26.02.2010

kim demiş işsizlik var diye!

aksine, işçisizlik var a dostlar. bakın şu ilana, sektörler kızışmış da birbirinden adam çalar olmuş artık. ben de derdime yanayım daha. tannesi, sen de yan anacım. demek ki biz bi boka yaramıyoruz, yoksa şu piyasada açıkta kalmak mümkün mü ayol?

İlaç Sektörü Deneyimli Bireysel Bnk. Satış Yön.
(Ref: ILAC-BPAZ)

İlan Tarihi: 26.02.2010

Şehir/Ülke: İstanbul (Asya), İstanbul (Avr.)

Personel Sayısı: 1

TEB - Türk Ekonomi Bankası

Genel Nitelikler:

Bankamız Bireysel ve İşletme Bankacılığı Pazarlama ve İş Geliştirme Bölümünde görev almak üzere,

  • İlaç sektörünün önde gelen firmalarında en az 4 yıl aktif satış mümessilliği deneyimi olan,
  • İlaç sektörüne ilişkin önemli ölçüde müşteri (doktor, eczacı, hastane çalışanı gb.) portföyüne sahip,
  • Pazarlama ve satış geliştirme konusunda gelişime açık,
  • Üniversite mezunu,
  • İyi düzeyde İngilizce bilen,
  • Analitik düşünebilen,
  • Takım Çalışmasına yatkın,
  • Erkek adaylar için askerliğini tamamlamış

Adayların başvurularını bekliyoruz.

İş Tanımı:

  • Sağlık sektörüne yönelik pazarlama-satış planı kapsamında satış planlaması ve saha organizasyonlarında görev alınması
  • İlgili ekiplerle koordinasyonun sağlanması

heheheheh... yaşasın, yeni eğlence buldum. ya , hergün geziniyorum ben bu sitelerde, arada böyle abidik ilanları size de göstereyim bari.

Ahçı / Aşçı (Ref: TI-FO74948)


Sosyal Sarımsak Gıda San ve Tic. Ltd. Şti.

İlan Tarihi: 26.02.2010

Şehir/Ülke: İstanbul (Asya)

Personel Sayısı: -

Genel Nitelikler:

İstanbul - Ataşehir 'deki merkez mutfağımız için ;

* Adana - Hatay - Mersin illeri doğumlu veya akrabalık ilişkileri olan ,

* Yörenin lezzetlerine ve yemeklerine hakim,

* Tercihen bayan aşçılar aranmaktadır.

hangi birine püsküreyim, bilemedim.

- sosyal sarımsak... sevgi kelebeği vardı eskiden.

- ahçı/aşçı... ah edin, yemek pişirin, paşa gönlünüz bilir.

- adana-hatay-mersin illeri doğumlu veya akrabalık ilişkileri olan... buna bi şey demiyorum bile.

ay siz beni güldürdünüz, allah da sizi güldürsün e mi!

evet, şimdi çok sık göremeyeceğimiz başka bi ilanla devam ediyoruz.

PATENLİ TANITIM ELEMANI
(Ref: AVM-02)

İlan Tarihi: 25.02.2010

Şehir/Ülke: İstanbul (Asya), İstanbul (Avr.)

Personel Sayısı: -

Pi Kare

Genel Nitelikler:

İstanbul'da AVM'ler de 07.02.2010-08.02.2010 tarihlerinde patenli tanıtım yapabilecek;

En az Lise mezunu,
İnsan ilişkileri ve iletişim becerileri yüksek,
Prezentabl, kendine özen gösteren
Pozisyonda deneyimli,
Takım çalışmasına yatkın,
Paten kullanabilen
Boy: min. 1.65 cm.
30 yaşını aşmamış,
Bayan

Takım arkadaşı arıyoruz.

İş Tanımı:

Dünya'nın önde gelen kozmetik firmalarından biri için, patenli tanıtım aktivitesinde görev alabilecek tecrübeli arkadaşlar arıyoruz.

NOT : FOTOĞRAFSIZ BAŞVURULAR DEĞERLENDİRİLMEYECEKTİR.

arkadaşım, ilan tarihiniz 25 şubat ama siz 7-8 şubat için eleman arıyosunuz bu biiiiiir. pozisyonda deneyimli demişsiniz, insan patenle tanıtımda ne kadar deneyimli olabilir, hani benim bi kere bile pateli tanıtımcı görmüşlüğüm yok, ki fink fink gezerim, bu ikiiiiiiiii. paten kullanamayan kaç salak avm orta yerinde yuvarlanıp kafayı gözü yarmayı göze alır da başvurur bu ilana? ayrıca paten kullanmayı bilmiyosa bu pozisyonda nasıl deneyimi olacak? bi de, boy sınırı koymuşsunuz. peki fotoğraf enden mi olsun boydan mı?

bugünlük bu kadar. ilanları izlemeye devam edin anacım.

25.02.2010

uyurdöver

sene 96... aylardan haziran... baykuş liseden mezun olurken (evet, kredili sistemdi ama o zaman da tembeldim, ocakta bitirme gereği duymadım), ardında; sevdiği arkadaşlarını, sevmediği derslerini ve nefret ettiği öğretmenlerini bırakıyor. allahım ne de çoktular! sevdikleri de, sevmedikleri de. ama en çok sevmedikleri.

okul, okul değil psikopat yuvasıydı sanki. zamanında (halamın falan zamanında, yaşı 60, varın siz hesaplayın) ankara'nın en iyilerindenmiş. tanıdığım son iyi eğitimciler ortaokul yıllarımda kalmıştı ama, ben liseye geçene kadar emekli olup gittiler. bizi de bi avuç manyağın ellerine bıraktılar.

emekli olmamakta direnen bi kızkurusu ingilizceci vardı, annemin de öğretmeniymiş. o zaman da kulak çimdiklermiş, eminim hala yaşıyordur, hala öğretmencilik oynuyordur ve hala çimdik atıyordur (kızlara!) bok sarısı saçları, pençe kıvamında tırnakları, altın yüzükleri, altın çerçeve gözlükleri ve boncuklu gözlük ipi şu satırları yazarken, daha 5 dk önce karşı kaldırımda rastlamışım gibi canlandı gözümde. brrrşş! diken diken oldum! ama size anlatacağım olay onunla ilgili değil.

ismini vermeyeyim ama dayanamayıp soyismini yazıyorum, x tiftik vardı, aynı zamanda müdür muaviniydi. tam bi manyak ve malesef yine tam bi kız öğrenci düşmanıydı. hem ortaokul hem lise hayatımızı cehenneme çevirmekle kalmadı, diplomamı almaya gittiğimde bile beni koridorda yakalayıp çemkirdi kaltak. hem de mini mini bebecikken korkudan bi yerlerimizi uçuklatan pörtlek gözlerini iyice aça aça. (aramızda kalsın, kaşlarını da bi boyardı ki, sinirlenip havaya dikti mi karşısında eli baltalı katil olsa altını doldururdu. ) neymiş, okula bu kılıkta gelinir miymiş? ulan manyak, mezunum ben alooooo! temmuz gelmiş, ankara cayır cayır yaniiiy, heralde askılı giyicem. saçımı istediğim gibi yaparım, tırnaklarımı uzatırım oje de sürerim, dövmem de görünebilir sana ne be? burda işim bitti, sen derdine yan! ama mevzu onunla da ilgili değil.

annemin ceset dediği bi tip daha vardı. bizimkiler bu zatı, bi sabah beni okula bırakırken, bahçenin etrafında akbaba gibi dolanır halde görmüşler. akşamına sordu annem, o ne biçim adam öyle, diye. kendi sigarası bittiğinde sınıflara baskına çıkardı. cep ara, mont ara, çanta ara, suç unsuru buldun mu? yapıştır osmanlı tokadını! mezuniyet balomuza gelmişti gece, bugün size kızmaya değil başarılar dilemeye geldim, dediğinde yuhalamışlardı. üzülmüştüm. derdim onunla da değil.

derdim naciye'yle! hani her okulun vardır ondan bi tane. yarım porsiyon ama fıkır fıkır... miniler... kırmızı ojeler rujlar... soruyu cevaplayan erkek öğrencilere, hele de az buçuk yüzüne bakılır gibiyse fingirdemeler, şuh kahkahalarla kafasını pışpışlamalar... yanlış cevap veren ya da hiç bi şey söyleyemeyen kızlara hakaretler, bazen bi şaplak falan, bilirlerse tepkisizlik... işte bizde de vardı ondan, naciye.

bi sene yaz tatilinde, olgunlar sokaktaki eski kitapçılara gidiyorum, naciye de karşıdan geliyor. ama naciye olduğunu anlamam için yanyana gelmem gerekti. çünkü, gölgesine kendisi gibi 3 naciye daha alabilecek genişlikteki şapkası yüzünü uzaktan seçilemeyecek kadar kapatmıştı. ip askılı, göğüs dekolteli, daracık, kısacık bi elbise giymişti. ki o yıllarda ip askılı atletler bile şehir içinde giyilmezdi. ayağında hasır platform topuklu keten ayakkabılar, kollar bacaklar bronz, elbisede gazulet gibi çiçekler... olgunlar sokak buram buram östrojen kokuyor! ilahi naciye, eteğimiz diz hizasındaysa saçımızı çeken sen değil miydin yahu?

dün gece, daha doğrusu bu sabah rüyamda işte bu naciye'yi gördüm, hayrolsun inşallah. ben kalabalık bi kaldırımda yürüyorum, bu zilli de karşımdan geliyor. burun buruna geliyoruz, ters taraftan yürüyor manyak ama gene kenara çekilip yol veriyorum. normalde durur, bi de kötü kötü bakarım ters yönden yürüyene, rüya işte. neyse, yol veriyorum ama yaranamıyorum tabi. naciye cırıl cırıl bağırıyor bana, arkamı dönüp gidiyorum, hala vikvik... bi hışım dönüyorum, ne bağırıyosun lan, diye. hocamsın diye yol verdim, geç git işte, daha ne bağırıyosun? naciye ters bi cevap veriyor, şimdi hepsi aklımda değil ama karşılıklı çemkirmeye başlıyoruz. en son dayanamıyorum, parmağımı sallıyorum tehditkar bi tavırla, kaşınma artık naciye, diyorum. tabi naciye uyuz, illa hart hart. bak yapma, diyorum, hala cırcır. sen misin susmayan? bi sağ, bam! bi sol, güm!

gözümü açtım, duvarın ta dibinde yatıyorum, dişlerim ve yumruklarım sıkılı ve iki elimin de kemikleri zonk zonk!

okul hayatımızın içine ettin hadi tamam, geçti, 14 yıl olmuş. ama bu kadar sene sonra güzelim sabah uykumdan, garibim elcağızlarımdan ne istedin lan naciye? layığını bulasın! allahından bulasın!

naciye kız, bak ne diycem, o senin giydiklerin var ya, şimdi günlük kıyafet, herkes giyiyo, senin bi hükmün kalmadı canım. ayrıca senin memelerin de sarkmıştır, benimkiler ve daha en az 18 milyon türk kızınınkiler hala dik. sen yaşlanıyosun, arkadan bissssssürüüüüüüü çıtır kız geliyo. çatla naciye, çatlaaaaaaa!


not: bi daha da rüyama girme, bu defa duvara çaktım uyandım ama gelecek sefer pis döverim!

ek: aradım, buldum. hala yaşıyo körolmayasıca. naciye feysbokta!

23.02.2010

haaadi eller havayaaaaaa


haniya da benim
kurşun geçir-me-yen göm-le-ğim
gömleğim
12.000$ imiş
isterse 20.000 ooooğlsun
neeeeeğyleyim
amaneyyyyyyy


***


di-şim-den tır-na-ğım-dan
ek-sil-ti-rim
eksiltirim
tayyibim'e en kralını
giydiririm amaneyyyyyy
do-lar-cık-lar yürüüüüüü
yürrrüüü dolar yürrrüüüüüüü
fistanını sürüüüüü
şimdi de geçti burdaaaan
suikastçinin biriiii


***


tay-yi-bim'in göm-leği bu-lıt-pu-ruuf
bulıtpuruuf
tayyibim'in o-ba-ma'dan neyi eksik
amaneyyyyy
do-lar-cık-lar yürüüüüü
iş-siz-le-riiiiiiğ sürrüüüüüüüüü
şimdi de geçti burdaaaaan
modacının biriiiiiiii


***


göy-ne-ğin kır-mı-zı-sı
hü-go ça-vez-deeee
kırmızı çavez'deyseeeeeee
deli-kanlığğğğğğğ nerdeeeeee
do-lar-cık-lar yürüüüüüüü
yürrüüüüüü dolar yürüüüüüüüüü
si-ti-liiiini sürüüüüüüüü
şimdi de geçti burdaaaaaaaaaaannn
liiiiderin biriiiiiiiiiiğğğğ


***
tayyibim'e beyazzzzzzz-dan baş-ka ya-kış-mazzzzz
de-niz fe-ne-riiiğneeeeee ampul ta-kıl-mağğğğzzzzz
yürü dolar yürüüüüüü
12.000'i sürüüüüüüü
şimdi de geçti burdaaaaaaaannn
ko-ru-ma-nın biriiiiiiiiiiğğğ...


hoppaaaaaaaa hadi oturmaya mı geldik ayollllllllllllll


şappi şappiiiiiiiii


.....


....


...




- devletlüm, vatandaş sokakta oynamaya başladı!
- heee, o zaman duralım hele!




terzi kendi söküğünü dikemez




bilinmeyen numaralar servisi haftada bi el mi değiştiriyor allasen? 118 diye başladı yıllar önce, hepimizin az çok işi düşmüştür. sonra sap taktılar, 118-11 oldu, zor ezberledim. hayır, gerizekalı olduğumdan değil, galiba bilgilerime fazla sadığım.


8 senedir falan görüşmediğim bi arkadaşım var, zengin bi çıtırla evlenmiş, mısır'a yerleşmiş, galiba geçen aydı bi de yavrulamış. bunlar ortak tanıdıklardan aldığım son haberler. neyse, dağıtmayayım konuyu. ben bi şeyi bi şekilde öğrenirsem, kafamdan atabilmek için beynimden enjektörle falan çekmek lazım. kızın telefon numarası ... 2XX 36 XX' di, sonra faturalarıyla başedemeyince o hattı kapatıp kontörlü aldı. o zamanlar şimdiki gibi gıçımızı sallaya sallaya operatör ya da tarife değiştiremiyoduk malum. ben 10 senedir çevirmediğim bu numarayı hala hatırlıyorum ama sonraki numarası neydi, allah bilir... ha çok mu lazımdı ezberlemek, telefon zaten isimle çağırınca kendi aramıyor muydu, bunlar konu dışı.


teyzem taşınalı ve ev telefonun numarası değişeli en az 5 yıl olmuştur, hala eskisi aklımda. hatta arabasının havalandırmasına yumurta döktüğüm çakma meşenin cep numarası bile teyzeminkine çok benzediği için ısrarla ezberimde duruyor. hazır bahsi açılmışken yazayım, belki canı sıkılıp uykusu kaçan dengesiz birileri okur da yazımı, arayıp taciz eder ehehehh. şaka şaka, yumurtayla rahatladım, abartmaya da gerek yok artık.


örnekleri çoğaltabilirim ama anafikirden uzaklaşmayayım şimdi. ne diyorduk, evet 118'in seyri... 118, 118-11 tamam bunu öğrendim, aa o da ne? "hayatım, 118'in yeni numarası neydi?" diyen adama cırlak bi kadın sesi "80, 118-80" diye cevap vererek şuurumu şaşırttı. ya da kadın sordu adam cevap verdi, her ne haltsa. üstüne hafta geçmedi, balık ayhan (ki o göbekle balık olamaz, deniz memelisi olur) üstünde 18 yazan cart eşekarısı sarısı tshirtiyle bize yeni numaranın müjdesini patlattı. 118, 118-11, 118-80, 118-18


ya iki dakka yerinizde dursanıza siz. reklam cıngıllarınızın olur olmaz anlarda aklıma gelip içimi daralttığı yetmiyor gibi, başımız sıkışıp arasak ulaşamıycaz da. 118'in nesi vardı da peşine nişanlı takip eden kardeş gibi taktınız o 11'i? madem taktınız, sonra niye değişti? sapığınız mı var, geceleri arayıp hızlı hızlı nefes mi alıyor? e tamam, haklısınız, ben de olsam benzer şeyler düşünürüm ama yeni numaranızın reklamını yapınca o sapık sizi yine bulmayacak mı yavrucuklarım? ayrıca, siz daha kendi numaranızı bilmezken, bizim sorduklarımızı nasıl bileceksiniz be?


resim bulayım diye gugıldatırken 118-24 diye bi şey de buldum, allah cezanızı vere!


kaynağa göre bu kadıncağız yarıştan önce mayosu yırtılınca çekilmek zorunda kalmış, yazık. umarım 118'in de dötünü göreceğimiz günler yakındır!

not: kaynak linki çalışmıyormuş ama düzenlemeye üşendim. merak edenler yırtık yazıp gugıldatsın, çıkıyo bi şekilde. hadin sağlıcakla...

22.02.2010

yeni yıldan isteklerim

biri garanti bankası'nın reklamlarını durdursun!!!

eeeee(ğe kemiği)h! bu ne be?!

anneannem gece su içmeye kalkmış, mutfağa giderken dengesini kaybedip düşmüş ve eğe kemiğini kırmış! deminden beri nerdeymiş bu eğe kemiği diye aratıp duruyorum, ya sternuma (kaburgaları ortada buluşturan yassı kemik) diyolar eğe kemiği diye ya da en alttaki ucu açık kaburgalara. kesin cevap veremedim hala çünkü tam 4 sayfadır aklı selim bi sayfa, bilimsel bi açıklama arıyorum ve avucumu yalıyorum!

4 sayfadır her yazıda aynı cümleler, her sayfada aynı dini mesajlar. ha, arada bol miktarda da rüya tabiri var. bknz: mesajlardan bi örnek



Eğe Kemiği:Bir rivayete göre Hz.Havva'nın Hz.Adem'in eğe kemiğinden yaratıldığı haber verilir.

Eğe Kemiği, erkeğin göğüs kafesinde yer alır; akciğeri çevreler, kalbi darbelerden korur.bu konumuyla ne kadar da kadına benzer...

Kadın da tıpkı eğe kemiği gibi erkeğine nefes alacak bir yuva sunar, onun hayatına genişlik, göğsüne ferahlık kazandırır.Eğe kemikleri akciğeri çevreleyerek kalbe giden hayat yollarını açık tuttuğu gibi, doğrudan kalbi de korur.Bir Kadının AŞkı Erkeğinin kalbine bu dünyada hayat suyu taşır, onu sancılı sevmelerden uzak tutar.Öyleki; eğekemiği kırılmadıkça kalbe zarar gelmez.Kadın da erkeğinin kalbini kırmamak adına kırılmayı, ezilmeyi göze alır.Eğe kemiğinin yapısı da kadına benzer.Güçlü fakat ince ve narindir.Kadın da sabırlıdır, acıya,ayrılığa ve vefasızlığa sabreder.Bununla birlikte kolayca kırılabilecekmiş gibi inceciktir; tatlı bir kavisle erkeğinin yan tarafında yer alır.Kadın da varlığını ve koruduğunu hissettirmeden sessizce ve gizlice yanında durur erkeğinin...

KİTAP: Aşka Dair Öyküler

YAZARI: Senai Demirci
alıntıdır




açıköğretim.gen.tr diye bi sitede buldum bunu, adrese kandım, az buçuk düzgün bilgi verir sandım, yine aynı terane çıktı. şimdi, şu kadına benzer zart zurt kısmını bi tarafa bırakırsak, yine kaburga tezim güçleniyor ama bu doktor da salak mı kardeşim? insan, bilmem kaçıncı kaburganız kırılmış, der. hadi sayı vermez, kaburganız kırılmış, der. eğeyi kemiği ne karıştırıyosun ya? hipokrat tependen baksın!



ayrıca, bi kadın olarak, bu alıntıyı yazan zihniyeti tebrik etmek istiyorum. acıya, ayrılığa katlanılır, hayat şartları vs derken tamam da vefasızlığa niye sabrediyoruz onu merak ettim. eşek miyiz canım biz? ki türkiye'de yaşayan eşekler gözümde dünyanın en çilekeş hayvancıklarıdır. her türlü kötü koşulda gık demeden çekerler yüklerini. yaşlanırlar, kuru bi çayırda açlıktan ölmeye terkedilirler. kaçak mezbahalarda kesilip okul yemekhanelerinde servis edilirler. ne veteriner yüzü görürler, ne sevgi sözcüğü duyup yalandan da olsa iki sevilirler...



evet, ne diyordum? eşek miyiz canım biz? kadınlar nasıl olsa yanımızda, zaten bizim yeri belirsiz kıtipiyoz bi kemiğimizden yapılmışlar, yani bizim o kıymetli kemiğimiz olmasa kadın diye bi şey de olmayacaktı. e katlansınlar o zaman, her şeyin bedeli var! öyle mi? yok canım, yok öyle. biz erkeğin hayatına genişlik kazandıralım, o açılan yerleri arabasının pasta cilasıyla, takımının son transferiyle doldursun. biz yüreğini ferahlatalım, o nataşalara koşsun. hayat suyu taşıyalım, bulaşığı çamaşırı bırakıp küvette köpük sefası yapamayalım ama! bi de sessizce ve çaktırmadan yanında durucakmışız. adamın da götü tavana vursun bu arada, ulen ben neyim be breh breh breh!.. bi de yanımdaki sümsüğe bak, tavşan boku kılıklı karı! 20 yıldır kırdım, ezdim ne bi ses, ne bi hareket... ruhsuz ne olacak! haşmet abi'nin kızı öyle mi ya? cıvıl cıvıl, fıkır fıkır... okulu da bu sene bitiriyodu, bunu boşayıp onu mu alsam? hem genç, doğurgandır da...



eğe kemiği olmayı reddediyorum! illa bi kemik olucaksam femur olurum ben (uyluk kemiği deniyo galiba, dizimizden dötümüze kadar olan kemik) vücudun en uzun ve kalın, sert yapılı kemiğidir. kafaya vurunca kırar, göze sokunca oyar cinsinden. ha, yok sen kemik olma, diyen varsa da, na böyle pabuç kadar dil olurum, vıdı vıdı yerim beyninizi. akıllı olun len, soyu tükendi eğe kadınların, devir bizim devrimiz! yersiniz sonra femuru tepenize, ona göre!

19.02.2010

baykuşun tembeli, mimin gecikmişi


Ocak başında dellenip kendimi istanbul’a attığım ve eskilerin deyişiyle it ayağı yemiş gibi gezdiğim günlerde; uzun bi aradan sonra blog dünyasına incidestan olarak geri dönen sweety , adaşım halimcegünce (http://halimcegunce.blogspot.com) ve sevgili öğretmenimiz caylakkalem bana ödül vermişler. kendilerine teşekkür ederek, fena halde gecikmiş yazıma başlıyorum.

buna mim diyeyim ilk önce, böylece popom kalkmaz. bu mimin de diğerlerinde olduğu gibi kuralları varmış. sırayla gidelim.


*beni ödüllendirenlere teşekkür ettim.

*beni ödüllendirenlerin blog linkini yayınladım.

*ödülün logosunu yayınladım. (bu arada, kimin elinden çıktıysa kusuruma bakmasın, ben bi şey anlamadım. soyut resimle aram pek iyi değil)

*7 yaratıcı blogger ödüllendireceğim.

*7 blogun linkini yayınlayacağım. e zaten bu maddeler beraber yapılır.

*ödüllendirdiklerime haber vereceğim.

* kendimle ilgili 7 ilginç şey yazacağım.


hadi bakalım, dağıtmaya başlayalım.


ilk ödülümüz eski fotoğraflar yayınladığı, katkılara açık bloguyla gökhan ' a gidiyor. kendisini muge ' ye yazdığı bi yorumdan iz sürerek buldum. takibe almanızı şiddetle öneririm, belki bi gün eskilerden tanıdık yüzler görürsünüz. belli mi olur?


blogcuda yazdığım günlerden arkadaşım, gerçek bi savaşçı olan

cherry de, 1 yıldır sürdürdüğü mücadelesi ve trikotillomani derdinden muzdarip arkadaşları için hem güçlü bi model hem de sıkı bi destekçi olduğu için ödül alanlardan.



kendisini terapi gören öküz olarak tanımlayan absalom ( http://absalom-ritspa.blogspot.com) bu işe ne der bilmiyorum ama, at nalı büyüklüğünde maşallah takılası, hem uzun hem eğlenceli yazılarıyla benden ödülü aldı.



eşsiz muhalif, hedefi 12den vuran satırlarıyla saptama ve saplama uzmanı, yazılarından çok etkilenip oraya buraya sataşma isteği duyduğum için bigün başımı belaya sokacak olan asi ruh uyumsuz (http://kedikuyrugu.blogspot.com/), normalde acımaz harcar ama ihtiyaç hasılında avukatımın ücretini ödeyeceğine söz verdi sağolsun.



yetenekli insanları hep imrenerek ve hayranlıkla izlemişimdir. bi uyuzcadı (http://uyuzcadi.blogspot.com/) var ki, evinde sıkılmanız mümkün değil. yastık pofudukluğunda 2 kedisinin yanısıra, içlerinde zenaatini döktürdüğü çerçeveleri seyrederek akşamı çok rahat edersiniz. ama bu cadı'nın daha çok sevdiğim blogu işte bu linkini verdiğim. nasıl bi tatlı huysuz, nasıl bi kızgın anlatamam.



okul arkadaşım tannesi başka bi savaşçı. türkiye'de kadın olmak yeterince zor değilmiş gibi artık eş ve anne. bundan şikayeti yok ama uğraştıkları kolay sırtlanacak cinsten değil. tannecik, seni saygıyla selamlıyorum.



bununla ilgili resmi bi açıklamaya rastlamasam da, dün gece 02:35 civarında bikaç saniye süren depremi müteakip, korkudan afedersiniz götüm düşünce uykum da kaçtı. veeeeee... sabah (benim için sabah, 11 civarı) bana vermek istediği haber için daha fazla beklemeye dayanamayıp telefon eden ve güne onun sesiyle başlamamı isteyen uykumun düşmanı, canımın içi sevgili çellocuğum (http://cellocalankedi.blogspot.com/) son ödülü havada kaptı.

neden bazı linkler uzun uzun yazılmış, diye soracaklara cevabım: blogspotla bu ara geçinemiyoruz efendim. kopyala yapıştır yapamadığım gibi (gerçi bunun yerine sürükle bırak yapmaya başladım, onda da yazı karakterlerini ayarlamak ölüm, bknz: absalom'un linki) bazı adresleri de kıçımı yırtmama rağmen ıslah edemediğimden böyle yazdım. kusuruma bakmayınız, zira kusur benim değil.



gelelim benimle ilgili 7 ilginç şeye. bu arada, bu yazıyı 7 arkadaşınıza yollamazsanız şanssızlık 7 yıl boyunca peşinizi hiç bırakmayacak muhahahahahhh



tamam, sulanmadan bitirmek lazım.



1. hiçbi şeyin uzmanı değilim ama her şeyden biraz anlarım. (pencere demirlerini mora boyamak, sinek teli çakmak sevdiğim ve özlediğim işler arasında. kuzuş, site yönetimine benden selam söyleeeeeee! ) bence çok ilginç bi özellik değil ama insanlar yemek yaptığımı ya da bi şeyler ördüğümü duyunca şaşırıyorlar. tipim çok mu işeyaramaz duruyosa artık...


2. yakınlarıma rahatlıkla hayır diyebiliyorken, yabancılara, yok yani o kadar yabancılara değil de samimi olmadıklarıma diyeyim, kolay kolay itiraz edemiyorum. istemediğim hatta hiç hoşlanmadığım insanlarla sinemaya gitmişliğim, oturup ders çalışmışlığım vardır. derdim neyse?..


3. ağzım çok bozuktur, anneannem ve onun babaannesinden kalma genetik mirasımla küfürde yaratıcılığın sınırlarını zorlarım. (babaannem de fena sayılmazdı gerçi, ağzına honiyle sıçarım, deyişi rahmetliye aittir. huni diyemez honi derdi.) bu ayıbın bi kısmını bilim dünyasıyla paylaşıyorum. 7 soyum küfürbaz kardeşim, marsta su bulmayı biliyosunuz, ayıklayın madem terbiyesiz genlerimi de!


4. kendimi kabuklu deniz canlılarına benzetirim. hani buralarda eş dost az var ama, günlük hayatta beni tanıyanlar duygusuz, taş gibi (manken olan taş gibi değil, odun gibi olan taş gibi) umarsız zannederler. en ufak duygu sızıntısında duvarlarımı kaldırırım, arkasına saklanırım.


5. dişimde bi şey kalmış mı, paranoyasının ayaklı örneğiyim. kontrol etme imkanım yoksa, yanımdaki en samimi kişiye 32 diş sırıtıp aynı anda, vişeykalvışvı (bi şey kalmış mı?), diye sorarım. hatta manimanyakım ben bi şey sormadan eliyle gel gel benzeri bi işaret yapar, ben sırıtırım o bakar.


6. blog adım ve nickimden de anlaşılacağı üzere baykuşları çok severim. şimdilik 14 baykuşluk küçük bi koleksiyonum, totomun sol yanında (yanağında değil, yanında, leğen kemiğinin üstüne gelen yerde) kendime mezuniyet hediyesi olarak yaptırdığım büyücek bi baykuş dövmem var. nikah davetiyemde ressam bi arkadaşımdan rica ederek çizdirdiğim baykuşlar vardı.


7. ayak numaram değişken, ayaklarım da pek narindir. kalıba göre 38-41 aralığında gerçekleşen ayakkabı alışverişlerim bazen acılı süreçler geçirmeme sebep olur. ya parmaklarımın üstünden vurur ya klasik arkadan ama bi de tabandan acıtması var ki evlere şenlik. ruh kaba, beden desen maşallah, e kendi kalıbı da öyle pek küçük değil. peki bu bambi halleri nedir kardeşim?



işte böyle... hadi ben dağıtıma çıkıyorum.


selametleeeee...

18.02.2010

abidik zubidik klipler arasından bunu seçtim, sadece afişin rengi değiştiği için.

bazen klip izlemek istemem, müziği ve sözleri dinlemek isterim. aklımda kendi klibimi çekerim zaten, hele de o sözler benim için anlamlıysa...

bazen gerçekleşmeyeceğini bildiğim dilekler tutarım, silmek isterim geçmişi, o geçmişin şekillendireceği gelmemiş geleceği. sil baştan başlamak isterim, ama hep kaldığım yerden devam ederim.

hayat, bazen seni hiç sevmiyorum!


"keşke evleneceğim kadını da seni sevdiğim kadar sevebilsem... keşke beni, senin sevdiğin gibi sevse..."

ismi bile yok... ayşe olsun, fatma olsun daha mı iyi, elbette hayır ama...
başı yok, sonu yok! var ama yok, olmadı, olmayacak...
başlamadı ama bitecek... başlamayan nasıl biter ki?
isterdim ama istemezdim de... derdin ne be kadın?
şartlar farklı olsaydı... ya olmasaydı?
çıkmaz... ama girmedik ki!
öfff! ne diyosun be?
düşmez kalkmaz bir allah derim, konu da burda kapanır. yorum istemem, kendimce düşündüklerim çok bile. yoruldum yahu!

15.02.2010

ekmek ağacı

maille geldi, belki siz de görmüşsünüzdür ama çok hoşuma gitti, buraya da aldım.
kar hızla geldi, hızla gitti ama önümüz mart. yine lazım olabilir. aklımızda olsun...



14.02.2010

31 aralık - 14 şubat

pürüz hayrettin geldi geçti bu diyardan. kıymetlim manimanyak'ın babasıydı hiç tanışmadığım hayrettin amcam. kanser teşhisi koyuldu, 2. ay dolmadan toprak oldu. çekmedi, çektirmedi dedik, kendimizce teselli bulduk ölümünde. 30 aralık sabah erken saatlerdi haberi geldiğinde. yataktan fırladım, terminale koştum, hatta yolda yürümekte zorlanan eli poşetli yaşlı bir teyzeyi gideceği yere kadar götürdüğüm için, aldığım ayet-el kürsi'ye rağmen otobüsü 5 dakikayla kaçırıp 1 saat beklemek zorunda kaldım. o gün toprağa verildi sülale çapında her işe muhalefet olduğu için pürüz sıfatı layık görülen hayrettin amcam.
ertesi gün geldi, 31 aralık. emekli olduktan sonra kendini bahçeye, çayıra çimene vermişti. değirmendere'deki apartmanın bahçesini donattığı sarmaşık güllerden birkaç kök söktü oğlu, pürüz hayrettin'in 42 yıllık eşi ve ilk gözağrısı doktor kızıyla birlikte mezarlığa gitti. ortanca çocuk kemoterapi almak üzere hastanedeydi o saatlerde, kanser aile çapında illetti. yılbaşı telaşı sarmıştı başında çok fazla dert olmayan evleri. önceki geceden terbiyeye yatırılan hindiler mahalle fırınına pişmeye gönderilirken, bir aile babalarının mezarını süslemeye gidiyordu.
küçük şehirdi, yol çok uzun sürmedi. mezarı güllerle donattı oğul, anne bir kenara ilişip izledi sessizce. suladılar, oturup birer sigara yaktılar. yıllarca hikayelerini dinlediğim, ama kısmet işte, cenaze günü tanıştığım cevriye teyzem mezarın başına geldi. geçici olarak dikilmiş tahtayı, kabarık toprağı okşadı, ağlamaya başladı. " arkadaşım!.. arkadaşım!.. sen benim en iyi arkadaşımdın, beni bırakıp nereye gittin? ben şimdi kiminle konuşurum, kime anlatırım? arkadaşım, nereye gittin sen?"
cevriye teyze o gece yeni bir yılın gelişini kutlamak üzere saat 12'yi beklemedi, 14 şubatı da beklemediği gibi. bundan 43 sene önce, o terzi çırağıyken dükkana gelen çerkez beyefendisinin "sen bizim kızlara çok benziyorsun, ben seni oğluma alacağım" demesiyle tuhaf bir şekilde başlayan evlilik hayatı boyunca kaç defa kutladı yılbaşını, ya da sevgililer gününü hiç kaale aldı mı, bilmiyorum. ama cevriye ve hayrettin çifti, biribirilerine hiç isimleriyle hitap etmediler. hayatım, canım... dururken onlardan bağımsız verilmiş adların yeri olmadı karşılıklı seslenişlerinde. onlar eş oldular, yoldaş oldular, hayat arkadaşı oldular. arkadaş oldular!
cevriye teyze, farkında olsa da olmasa da sevgililer gününü yalnız geçirecek artık, ama umurunda değil. o sevgilisini kaybetmedi ki, arkadaşını kaybetti. söylenişi hep dilimizde ama hayata aktarımı artık filmlerde kalan, iyi günde, kötü günde yanında olacak dostunu, en yakınını kaybetti.
14 şubat nedir ki? sevgi sadece 1 gün mü yaşanır, sadece o gün mü gösterilir? yanağa koyulan bir avuç içiyle, başını omuzuna yaslamakla konuşmadan da söylenebilecek çok şey varken senede 1 güne sıkıştırılan sevgiye inanmıyorum ben. sevgi almak ya da vermek değildir. sevgi, sevdiğin insanla varolmaktır yeri geldiğinde. ve kaybıyla en iyi arkadaşının yokluğuna ağlamaktır. sevgi her yeni güne onunla doğup, belki günbatımıyla ölmektir. kelebek ömrü kadar kısa da olabilir, karganınki kadar uzun da. sevgi zamandan bağımsızdır, sevgi yürekteki yoğunluktur...
sevgi sayfalarca tanımlanabilir, o sayfalar asla yetmeyebilir. aslolan hissetmektir.
sevgililer gününüz değil ama, halihazırda hissediyorsanız sevginiz kutlu olsun ve size hep mutluluk getirsin.

12.02.2010

tikkat: +18 (küfür içeriklidir, terbiyeliler okumasın. zaten kısa, bi şey kaybetmezsiniz. aman, ben yazdım, uzun da olsa bi şey kaybetmezsiniz)

bugün bilgisayarda fotoğraftır, klasördür bilmem nedir kurcalarken bikaç yazımı bulup okudum, ve rahmetli gene sinirlendirdi beni. onun yüzünden kendi bokumla dövüşmeye başladıkça çiziktirdiğim, adresini bildiği bi de yem blogum var ayıptır söylemesi. oraya yazdım, feyspokuma yazdım, hırsımı alamadım! bi de buradan paylaşayım çok mühim kanaatimi:
3 kuruşluk serseriler, 5 kuruşluk orospulardan iyidir!
oh be, azıcık rahatladım!

9.02.2010

uyuzum-uyuzsun-uyuz


anlatacak çok şey var, gezilenler, görülenler, yenilip içilenler, edirneli kediler, şenlik ailesi ve keşkekli kahvaltılar var... var oğlu var da... bende mecal yok! manda gibi yatasım, çayırda çimende yuvarlanasım var ki mevsim itibarıyla bunun da gerçekleştirilmesi mümkün değil. bugünlerde kıymetlim manimanyak bende kalıyor. star wars yüklemesi yaptım kendisine, sabah zorla uyandırdım (sabah dediğim 13:30 suları) kendimize teşhis koyduk, gücün tembel tarafını seçmişiz. ay, şunu yazmak bile nasıl yordu anlatamam. hadi kaçtım ben.

1.02.2010

ankara'da yaşamanın 40 milyon yılda 1 de olsa iyi tarafları olabiliyor. mesela bu hafta bi aksilik vuku bulmaz ise ensemble galatia dinlemeye gideceğim.


Ensemble Galatia - L'autrier M'en Aloie (Turkey) @ Yahoo! Video

açılmazsa grubun resmi sitesinin linkini tıklayıverin.