1.06.2009

eski blogdan taşınanlar, no: 13

iç sızısı nedeniyle yayınımıza ara veriyoruz
11/5/2009 · Kategori: hayatımdan


Ceviz
17/04/2000 – 10/05/2009

hayatımın kedisi
14/5/2009 · Kategori: hayatımdan
annesi arkadaşımın evini gözüne kestirmiş, ilk teşebbüsünde geldiği yer olan sokaklara geri gönderilmesine rağmen azmetmiş ve daha sadece 2. denemede ev kediliğine terfi etmeyi başarmış işveli, akıllı bi fıstıktı. tabi bu terfi, içindeki yosmayı öldürmemiş sadece saklamıştı, netekim yaklaşık 1 sene sonra şişen karnı ve açılan iştahı bize kızımızın yediği haltlar konusunda ipucu vermeye başlamıştı. akabinde her biri diğerinden sevimli 4 yavruyla anneliği tattı.
ilk bebekti ceviz. abiliğinden mi haylazlığından mı bilmiyorum, daha 1 haftalık gözü açılmamış enikken baygın yatan kardeşlerinin üzerine basarak sürünmeye başlamıştı. gördüğüm gün aşık oldum ona. doğumundan 6 hafta sonra yeni evi hazırdı. mayısın son haftası cts günü ilk ayrılığı yaşamak üzere olan güzel gözlü anneyi sevip okşamış, yavrusuna iyi bakacağıma söz vermiştim ve annesi anlamıştı onu alacağımı. arkadaşımda oturduğum birkaç saat boyunca, diğer yavrularıyla ilgilenmeyi bırakmış, ceviz'i bi kenara çekmiş resmen yalayıp parlatıp süslemiş ve vedalaşmıştı. elimde karton koli, içinde ceviz, kapıdan çıkarken arkamızdan o kocaman gözleriyle nasıl baktığını hala hatırlıyorum.
babam köpek düşkünüydü. o zamana kadar kedi sevgisini tatmadığından yaygın yanlışa düşmüş "kedi nankör olur" diyenlerdendi üstelik. ceviz için evdeki tüm hazırlıklar gizlice yapılmış, geleceği gün kumpas babaya açıklanmıştı. uzun ve gürültülü bir yolculuk sonunda eve ulaşan ceviz' in kafasını kutudan dışarı uzatması ve babamla gözgöze gelmesi aralarında 9 yıl sürecek olağanüstü dostluğun başlamasına yetti. gece atıştırmaya beraber kalkmalar, emeklilik günlerini bahçe işleriyle geçiren babanın yanında yolunmuş yabani otların üstüne zıplayıp hoplamalar, bahçeye giren yabancı kedileri kovaladıktan sonra babaya doğru koşup bacaklarına sürtünmeler ve zafer dansı, maç izlerken bira içen babanın kuruyemişine musallat olmalar, tek kişilik koltuğa bir baba ve bir küçük kaplan olarak sıkışıp oturmalar...
eee, kolay değildi ceviz'in cazibesine karşı durmak. şu komik kare koca kafaya, birbirine yakın minicik gözlerin ortasında parladığı şaşkın ve masum surata kim bayılmazdı ki...

bebekken dibimden ayrılmazdı. evde olduğum süreyi yapışık geçirirdik. benimle uyurdu, saçlarımın içinde yuvalanır, patileriyle tutup kendine çekerek ve inanması zor ama arada horlayarak uyurdu. saçlarımı kestirdiğimde çok bozulmuştu, kafamı ısırmış, saçları çekiştirmeye çalışmış, başaramayınca da sinirlenip gitmişti yataktan. bir daha da yanıma gelmedi uyumaya. salonda makam koltuğu edindi serseri.

arka planda görülen bilimum yeşillik zamanla ceviz'in gazabından nasiplendi. kemirmeler mi istersiniz, dibindeki toprağa işeyip kaçmalar mı, zavallı yukayı adam akıllı ağaç yerine koyup tırmanmalar mı... kendisi tam bir baş belasıydı, icraatları doğrultusunda değişik isimler aldı. kocakafa (ağır çeken kafa dengeyi bozar, ceviz sandalyenin arkalığından aşağı düşer), taşkafa (koşarken frenler tutmaz, ceviz kayarak duvara çarpar, hiçbir şey olmamış gibi istifini bozmadan geçip gider), kıllı (fazla söze ne hacet), bokgöz (bebekken mavi numarası yapan gözleri büyüdüğünde en tuhafından kahveye dönmüştü), götgöt (poposundaki tüylerin şalvar modeli uzamasına istinaden bi taraftan pat pat vurarak severken)...
annemin dürüp büküp top haline getirdiği kağıtlar en sevdiği oyuncaktı. atınca bazen havada yakalar geri getirirdi bazen de evin içinde vura vura oraya buraya kovalardı. tv sehpasının altında zulası vardı, bi defasında temizliğe gelen hanım sehpayı çekip de 20 kadar kağıt top görünce ne yapacağını şaşırmıştı.
laf dinlerdi. uykusunda bile kulağı bizde, konuşulanları dinlerdi ve adı geçtiğinde hemen tek göz açılır, ortalık kontrol edilirdi. arada annemle cilveleşirdi bile. annem seslenir buna:
- ceviiiiiiizzz....
- mrrkkk...
- kıllı kediiiii...
kuyruk ucundaki beyaz ponpon titreştirilir
- b*klu kediiiiiiii...
kuyruk hafifçe oynar...
- şişman kediiiiii...
tepkisiz :)
- güzel kediiiiiiiii...
kuyruk iner kalkar...


ayakkabılarla güreşmeye bayılırdı. renk itibariyle kiri çabuk gösterdiğinden, eve gelen ortada bi şey bırakmaz, hemen dolaplara kaldırırdı. o zaman ceviz terlikeri sürmeye başlardı araba gibi. bebekken içine girip saklandığı terliklere sığmaz olunca sadece kollarıyla o koca kafasını iyice uzatır, koridordan salona gider gelirdi, ne anlıyorsa ayak kokan şeyden...
dedem öldüğünde cenazeye gidememiştim, çünkü cevizi bırakabileceğimiz ya da gelip ona bakabilecek cesarette kimse yoktu. evde yalnızdık, gece yeni duyana bir akraba aradı. nasıl oldu, neden haber vermediniz ... sordu da sordu, anlatırken ağlamaya başladım. telefonu kapattığımda ağlamam çığlığa dönüşmüştü, ceviz balkondan koşarak geldi. ben koltuğa oturdum, bana doğru koşup dizlerime yaslandı. sonra ayağa kalkıp patilerini dizlerime dayadı. bokgöz dediğim kedinin gözlerinden üzüntü ve endişe akıyordu. sarıldım ona, ağladım, ağladım...
gülümseten anılarımızı düşünmek istiyorum, mesela bıyıklarının hep kırık oluşunu. denge problemi vardı bebekken, olur olmaz yerlerden düşerdi. aşıya gittiğimizde veteriner kızmıştı "neden bıyıklarını kestiniz?!" diye, şok olmuştum. niye keseyim be manyak mıyım el kadar hayvana eziyet edeyim? meğer benim daha yavru olduğundan tam uzamamış sandığım bıyıkları, haylazlığından kırılırmış! çok meraklı olduğu için, kafayı her yere sokmaya çalışıyor, bu arada bıyıklar da kırılıp kopuyor iyi mi! taze kırılmış bir tel bıyığını ortadan katlanmış şekilde gördüğümde olayı çözdük. neyse ki büyüdükçe düzeldi.
bir kedinin hayatı kaç sayfaya sığar ki? hele de ceviz'in...hem benim hem de annemle babamın arkadaş çevremizde ve elbette hısım-akraba arasında ceviz bir efsaneydi. huyu pisti biraz, benim gibi yabaniydi. evde kalabalık istemez, misafiri sevmezdi. aramızdaki tek fark misafir geldiğinde benim evi terketmem onunsa gelenlere saldırmasıydı. evimizin küçük kaplanıydı ceviz, gözüpekti, biraz da manyaktı işte. veterinere sormuştuk, bizi çok sevdiğinden aşırı sahipleniyormuş ve yabancıları tehdit olarak algılıyormuş. aşırı korumacı bir ağabey gibi...
2 aydan biraz fazla oluyor, annemlerin evine hırsız girdi. o günden sonra ceviz'e bir haller oldu. köşelere büzüşmeler, yemeden içmeden kesilmeler... sonra nefes alışında tuhaflıklar başladı. veterinerler, kan tahlilleri, serumlar, antibiotikler... karnındaki yara izlerini farketti annem. dayak yemişti ceviz. ciğerlerindeki sorunun da gazdan olduğu anlaşıldı. evimizin koruyucusu hırsızlara saldırmış, karşılığını da en kötü şekilde almıştı...
geçen hafta evde tadilat başladı, banyo ve tuvalet kullanılmaz hale geldiğinden annemlerde kalmaya başladık. şimdi şükrediyorum, iyi ki, iyi ki girişmişiz bu işe. son günlerini beraber geçirebildik bu sayede. akşamları patisini elimin üstüne koyup uzun uzun gözlerime baktı, ben diğer elimle burnunun üstünü sevdim (en çok orasını kaşıtmayı severdi) pazar sabahı 6 gibi son kez kalktı ceviz. içine bi türlü sığamadığı için arada dışarı da kaçırdığı tuvaletini ne hikmetse güzelce ortaladı, yemeden içmeden iyice kesildiği için azıcık çişini yaptı, salona döndü. makam koltuğuna çıktı, dengesini kaybedip düştü yere. annem onu kaldırıp koltuğa koydu tekrar. yarım saat sonra yanına gittiğimde açmadı gözlerini. uyuyor dedim, sessizce geçtim yanından. balkondan sigara kokusu geliyordu, merak edip baktım, annem ağlıyordu. ceviz'e koştum, uyanmadı. hala sıcaktı. okşadım uzun uzun. eve dönüp ustaların başında olmamız gerekiyordu, hazırlandık hızlıca. evden çıkmadan son kez sarıldım ceviz'e, kokladım, öptüm. sanki bebekliğine dönmüş gibiydi, güzel suratında bir yavrunun huzuruyla uyuyordu.
arka bahçeye, hep serçeleri kovaladığı yere yatırdı babam ceviz'i. bir defasında serçeler yavrularına uçuş talimi yaptırıyormuş topluca, bizim şaşkın yavrulara doğru koşunca ebeveynler toplanmış ve buna doğru avaz avaz öterek saldırmışlar, arkasına bakmadan kaçmış, çok gülmüştük. şimdi serçeler üstünde tepinecek ceviz efendi, etme bulma dünyası işte... sen de hep benim tombul tosbağam olarak kalacaksın, kırık bıyıkların, ayak kokan patilerin, ucu ponponlu kuyruğun, şalvarlı poponla... ama en çok da saçlarımın arasında horlayan halinle...
hayatımın kedisi, başımın boklu belası, tontonum, gittiğin yerde unutma beni. çünkü seni çok seviyorum ve çok özledim.