini düzgün yapmayanda değil kadıncağızın yatak odasında olanlarda ya da olmayanlardadır!

güleryüzlüyse daha beter kabahat! kesin kuyruk sallıyordur, dişiliğini kullanarak iş yaptırmaya çalışıyordur! var orospudur...

bunlar tabi ki genelleme. yoksa benim de var başımda çatlak bi kadın. ama bunu yapanlar sadece kadınlar değil, unutma. erkek yöneticiler de berbat insanlar olabilir, eminim tanımışsındır birkaç tane.

iş konusu... aynı durumu ben yaşasaydım, eşim yurt dışına birkaç sene görevli gidecek olsaydı, ben de istemezdim. hayatını bir insanla birleştirdiysen, işinden de sosyal çevrenden de zaman zaman fedakarlıkta bulunman gerekebilir. bunu kadın kadar erkek de yapmalı, evlilik sadece kadının fedakarlıkları üzerine kurulabilecek bir düzen değil.

erkekler güçlü kadın istemez konusuna değinmişsin, bence tam bir muamma! tecrübeyle sabit, güçlü kadınlara aşık oluyorlar ama sonra onları çeken bu güç değilmiş gibi, kadınları kedi yavrusuna çevirmek için uğraşıyorlar. sonuç? bazen kadın için, bazen de her iki taraf için hüsran. ama haklısın, erkekler güçlü kadından korkuyorlar. mağara döneminden kalma içgüdüler belki de, ben avlanayım kadın yuvada otursun... değişmeli. nasıl olacağı da yetiştirilecek yeni nesillerin ebeveynlerine bağlı, yoksa 30-40 yaşındaki adamı onca senelik doğrusundan uzaklaştıramazsın.

bayan kelimesini kabullenmeyi reddediyorum! sen de etmelisin. hanım gayet kibar bir söz, kadın demeye çekineceğin ortamda kullanmaya çok uygun. bayan falanca demektense, falanca hanım kulağa daha hoş geliyor. bundan 10 sene önce bayan yoktu, eğer bir toplantıda "bayanlar, baylar..." diye başlayan bir konuşma yapmıyorsan. hatta hanımlar, beyler dendiğini hatırlıyorum. bunu kullanan kadınların olduğunu inkar etmiyorum, söylemiştim, varlar ve onları da onaylamıyorum. bir kadın, kadın demeye utanıyorsa, onun ayıbıdır, eksikliğidir, ezikliğidir. bunu değiştirmek senin elinde değil elbette. anladım, başın derde girmiş. en azından, yeni girdiğin ortamlarda, tanımadığın kadınlarla ilgili konuşurken (bizim blog yazışmaları gibi)hanımlar demeyi seçebilirsin. buna kimse kızmaz. ters laf edecek bir kazmaya da rastlarsan (evet, kadınlardan da kazma çıkar ve erkeklerden beterdirler) hanımefendinin bir nezaket sözcüğü olduğunu, aldığın terbiye gereği böyle hitap ettiğini, ama kendisi hanımefendilikten rahatsız oluyorsa uygun bulacağı başka bir sıfatı da seve seve kullanabileceğini söyleyip, karşındakinin dilini kıçına kaçırabilirsin ;)

kadınım-erkeğim hitapları bana göre değilse de, çiftler arasında kullanılabilir. neticede kişisel tercih, ben sevmem ama senin eşin duymak ister, neden olmasın? ama o duymak istiyorsa, sadece o duysun. bırak şairler ahkam kessin benim kadınım bilmem ne diye, sen sadece eşine hitap et kadınım diye, biz bilmeyelim. bu sahiplenme aranızda kalsın, biz yine birbirini çok seven hoş bir çift olduğunuzu anlarız. ilan etmeye gerek yok :)


iyi yolculuklar yabancı, iyi tatiller. dönüşte görüşürüz, adres burada, yazılar burada ve yoruma açık. her zaman beklerim.

selamlar.

28.07.2009

kafanız hiç iyi bi boka basmasın zaten!

anca hınzırlık, yasak delmek... ulan bi kere de aşı bulun, beste yapın, organik ürün geliştirin... dünyaya bi hayrınız olsun be! yok! anca kahvede nasıl sigara içilir onu bulun...

27.07.2009

elemtere fişşşşşşşşşş



efendiiiiiiiiimmmmm, gecikmeli de olsa, gelenekselleştirmeyi hedeflediğimiz 1. blogcu kızlar toplantısı'nın açılış fotosuyla çatlatma yazıma başlıyorum. cümleten hayırlı ola...

istanbul ve trafik, özlemden ciğeri yanmış zavallı bendenizin hafızasında, sadece tatlı bir hatıra olarak kaldığından, 18:30daki randevumuza 19:05 sularında anca gidebildik. (anlayacağınız üzere) çok şükür ki yalnız değildim, otobüsün çakma deri koltuğuna hemen yamacımda yapışmış olan seval'i koltuktan kriko ile söküp yanımda sürükledim de, fırçayı tek başıma yemedim. kendim nasıl oldu da kalkabildim, o konuda henüz mantıklı bi açıklamam yok. tek hatırladığım otobüsün kuzine gibi yanmakta olduğu, donumun kıçıma yapıştığı ve sahile inmek üzereyken, orta kapının sol çaprazında oturan, biraz estirikli bi yolcunun hareket etmemiz için, kulağa metronomla ayarlanmış gibi gelen periyotlarda "yeşil yandı, yeşil yandı, yeşil yandı..." dediği. sonra bi baktım kendimizi yola atmışız, karşıya geçecek boşluk arıyoruz...

ayça sağolsun, incelik göstermiş, elinde 1 demet beyaz gülle bekliyordu. gerçi niyeti fırlamalıkmış, ama mevsim müsait olmadığından yakasına kırmızı karanfil takamamış, gül getirmiş bizlere. ben de taksim'deki ezik otelin (the marmara'nın yanında bi otel daha var, her görüşümde "aaaa, burda otel varmış!" dediğim, gaaayetlen pahalı olduğu her halinden belli ve fakat bi o kadar da silik, ismini cismini her görüşümden sonra unuttuğum yer) yanında yere oturmuş bi teyzeden poşetler içinde lavanta almıştım, kızlara birer paket vererek kabahatimi affettirmeye çalıştım. zaten ayça o kadar kıl bi tip ki, benim kabahatim onun varlığı yanında görünmedi bile hihohahahahahahaaaaaa! şaka len, şaka. hani sen beni böyle gıcık bi şey bekliyomuşsun ya, madem o gün hayal kırıklığına uğradın, bugün bi nebze telafi edeyim dedim ;))

herkes yazdı, ben de dallandırmadan mekana geçeyim. sahilin hemen dibinde yer bulamadık, geçtik karşıya, 3 sigara içicisi ve 1 sadberk olarak kaldırıma masa atmış olmasıyla gönlümüzü okşayan kale pilsen'e oturduk. hemen birer soğuk bira söyledik, ortaya da patates ve sigara böreği elbette. mekan konsepti, dar ortamda sempati kumkuması yaratmakmış. bunu da, zaten biraların zor sığdığı masamıza, 2 tabak patates ve 2 tabak börek gelmesiyle anladık. şimdi patates gene neyse ama, bi porsiyon dediğin sigara böreği zaten 4 tane ulen. koysana hepsini bi tabağa, ne sıkıştırıyosun hanımefendileri? cıkcıkcık....

tabi bunlar neşemizi kaçıramadı. başka bi arzumuzu soran garsona ayça'nın yapıştırdığı cevap (var ama gerçekleştirebilmek için alaattin'in cini olman lazım) seval ve sadberk'in birer hanımefendi gibi tatlı tatlı gülmesine (hatta sadberk gülümsedi sanki, dişlerini görmemiş olabilirim. hmm... evet evet) benim de ağzım bira dolu halde iken MUAHAHAHAHAAAAAA şeklinde patlamama sebep oldu.

bi sessizlik olsa ne yaparız endişem vardı, sad'da da varmış. hatta gün içinde bi ara girip baktım sayfasına, o kadar tırsmış ki, metris istikametine tünel kazmanın yollarını bile aramış. gerçi tek derdi sessizlik değilmiş, ya ayça-seval-baykuş yerine, vakkas-tayyar-cabbar gelirse, hele de yakaları bağırları açıksa, aman yarebbim ya bi de altın madalyon felan takıyorlarsa... nayırrrr! nolamazzz! gibi manasız çığlıklar atan iç ses de biraz fişteklemiş halet-i ruhiyeyi. ama korkunun ecele faydası yokmuş arkadaşlar. zaten korkacak bi şey de yokmuş. masaya oturur oturmaz önce benim rahmetliden, sonra da, ortamdaki birbirinden matrak hatunların, o kadar matrak olmayan kocalarından çekiştirmeye başladık. adamların kulaklar oldu birer eşek kulağı, ama duran kim :) netekim bi süre sonra sad'ınki canlı telefon bağlantısıyla ortama dahil oldu, gereksiz bikaç talep sıraladı ve sad'la seval'in erken kalkmasına sebep oldu. seval'in, eski bi hayranının (ya tamam, arabalı bi manyakmış ama böyle yazınca daha hoş geldi gözüme) akşam geç vakit eve dönen genç kızları takip fentaazisi yüzünden, sad'la gitmesi en iyi çözüm olacağından onu da uğurladık. tabi o saate kadar toprak anamızın ne bereketli olduğundan tutun da, efendime söyleyeyim kedilere kadar her konuya ufak da olsa parmak attık. kendisini tam bi evlilik düşmanı olarak yetiştirdik, meydana saldık. hadi.. eee... şey.. hm.. hadi şeyin bol olsun seval.. ee... hadi hayırlı savaşlar!

bu arada, bugün konuşuyoduk, söyledi; anası onu kötü etkiliyoruz diye kızmış, bi daha bizimle görüşmemesini söylemiş. ben de dedim ki, hatta burdan bi daha diyorum: asıl onunla görüşme sen, yakacak başını alçak kadın!

bol bol kulak çınlattık. farkındayım ki hepiniz meraktan öldünüz, gerçi ben kıçımı toplayıp da yazana kadar kızlar olanı biteni anlattı, herkes yeni haberlere geçti ama, olsun. sonunda yazdım. şimdi de, o sahtekarların yazmadığı acı gerçeklere gelelimmmm!..

hera, kızım sen daha fitnenin başı fücurun eşi de bana, bak söyliiim, bunların hiçbiri seni sevmiyo ha. varsa yoksa dedikodun, varsa yoksa çekiştirme. "arkadaşlar yapmayın, etmeyin.. çok iyi kızdır, yazık bakın uzakta. keşke o da olsaydı, ulen o zaman yüzüne söylerdiniz, şimdi arkasından arkasından ayıp değil mi? ben bi küçük su dökmeye gitsem şimdi ortalığı laf götürecek, yeter ama, aaa..." falan dedimse de, dinlemediler. ağzıma bi topak buruşturulmuş peçete sokuşturup, ellerimi de sırt çantamın askılarıyla bağladılar ve gidene kadar hep seni bokladılar. dayanamadım, ağladım. gözlerime kan oturdu bak, şişti na bu kadar oldu! hatta bu ayça mikrobu şişen gözlerime o kadar güldü ki, acaba üflesem içine denk gelir mi, diye meraklanıp sigarasının dumanını suratıma suratıma üfledi! tam bi suzan avcı modeli, iyi ki uzaktasın da bu sahnelere şahit olmadın arkadaşım, dayanamaz, sen de ağlardın hıçkırarak.

edalım, sen de nasiplendin bak, demedi deme. çok yüz verme bunlara, bodrum'a gelip, senin eve çökme planları var. sad'dan duydum, çok iyi çocuk sever numarası yaparmış. senin kızla oğlanı, geceleri ellerinden tutup, bahçesi olan barların önünde oynatıp, dilendirecekmiş. seval sizin mağazadaki tüm fotoğraf malzemelerine çöküp, çektiklerinden sana 1 pozcuk bile göstermeyecekmiş. ayça bütün gün havuza yayılıp, yiyip içip, hesabı sana kitleyecekmiş. benim ellerimi bi çözselerdi, hepsinin saçını başını yolacaktım "düşün len arkadaşımın yakasından, hainlerrrrr, zındıklarrrrrr!.." diyecektim ama, biliyorsun durumu.

sweety, bak söyliyim, yaşın daha küçük, çıtırsın falan ya, hepimiz sana kılız ulen! hepimiz! ben de yani! zaten epeydir yazmadın, şimdi git, her gözünün altında ve yanlarında en az 4er kazayağı olmadan da çıkma karşımıza. yoksaaa... çok pis dalarız! yaşlı kadınlarla arkadaş olabileceğini de nerden çıkardın, anlamadım vallahi! gerçi bu ara çok içtim, karaciğer büyümesi kapıda olabilir. kan grubun neydi canım senin? gel ayol, gel ablana. yabancı gibi durmasana orda :)

creep, kocalardan sana sıra gelmedi. bi dahaki buluşmaya çekiştirilecek ilk erkek olarak aldık seni listeye...
diye son bi defa zehrimi salayım :) doyamadığım o akşamdan kalan en belirgin şeyleri de yazarak bitireyim.

öncelikle, bi meyhanemesi yer dolusu maç izleyen adamın ortasında 4 kadın yine de eğlenir arkadaşlar. bizi kimse durduramaz, yeter ki içimiz neşeli kalsın.

sad; yazılarındaki fırlamanın aksine, güzel gözlerindeki muzurluk hafif bir hüzün buğusunun arkasına saklanmıştı. sen yine o hınzır kadın ol, hiçbir şeyin senin önüne geçmesine izin verme.

seval; ağzının kenarına sıkıştırdığın sigarandan dumanlar tüterken, bir elinde biran bir elinde fotoğraf makinenle şu yukarıdaki pozu çektin ya :) eline sağlık. muhallebicideki ilk randevumuz da başka yazıya kalsın :)

ayça; itiraf edeyim ki, ben de seni pek kıl bekliyordum, değilmişsin. benim çocukların maç sonrası gelişyle yarım kalan sohbete, en kısa zamanda devam edelim. çok tatlısın, çok şensin. ayrıca bu kadar hanımkızın arasında yalnız kalmadığım için çok sevindim ;))

ve, gökten 5 bira düşmüş. biri sad'a, biri seval'e, biri ayça'ya, biri masada olmayan ama yanımızda olan tüm dostlara, biri de bu uzun hikayeyle kafanızı şişiren baykuş'a... hadin şerefe!


24.07.2009

lassie - eve dönüş


sabahın 07:50si itibariylen pis kokulu memleketime dönmüş bulunuyorum. planım terminalden adliyeye geçmekti ama otobüsün camındaki yansımamı görünce, bu halde gidersem sırf tipten 10 yıl yatacağım kanaati oluştu. netekim biraz adama dönmek için eve geldim. dönüşümü de hasetliğinden çatlayan bi kısım medyaya duyurayım, bugünü bari huzurlu geçirsinler de nazarlara gelmeyeyim, dedim hehehehehe


günün kalanı nasıl geçecek bilinmez. yeni nüfus cüzdanım ve ben tatilden ARTIK dönmüş olduklarını umduğum aileme el öpmeye gideceğiz. lassie kadar sevinç yaratamayacağım kesin ya, yine de motive olayım istedim.


hadin sağlıcakla...

19.07.2009

evde duramadım

dedim ki yolcudur abbas, bağlasan durmaz. istikamet istanbul.

hadi bana müsade. kalın sağlıcakla.

dijital yayın benim eve yayamadı

ist.daki evde kablo tv benim adımaydı, benden sonra kuzuş kaldığı, kuzuş da ankara'ya dönünce kuzeni geçtiği için iptal ettirmemiştim. buranın kablo tvsi de evin artık ikamet etmeyen sakininin adınaydı mecburen. kendisi de bi miktar aceleyi seven model olduğundan, taşınma konuları daha netleşmeden, yemedi içmedi gitti iptal ettirdi sağolsun. ben dijimürk alıcam, napıyosan yap, demiştim onun telaşına kızıp. ama ne bileyim anasını sattığımın semtinde bi dijilememe sorunu olduğunu!
dün, benim evde 1 sene kalacağım kesinleşince, aradım dijicileri, benim evimi de dijin dedim. bugün geldiler, az önce de afedersiniz g*tlerine baka baka gittiler. çünkü ev o kadar çukur bi semtte ki, yayın buraya kadar yayamıyomuş.

üst kattaki manyak halı çırpıştırıcı mahalle karısının kocası, apartömenumuzun yöneticisi olur. çaldım kapılarını, kadın da banyodan yeni çıkmış (zamanlamama s*çam) saçından sular damlayarak kapıdan burnunu uzattı ve çatıya çanak koymak, olmadı mı peki sizin balkonun bi köşesine şeyetsek vb tüm taleplerimi reddedip, benim de g*tüme baka baka evime dönmeme sebep oldu.

onların karşı dairesi de, kendi balkonları zaten ağzına kadar çanak dolu olduğundan, kabul etmedi.

sonra dijiciler çıktı konuşmak için, onları da itinayla geri püskürttüler. bi de arkalarından bilmiş bilmiş, kablo tv var biz onu kullanıyoruz, demesin mi?! ulan çok biliyosun sen, diye merdaneyi kapıp çıkacaktım ama, kadın o kadar kocaman (sırf memeleri benim mabadımdan büyük, varın gerisini siz tahayyül edin) ve o kadar çok halı çırpıyor ki, eminim karşısına herkül gelse bi el-ense çekip katlar köşeye bırakır. vazgeçtim netekim, sessizce küfredip kapımı kapattım. bu da içime dert oldu. bekliyorum şimdi, bi sarkıtsın halısını, ben biliyorum yapacağımı heheheheh

netekim, evde ne kablolu ne başka türden yayın yok. geçmişte muhtelif anten denemelerinde bulunmuştu vatandaş, başedemeyince gidip kabloluyu almıştık. şimdi benim adıma olması gerekeceğinden, ist.daki iptal ettirilecek, orda kızlara bi masraf, buraya bi daha bağlanacak hadi bi masraf da bana. gelip iki düğme kurcalıyolar, 80 lirayı alıp gidiyolar anasını satayım ya! ulan eski koca, sen gittin, açtığın dertler bitmedi be! ne diyeyim arkandan... tövbe tövbeeee

18.07.2009

final

eve döndüğümde beni bekliyorlardı. o'nun eşyaları toplanmış.
babası beni görünce ağlamaya başladı, arkasından da ben. fazla söze gerek yok, sonucu söyleyeyim: 1 sene kalıyorum evde, babası istediğim kadar kalmamı, buranın benim evim olduğunu ve o'nunla benim aramda ne geçtiğinin önemi olmadığını, benim onun kızı olduğumu ve bunu hiçbir şeyin değiştiremeyeceğini söyledi. ben 1 senenin yeterli olacağını söyledim. iyi bir zaman, para biriktirmek için ve hayata baştan çekidüzen vermek için iyi bir zaman.
sonra gittiler. kapıda sarılıp ağladık. sonra gittiler.

17.07.2009

bana bunu nasıl söylersin? şu masum suratıma bi bak!

akşama yaklaştıkça stresten dişetlerim deli gibi kaşınmaya başladı. bilenler bilir, heyecan beni dişten vuruyor. neredeyse kolumun tamamını ağzıma sokup hart hart kemireceğim kaşıntı geçsin diye! allahtan ağzım küçük de, yapamayacağımı bilmek beni durduruyor. gerçi bademciklerimi alan manyak; muayeneye gittiğimde, dilimi gazlı bezle sarıp dışarı çekmiş ve elini tahminimce bileğine kadar ağzıma sokup gırtlağımdaki her santimetrekareyi kurcalayarak boğulayazmama sebep olmuştu! aman, geçmiş gün-kötü anı, kapatalım bu bahsi.

biraz daha sakinleşemezsem pencere doğramalarının köşelerinden koparım ısırmaya başlayacağım. bugün aramak gafletine düşen her telefon adabından nasibini alamamış talihsiz, benim sinirimden nasibini alarak açığını kapattı. kamu yararına gönüllü fırça atabilirim. var mı bildiğiniz bu tarz hizmet veren kurum?

kıvırcık beni sakinleştirmeye çalışırken aklıma kına geldi. ne alaka diye sormayın, cevabım peşinen, bilmiyorum, olacak. eve giderken bi küçük paket de kına alayım da paşaya vereyim, dedim. hazır afganistan'a da gidiyorken ortama uyum sağlamak adına tamamen masumane bi veda hediyesi olarak eheheh... uygun bulduğun yerlerine yakarsın derim, deyince "sen de az değilsin"dedi. ben de dudaklarımı büzüştürüp, şu masum surata bi bak, şu küçücük ağzıma bak. ya gözlerim, hı?, dedim. fino yavrularına benzemişim, öyle dedi. tabi çağrışımşinas bünyem hemen hatıralar arşivinden çizmeli kedi klasörünü çıkardı ve önüme koydu.

kulakları çınlasın, eskişehir'deki arkadaşım şero beni çizmeli kediye benzetirdi. hani o düşmanlarıyla ilk karşılaştığı anda, şapkasını eline alıp, gözlerini koca koca açarak mazlum pisicik pozunu alışı ve beklenmedik anda saldırıp, karşı tarafta 10 gün iş göremez raporu aldıracak hasarlar yaratması yönünden.. heheh, aldığım en güzel iltifatlar listesinde ilk 5tedir bu. ilki "abla helal olsun, dolmuşçu gibi kullanıyosun valla" diye biten bi cümleydi.

neyse, bakalım güzel bi görsel bulabilecek miyiz diyerek gugılı açtım ve o pozun 1001 karesini buldum. buraya da koyayım da keyfim yerine gelsin. huzurlarınızdaaaaaaaaa, taarruz öncesi puss in boots!


şu masum surata bi bakın ya, nasıl kötü düşünürsünüz? cık cık cıkk... içiniz fesat sizin, içinizzzz...

çağlar boyunca türk kadınının ocakla mücadelesi

kuzenlerimden biri 6 sene önce evlendi. eş durumundan izmit'e yerleşti, istediği gibi bi iş bulamayınca da ev hanımı kariyeri başladı. canı o kadar sıkılıyordu ki, kendini temizliğe verdi. her allahın günü ev süpür, toz al, fayansları ov vs... "evde tozun zerresini bulamazsınız heheheheh" diyerek anlatırdı, çok gülerdim. bi seyahat dönüşü ona uğramıştım, yemek yaparken ocaktaki uzaylı dokunuşu dikkatimi çekti. hani bizim dünyayı kurtaran adam'ın uzay gemisinde ileri teknoloji ürünü her şey alüminyum folyo kaplıydı ya, onun gibi.

ocağın gaz çıkış yerini kamufle etmek ve gazın her noktadan eşit dağılımını sağlamak amaçlı o 2 cm falan yüksekliğe sahip gri görünümlü aparat, folyo kaplanmıştı. bu ne len, soruma tipik ev hanımı ciddiyetiyle "her yemekten sonra sil ovala, süngerle çıkmıyor, tel tarafıyla ovunca da çiziliyor abla. ben de bununla kapladım, kirlendikçe atıyorum." diye cevap verdi. la havleeeee, deyip gülmüştüm. ocağın orası nasıl kirlenir ki? tamam, etrafa sıçrar, ne bileyim taşar her yere akar ama o parçayı zaten tepesine takılan yassı şapkalar korumuyor mu be? bu neden üzerine bu kadar kafa yorulacak bi konu haline gelmiş ki? ya da benim aklıma nerden geldi? çünkü, temizliğe, kafa çekmeye gitmeden önce kaldığım yerden devam ettim efendim, yani mutfaktan.

sabah yazımı düzelttikten sonra mutfağa geçip ocaktaki kirlere saldırdım. ocaktaki kirler dediysem, öyle hafife alınacak gibi değil. malumunuz, 8 haziran itibariylen boşanma kararı alıp uygulamaya geçtik. ondan önce de 1,5 ayı aşkın tadilat eziyeti, ben silip arkamı döndükçe batan eşyalardan bıkıp bezlerle deterjanları tatile yollamıştım. nerden baksan 3 aydır ocağa dokunulmamış! aman allahım! ben pis değil dağınığım, savunmam boşa çıktı. evet, pisim! oh be, rahatladım valla. pisim efendim, sevmiyorum elimi acaip acaip kaygan ya da pütürük hisler veren maddelere sürmeyi, eldivenle de iş yapamıyorum var mı itirazı olan? ayrıca ocak benim değil mi kardeşim, kime ne? pisim ulan, ne olacakmış?

neyse, uzun bi aradan sonra bu akşam ilk defa yemek yapacağım ve kendi sağlığımı şu aralar yeterince bozduğumdan, fazlasına ihtiyacım olmadığına ilaveten annesiyle babasının can güvenliğini düşünerek ocağı temizlemeye karar verdim. karşısına geçip şöyle bi baktım, kirler de bana baktı. pis pis sırıtıp gözkırparak, başparmaklarıyla işaret parmaklarını birleştirip cücük yaptılar bi de! o an farkettim ki bu bi temizlik savaşından ziyade kan davası ve büyükşehir bebesi, iyi aile evladı cif bu işi temizleyemez. lavabonun altındaki dolabı açtım, işte smith wesson'dan sonraki en mukaddes icat karşımda hazırol vaziyetinde bekliyor: domestos!

derya baykal'a yazıcam, güzin aplama, sonraaa sonraaa... şeye, seda sayan'a ayrıca cırtçı ayşe teyze'ye... bunu tüm kadınlar duysun, bilsin. ellerinizde o vıcık acaip hissi ve işlemin bitişinin üzerinden saatler geçtiği halde çıkmayan kokusunu bırakıyor ama, ocak namusu temizlendiği için mutlu, adeta ışıldıyor. anti-hijyen ortamda yemek yapıp vicdan azabı çekmeyeceğim için ben de çok mutluyum. ayrıca
ne ayrıca ne? gene esmiş aklıma bi şey ve unutulmuş. ben ne yapacağım bu hafızayla ya... hayır o kadar da balık yiyorum, nereme giriyo fosfor? hani icraat? yok!

kıromuz gurumuz, gurumuz kıromuz için!

utanacağımı mı sandın hera :) al ulen, aha da ilan ediyorum, kıroyuz, kekoları dinliyoruz, eğleniyoruz. bu sebeple adım sidikli baykuş'a bilem çıktı, evet gülmekten altıma işeyecek kıvama geldim ne olmuş :)



pek önemli not: o yorumlarda yer alan günlüktutan benim hehehehehe

ve bununla da yetinmiyorum, sizleri gurumuz seval hanım ile tanıştırıyorum. kendiniz görün, seval anlatılmaz okunur.



buralarda bi yerde hunim olacaktı, vakumlu poşete mi koydum acaba kazaklarla beraber?

keşke hep yabani kalsaydın,

dedi abim saçlarımı okşarken.

saçlarım iki örgü, iki inatçı tutam, çenemin yanlarından sarkarken...

"keşke hep yabani kalsaydın" dedi abim, kafam hafiften güzelken. "senin hiçbir şeye ihtiyacın yok, sen yabanisin ama onlardan değilsin, unutma!" diye ekledi. "biliyorum" dedim, o anlamamıştı ama ben de unutmamıştım. yabaniydim.

yarın büyük gün, final maçı. annesi-babası-o eve gelecek, onun kendi başına toplamaktan aciz olduğu eşyaları almaya.

evi süpürdüm bugün, salonun kapısının eşiğinden başlayarak bir duvarın öbür duvarla birleştiği köşeye kadar uzanan bitki sineği cesetleri vadisi'ni süpürdüm. bir gören olsa sanacaktı ki toplu mezar, sinek soykırımı yapılmış! bilmeyeceklerdi ki, benim duygularım o yatan küçük kara şeyler. "pis" deyip geçeceklerdi. pis değilim oysa, sadece duygularımı süpüremeyecek kadar yorgun ve bir o kadar isteksizim. değil mi ki yok olacaklar bir süre sonra, 3 tel saçı kalan kel adam fıkrası misali, "bırak" demiştim, "dağınık kalsın!" yine de süpürdüm.

"arkamdan konuşmasınlar" dedim, süpürdüm işten dönüşte. konuşsalar kaç yazar ya... halam kızdıkça söylenirdi hep, arkamdan konuşan arkamı yesin, diye. ben yine de konuşmasınlar istedim. unutulmak istediğimden hep bu temizlik sevdası. unutulmak ve rahat bırakılmak istediğimden. arkam da bende kalsın, önüm de. yüzüme söylenemeyen hain planlar değil mi bugünkü çalkantılı ruh halimin sebebi? düşünülmeyeyim gayrı, konuşulmayayım, unutulayım da hiç olmamış oluvereyim ben.

bi gidin be!.. 2 aydır uyumadım, bu gece horlamak istiyorum!


BU SABAH, 06:39
gece bi gözüm sağa bi gözüm sola bakarken, kaydet yerine yayınla butonuna bastım yanlışlıkla. nasıl becerebildiğimi halen merak etmekteyim. tam kendi kendime, aaaamaaaaaaaannnnn, derken de elektrik kesilmesin mi! zifiri karanlıkta el yordamı salona gidip, çantamı bulup, içinden çakmak çıkardım, sehpanın üstündeki mumlardan birini yakıp odama geçtim. yazı da böyle kaldı tabi. uyanır uyanmaz geldim, odanın ışığı açık kalmış, ne hikmetse elektrik geldiğinde pc de açılmış. neyse, oturdum yazımın başına, yaklaşık 15 dakikadır düşünüyorum, lafı nereye bağlayacaktım diye düşün düşün... yok arkadaş. artık neye kızdıysam o saatte ve o kafayla... kaldı böyle.
hadi hepimize iyi günler.

16.07.2009

bi şeyle de dalga geçmeyin yahu!

bu ne şimdi ya?! ben bu filmi kaç kere izledim, soundtrackini ne kadar aradım zamanında biliyo musunuz siz? şu hale getirdiğiniz afişi alabilmek için kızılırmak sineması' nın müdürüne kaç kere gittim de adamla en sonunda arkadaş olduk, sonra film habire festivallere katılıp ödül aldıkça gösterimden kalkmadı, bu arada müdür işten ayrıldı, yeni gelen müdürle sıfırdan başlayıp onunla da bi şekilde anlaştım haberiniz var mı ha? yağmurlu bi perşembe sabahı film nihayet sinemaya veda ettiğinde, nasıl koşarak çıktım evden, afişi yağmurdan korumak için sadece 1 taneye ihtiyacım varken tekli bulamayıp 12 adetlik 1 paket battal boy çöp torbası aldım düşündünüz mü...

ah ulen ah, ayların emeğini duvara astığım anda duyduğum haz dün gibi aklımdayken, bunu bana nasıl yaparsınız be?! alçaklar!!!