- janis'le beraber soyunduğumuz işlerimiz süper yürüsün, aldığımız her karar bize mutluluk getirsin, o kadar ki ankara - istanbul demeden gındıllanalım. ilhamımız eksik olmasın, hep yaratalım hep yapalım.
- kış boyunca hava soğuk bile olsa çok kar yağmasın, yağarsa gece biz uyurken erisin, hava - kara yolları tıkanmasın, isteyen istediği yere gitsin.
- bahar gelip de yağmurlar azınca hiçbi yeri sel basmasın.
- yazın yangın çıkmasın, ormanlarımız yerinde dursun, otellik arazi olmasın.
- baskülle tartılmaya devam edebileyim, kantaralara kadar düşmeyeyim.
- aylardır niyetlendiğim pilatese artık başlayayım, haftasına sonuçları görüp hayret edeyim.
- saçlarım uzadığı zaman da dalgaları bozulmasın.
- daha fazla alışveriş merkezi açılmasın!!! lütfen ya...
- sol el bileğimin ve sol ayak bileğimin yıllardır çektirdikleri ızdıraplar son bulsun, hayatımı kötü etkileyen bu dişi enerjinin sahibi olan münasebetsiz kadın siktirsin gitsin.
- akmayacak diye binbir hevesle aldığım, cecile marka kıçı aplikatörlü siyah göz kalemim de 2 haftalık mutlu mesut kullanım sonrasında su koyverdi allahından bulsun! 2 saat içinde yanaklarıma inip beni pandaya benzetmeyecek makyaj teknolojisi istiyorum.
- annemin içindeki şeytan çıksın, abuk sabuk konuşup bana cinnet ve hatta cinayet sebebi yaratmasın, kapıyı vurup gitmek zorunda kalmayayım kalırsam da bu defa vicdanımı dinleyip 4 ay sonra geri gelmeyeyim.
- para istiyorum paraaaaaaaaaa! fiktoş'la ortak biletimden gayrı, şahsi teşebbüsüm olan sonu 7 ile biten çeyreğime de iyi bi ikramiye istiyorum.
- kırmızı ruj sürmek istiyorum. fiktoş diyo ki... neyse, ben gene de istiyorum.
- saçlarımın rengi hiç açılmasın, hep siyah kalsın. arada tek tük beyazlar olabilir ama abartmasın, asabımı bozmasın.
- içip içip dağıtmak istiyorum ulen! ama bu gece olmaz, kılçık sultan'ın açık arayan gözleri önünde herhangi bi tebessüm bile sarhoşluk sayıldığından, bu gece olanca meymenetsizliğimle oturucam. kafasını başka yere çevirsin, arkasından da nanik yapıcam. yok arkadaş, ben annemi hakkaten sevmiyorum.
- şu üşengeçliğimi bi atayım, birikmiş yazılarımı yazayım, okunmamış mailleri okuyup cevaplayayım.
- mutlu olacağım bi yerde yaşayayım.
- gelecek 8 yıl boyunca hep olduğumdan 6-7 yaş küçük görüneyim, sonra da 38'e sabitleneyim, ama 50 olunca da 40 göstereyim.
- huzurlu uyuyayım.
- huzurlu uyanayım.
- günlerim huzurlu geçsin.
- 19-20-21. maddelerin gerçekleşmesi için bana acilen bi ev lazım. geniş bi 1+1 olsun, kocaman terası olsun, camları damı yanı yöresi iyice izole edilmiş olsun ki yazın serin kışın sıcak oturayım içinde. çiçek de ekicem, söz bak.
- zihin açıklığı istiyorum.
- aşk... ah aşk! evet, halihazırda var bi sevdicek, sağolsun iyi adam, yok kendisinden bi şikayetim dursun hayatımda, hep olsun. hep olsun ama dünyanın bi ucundan bi ucuna ilişki de zor oluyo be evren. diyorum ki bizi ortada bi yerde buluştursan... şöyle ılıman iklimli, yeşili bol, musluktan akan suyu içilir, havası temiz korna sesi az olanından...
31.12.2010
evren baba'nın dikkatine: yeni yıl listem
26.12.2010
hayat, beni neden yoruyosun? kırıcam ağzını burnunu o olacak!
23.12.2010
17.12.2010
zaman siler her şeyi... sahi, siler mi?
14.12.2010
patronum beni seviyormuş!
1.12.2010
29.11.2010
şiş kadını
28.11.2010
23.11.2010
yeni yıldan isteklerim - bölüm 1:
- kendi dilini konuşup yazabilen arkadaşlar,
- her akşam aynı saatte kaka yapabilmek,
- çok yiyerek zayıflamakta gözüm yok, su içsem yaramasın, ona da fitim.
14.11.2010
29.10.2010
28.10.2010
neşe benim ne haddime!
27.10.2010
neşeli ol ki genç kalasın ojesi
14.10.2010
evvel zaman içinde...
2.10.2010
helal bu fuar sana!
24.09.2010
19.09.2010
1.09.2010
büyüdük
adeta bi maymun yavrusuydu. salıncağımın oturağını çıkarır, iplere tutunup havada taklalar atar, kapı pervazına, bulduğu her ağaca, iki de vantuzu olsa eminim düz duvara tırmanırdı. doğuştan baş belası.... bi de taklitçi! yolda yürürken adımlarıma bakar, benimle aynı anda sağ aynı anda sol basmaya çalışırdı. kollarını benimle aynı anda öne arkaya atmak için o çabaladıkça, ben de bozmaya uğraşırdım. bi gün yağmurda gezeceğim diye tutturdum, meloş yok dedi mok dedi, dinlemedim. ben evden çıkarım da o durur mu? elimizde şemsiyeler, bomboş sokakları keyifle turladık. tabi su birikintilerinin gözüne gözüne basıp kıçının deliğine kadar sırılsıklam olanımız daha çok eğlendi. ne hikmetse ikimiz de hastalandık, karşılıklı kanepelerde yatar halde içtik komşu teyzelerin geçmiş olsun çorbalarını.
28.08.2010
23.08.2010
5.08.2010
28.07.2010
7.07.2010
hadi bakalım...
- Felsefem: yaşa, erteleme, başkası için vazgeçme
- Hayat: yarı şaka yarı ciddi geçip gidiyor işte
- Çocukluk: iyiydi, hoştu da çabuk bitti be...
- Güneş: amele yanığı
- Gözler: de yalan söyler
- Yıldızlar: kaysa da dilek tutsak
- Güzellik: geçici, madilik kalıcıdır
- Sevgi: kedi
- Aşk: bok!
- Müzik: comparsita - sahildeki dondurma... öyle ortaya karışık :P yok be, iyidir müzik, ses çok açılmış da ritim iç organlarımda vurmuyosa tabi
- Dost: az olsun öz olsun
- Para: ben o lidyalılar'ın taaaa...
- Erkekler: iyiler hoşlar da arada şerefsiz var bikaç tane, gariplerimin adı toptan kötüye çıkıyo cık cık cık... şşt, çıkın bakim siz sıradan, kime diyorum!
- Savaş: ma seviş... mesela
- Ağlamak: soğan doğramakla süreyya ayhan şampiyonluğa koşarken çığlık çığılığa ayağa fırlamak arası bi durumdu, o salak hayatını mahfetti ben de başka bahaneler buluyorum şimdi. iş ki muslukların gevşeyesi tutsun...
- Deniz: ve mehtap ve iyot kokusu ve tenimde tuz ve kıyısına ilişip sigara içmek ve ayaklarımı içine sarkıtmak ve balık ve rakı ve sonsuz... aşk, aşk!
- Ayna: sırlı cam, yalancı cam, öbür elde cımbızla ne de muhteşem ikilidir ama
- Hayal:ler de olmasa sıçtığımızın resmiydi. aa, ben geçen cts sayısal oynamıştım ya, du bi bakim ankara'daki evi içinde eşyalarla beraber yakacak kadar kazanmış mıyım... üstüne de beşiktaş'ta 1+1 teraslı ev parası kaldıysa benden iyisi yok! ben ev bakmaya giderken bu mime şey devam etsin... şey... aman etmeyin, uğraşamıycam şimdi.
4.07.2010
13.06.2010
dayanamıyorum!
ne olmuş? olan şu: eşi gürcan hocam'ı bıçaklayarak öldürmüş!
inanamıyorum! inanamıyorum! insanlara neler oluyor anlamıyorum. ne hale geldik, neden herkesin içinden canavarlar çıkar oldu anlamıyorum. çok üzgünüm, şaşkınım, inanamıyorum. sanki kötü bi şaka, televizyon usulü eşek şakası, ben ağlamaya başlarken biri kırmak isteyeceğim işaret parmağıyla kamerayı gösterecek ve ben hepsine birden uçan tekme atacağım, her şey düzelecek! ama yok, gerçek bu!
ilaç sektöründe son dönemimde tanıdım gürcan ünlüsoy'u. ümraniye merkez sağlık ocağı'nın kapısından hasta ve mümessil eksik olmayan doktoruydu. yüzünde hep muzır ifadesi, hastaların en mülayim insanı bile delirtme noktasına getiren saçma sapan taleplerine karşın bırakmadığı nezaketiyle bambaşka bi insandı. oğlunu çok severdi, hiç dilinden düşürmezdi. yakışıklılığını, okuldaki başarısını, kızlar arasındaki popülerliğini, motorsikletine haftada ne kadar benzin harcadığını... hep büyük keyifle anlatırdı. en büyük hayali, onun da doktor olmasıydı.
çalkantılı aşk zamanlarımdan birinde dertleşirken, eşini ne kadar sevdiğini ve ne zor koşullar altında birleştiklerini anlatmıştı bana. daha önce evlendği ve o evlilikten 2 çocuğu olduğu için ailesinin eşini istemediğini, kendisinin de o dönemde daha tıp fakültesinde öğrenci olmasına rağmen ailesine rest çektiğini ve sonrasında sıkıntılar yaşadığını ama en sonunda evlendiklerini anlatmıştı. aşkın her şeyi çözdüğünü, insana güç verdiğini anlatmıştı. eşine ilk günlerindeki gibi aşıktı. ilaç sektörü cadı kazanıdır, dedikodu yuvasıdır. gürcan hocam'la ilgili ilişki dedikodusu hiç duymadım. aşıktı eşine, evine, oğluna.
tomba'yla buluştum bu akşam, "gürcan hoca'yı duydun mu?" dedi bana. o da çok severdi gürcan hocam'ı. "eşi öldürmüş" dedi, inanamadım. "facebookta var" dedi, "gazetelerde, internette var..." inanamadım. eve geldim, facebooku açtım, sayfasına baktım, yazılar yazılar... gerçekmiş! eşek şakası değilmiş! ben de yazdım birkaç satır, kendimce isyan ettim, neye yararsa... ama internet, o gazeteler... yok eşinin ilk evliliğinden olan kızı demiş ki zaten hep kavga ederlermiş, habire polis çağırırlarmış... eşi demiş ki, yıllardır aldatılıyormuş canına tak etmiş... birine bakarsanız 16 yıllık evli diğerine göre 25... ve haberlerin altında yorumlar, nasıl çirkin, nasıl iğrenç...
"kadın cinnet getirecek kadar bıktıysa vardır bir bildiği"
"suçu hep hırsızda aramayın"
"rahatı bulmuş, eşini aldatmış işte......."
hani neredeyse "oh olsun!" demedikleri kalmış. inanamadım!
siz kimsiniz? siz nesiniz? anlayacağımız dilde konuşabilmeniz, iki satır çirkef yazabilmeniz sizi insan mı yapıyor? siz ne biliyorsunuz da bir hayatın böyle alınıvermesine bu kadar rahat, bu kadar umarsız yorumlar yapıyorsunuz? allah aşkına siz ne yiyorsunuz? neyle nefes alıyorsunuz? akciğer yerine nerenize giriyor benim de soluduğum oksijen? sizin kalbiniz kan yerine iltihap mı pompalıyor tüm vücudunuzla beraber beyninize de? bi insan ölmüş, öldürülmüş, siz iki kelimeyle rahmet okuyacak yerde tanımadığınız insanın ardından utanmadan, cevap veremeyecek olmasına aldırmadan nasıl böyle zevkle saldırıyorsunuz? siz nasıl bi hayat sürüyorsunuz ki bu derece nefret dolusunuz? o adamın bi oğlu var, babasının en iyi arkadaşı, tıp fakültesinde öğrenci, babası mezarda annesi hapiste, kim bilir ne halde şimdi, hiç mi düşünmüyorsunuz? acısına mı yansın babasının ismini mi temizlemek için uğraşsın sizin kirli bakan gözlerinizde? siz nesiniz ya? siz nesiniz, nasıl şeylersiniz, ne yapıyorsunuz? bi hayat çalınmış, kıçınıza kına mı yaktınız şimdi? ölmüşe, öldürülmüşe sevinecek kadar vahşileşmeniz için sizin başınıza neler geldi? insanlara neler oldu? anlamıyorum. anlamak da istemiyorum, anlamaya ve hoşgörmeye çalışmak istemiyorum, bunda hoşgörülecek bi şey yok, aramak istemiyorum. anlamıyorum. insanlıktan bu kadar çıkmaya dayanamıyorum. bi yandan ağlayıp bi yandan öfkeden dişlerimi sıkarak okuduğum gazete haberlerine dayanamıyorum. 1 ay sonra duyduğum ölüm haberine dayanamıyorum. o adamın her görüşümde fıkra anlatma isteği uyandıran hınzır yüzü gözümün önündeyken bi sitede cenaze namazının video görüntülerini izlemeye dayanamıyorum. yeni işimde yardımcı olabileceğini düşündüğüm fikirlerini sormak için facebooktan mesaj attığımda verdiği cevabın ertesi günü öldürüldüğünü düşünmeye dayanamıyorum. istanbul'a dönmüşken onu ziyarete gitmemiş olduğumu düşünmek boğazımda yumru olmuşken yutkunmaya dayanamıyorum. profil fotoğrafı olarak hep eşiyle ya da oğluyla, ama daima gülerken gördüğüm yüzünü bi daha göremeyecek olma fikrine dayanamıyorum. hayat bu aralar çok üstüme geliyor, dayanamıyorum. isyan edesim var!
6.06.2010
16.05.2010
yaktın bizi muzaffer!
28.04.2010
neyse... ben bi süre yazamayacağım galiba. gün içinde arada boşluklar olsa da yazacak kadar sürmüyor, zaten kafam bokla püsürle dolu olduğu için cümlelerimi sıraya da koyamam herhalde. ilk görüşmede 18:00da bittiği söylenen mesaiden; pzt akşamı 20:10 sularında, salı 19:40da ve bu akşam da şans eseri 19:28de çıktım. cumadan cumaya mucizevi bi şekilde içime dolan enerji dışında akşamların çoğunu baygın geçiriyorum. dün fiktoş'un ecnebi arkadaşları geldi. gecenin körüne kadar hahaha hihihi sonra sabah bi kalktım, evrimim yarım kalmış. işe gittiğimde 2 ayağımın üzerine yeni yeni dikilmiş, taytay yapmaktaydım. ama şunu farkettim, çalıştıkça ayılıp dinçleşiyorum! e 7 ay manda gibi yattıktan sonra vücut yeni bi uyaranla karşılaşınca sevindirik oluyo tabi. bakmayın böyle şikayetçi gibi yazdığıma, nazar değmesin diye kasten bokluyorum. geç çıkıyorum, çok çalışıyorum ama şikayetçi değilim. bi şeyler ürettiğimi hissetmeyi özlemişim.
hay ben senin!*..!+^3&/*_'=%*..-#
entera basınca en üst satırın sağ köşesine nasıl ve ne amaçla gidersin ki?
bit
bugün akşamüstü çellocuğum'la gtalk üzerinden kikirdedik biraz. arada onun işi arada benim işim derken bol bol bölündük. blogumu ne kadar özlediğimden bahsettim. bu gece bikaç satır ekleyeyim diye girdim ama kafam sepet sepettt!
ay noolmuş gene burda be? ne enter çalışıyo ne tab! kırk yılın başı bi geldim ağız tadıyla yazamıyorum bile, çekemeyen mi var nedir, nazarlara geldim herhal! bakayım yayınlayacak mı?
17.04.2010
15.04.2010
6.04.2010
4.04.2010
30.03.2010
sen hiç uyma e mi!
25.03.2010
yolcu yolunda gerek
20.03.2010
yetti bu çifte standart, ayaklanın ey aklıselimler!

19.03.2010
bunu da mı görecektik a dostlar!
ah saba tümer ah!.. nereden nereye ha...
biliyosunuz reklamlarla aram pek hoş değil. az önce de bunu gördüm, kolumdan enseme ne kadar tüyüm varsa esas duruşa geçti.
zuhal topal'ı zaten sevmem. avrupa birliği'ne girelim diye neredeyse milletçe domalıp iffetimizden olacağımız şu dönemde, hala 50 sene öncesinin mahalle delikanlısı bilmem ne kültürünü öven, kurugürültüden başka bi şey olmayan, abartılı mimiklerle soytarılık yapılan, "sezonu tamamlamadan yayından kalksın allahım!" dualarımı süper zeki izleyici kitlesi sayesinde boşa çıkaran o dizide oynadığı yetmez gibi, gündüz kuşağında da evlilik programı sunarak çin işkencesinden sonra tarihteki en beter şey olma yolunda ilerlemekte. şimdi de patlak gözlerini belerte belerte, kollarını kaldırıp memelerini hoplata hoplata "ah hah hah hah hah hah hah hah haaaaaaaaa.... benim adım çalıkuşuuuuuuuğğğ!" olan şarkıyı modifiye etmiş, höykürerek söylüyor (ki şarkının orijinali yeterince ürkünçtü zaten)
bu arada aşık atışmasına gönderme yapan bi senaryo izliyoruz. zuhal böğrünüp dururken, saba karşısında sinirleniyor, eline geçen ilk şeyi (teflon tava) şöyle bi tarttığı sırada, ben de; acaba tavanın sapını gözüne mi sokacak yoksa tabanını doğrudan tepesine mi ekleştirecek, diye merak ediyorum. ikisi de olmuyor ve saba da hopurdayarak çığrınmaya başlıyor. saba'nın ah hahhları yükseldikçe zuhal sinirleniyor, arka plan çekimde elinde tuttuğu bıçağın parıldamasıyla gözlerimiz kamaşıyor. iyice heyecanlanıyoruz, hadi bakalım, mutfak meydan muharebesi ha başladı ha başlayacak derkeeeeennnnn... yaptıkları işin aslında ne kadar boktan olduğunu bilen ama yeni bi araba almalarını sağlayacak bankonotlara duyulan açgözlülükten (ekmek parası için demiyorum, zaten paranın gözüne vurdular artık) bu projeye hayır diyemeyen ikilimiz, sinirleri bozularak gülme krizine girip tezgahın üstüne yıkılıyorlar! final! şenpiliç! karılar şen şakrak ya, marka yüzü olmak da dikiş attıran cinsten iki kahkahaya bakıyor. andy warhol mu demişti, bi gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak, diye? e dolmadı mı bunların dakikası? hangi evrendeki zaman ölçüm sistemini kullanıyolar da bizim burda uzadıkça uzuyo o süre yahu? zuhal'den zaten eminim de saba da mı uzaylı? dünyamız neden tam yuvarlak değil de alttan üstten bastırılmış? bu basıklığın türk erkeğinin bastırılmış cinselliğini kadına şiddet olarak dışa vurumu üzerinde etkisi var mı?..
müsadenizle, daha fazla delirmeden temennilerimi sıralamak istiyorum.
allah layığınızı vere manyak karılar. inşallah devamını da çekersiniz de, o çekimlerde birinizin elindeki tava önce ocakta iyice ısınıp sonra öbürünün suratına yapışır, o koca şef bıçağı tutanın dötüne girer, mutfak tepenize yıkılır... fırından çıkan kızarmış piliçler canlanır, sizi set ışıkları tepenize düşene kadar kovalar. devrilen spotların camları kırılıp gözünüze falan batar, bu arada kablolar kopar elektrik kaçağı falan olur da birbirinize sarılmış kahkaha atarken devrilip üstüne düşer o piliçlerden daha çok kızarırsınız!
insanı zorla psikopat yapıyolar ya! ayıp ayıp!
18.03.2010
reklam

15.03.2010
haberlerrrrrrrrr
















