18.04.2011

iyi ki doğdun ceviz...



2000 yılına geldiğimizde milenyum dillere pelesenk olmuştu, sen de milenyum kedisi olarak doğdun cevizim. 17.04.2000'de dört kardeşin en büyüğü ve en kocakafalısı olarak... 1 haftalıktın seni ilk gördüğümde, daha açılmamış gözlerinle, kulaklarınla... ne haylazdın ama! o halinle sürüne sürüne kardeşlerinin üzerinde geziyordun. yumuşacıktı tüylerin, pespembeydi burnun, patilerinin içleri... 

ah ceviz, ne vardı bebek kalsaydın biraz ürkek olsaydın... bugün hamsi pişerdi evde senin şerefine yine... yaz geliyor bak, ben de eve döndüm, şort giyerdim havalar iyice ısındığında. sen de yemek masasının sandalyeleri arasına saklanır, ben oradan geçtikçe bacaklarıma pati atar kaçardın... saçlarım senin geldiğin zamandan daha da uzun şimdi, üstelik örgülerle dolu, takar patini oynardın... belki 11 yaşın verdiği ağırlık olurdu üzerinde, kağıt toplarınla artık oynamazdın ama babam yalnız oturmazdı o tekli koltukta, gider koca kıçınla yanına sıkışırdın sıcağa aldırmadan...

evde hala menekşe yok biliyor musun? sonuncuları sen yemiştin, yokluğunda yenilerini almadık. yukanın, benjaminin saksılarını sardığımız tülleri kaldırdık artık dibine işeyen yok diye, ama sanki üstüne tırmanan olmayınca yuka can sıkıntısı çekiyor gibi be ceviz... bakma, annem çok kızar kovalardı seni saksı başında yakaladığında ama, o da çok özlüyor. daha istanbul'daydım, bi gece yazışırken senden bahsettik, karşılıklı ağladık. bugün gelsen, işesen bütün çiçeklerin dibine, vallahi sarılır o pis kıçını öper sevincinden düşün artık...

dün eve dönerken balkona takıldı gözüm, ne kadar boş görünüyordu bilsen, içim nasıl acıdı bi bilsen ceviz! sen koca kafanla, kirli beyaz pati uçlarınla koştururdun camların kenarında. hatırlar mısın, seni hep camda gören, dışardan bakınca masum bi kedicik zannedip sana dışardan oyunlar eden bi kadın çalmıştı kapımızı. siyamlı kızının yavrularına ev bulmak için bizden yardım istemişti, kedili evin kedi seven ahbabı çok olur diyerek. tortor da senin sayende ev sahibi olmuştu. sen gittin, kaç kedide izin kaldı bak... halini soracak olursan, kısırlaştırıldıktan sonra epey kilo aldı ama mihrap yerinde diyelim, alımlı bi kız hala, gideri var...

zaman ne çabuk geçiyor be ceviz, 2 yıl olacak sen gideli. 2 yıldır gittiğim her kedili evde canım yanıyor. gece orada kalırsam içimden yalvarıyorum, kedi benimle uyusun diye. seni çok özlüyorum oğlum, çok özlüyorum... şu an ağlıyorum biliyor musun? odamda yalnızım, yazıyorum ve ağlıyorum. sen öldüğünde doya doya ağlayamadım ben, o rahat vermedi bana biliyor musun? zaten seni sevmemişti hiç, senin küçücük canın uçup gittiğinde de anlamadı, acıma saygı duymadı. ama şimdi yalnızım ve senin ardından doya doya ağlıyorum, tıpkı geçen sene gibi. sen ardında rengarenk bir iz, kutlanacak bir hayat bıraktın, ama çok özleyince dayanamayıp ağlıyorum işte. dedem öldüğünde sen nasıl teselli etmiştin beni... keşke şimdi de edebilsen! belki bu gece rüyama girersin yine... kaç zaman oldu seni görmeyeli. o kadar gerçek ki ceviz, uyandığımda hala ellerimde hissedebiliyorum tüylerinin yumuşaklığını... ama çok oldu, çok zaman oldu seni görmeyeli. gel oğlum, bu gece gel!

erteledim bu yazıyı yazmayı, bu sene yazmayayım dedim ama dayanamadım işte. sen aklımda oldukça, ben blog yazdıkça, her sene doğum gününde bu sayfa seninle dolacak oğlum. benim koca kafalı, başbelası kıllı sevgilim sen iyi ki, iyi ki doğdun! seni çok seviyorum ve çok özlüyorum!

18.03.2011

aşk sevgiden beter, düşman aslında tümmmmmm sevenler

konuyla hiç alakası yok, janis yollamıştı 28. kez dinliyordum yazıverdim. asıl yazmak istediğim şu, hala bloguma girmek için kolumu bacaklarımın arasından geçirip kıçıma sokup ağzımdan çıkararak klavyeyi kullanıyorum! hani yürütme durdurulmuştu? allah belanızı versin ulan!

8.03.2011

lennnnn noluyo burdaaaa!

çello aradı ben ispanya'dayken, blog yasaklandı, dedi. dün akşam döndüm, bu sabah denedim giremedim bloguma. sonra maillerimi okurken bi arkadaşımın yazısına gelen yeni yorumun bilgisini farkettim, ona bakarken bi denedim, aa, yorum bırakabiliyorum. sonra onu tıkla bunu tıkla aha da kendi bloguma yazı ekledim arkadaş!
bu boktan işi çözmek için başlatılmış bi organizasyon varsa dahil olmaya hazırım, haberdar edin, geri alalım blogumuzu. ne yapmak lazım? bi ses verin.

13.02.2011

boyu bi karışken donlarını kafasına giyip, annesine de "yası ooolmuşum?" diye soran bi insan 32 yaşında tekstil işine girerse sonu nasıl olur? bekleyip hep birlikte göreceğiz... bu arada kafasında don varken kıçı açık mıydı diye sormayın, bana o kısmı anlatılmadı.
ilk eteğimi 3 hafta önce giyip insan içine çıkmıştım, kumaşlarım geldi, ilk çanta modelim de hazır ama hastalıktan kıçımı toplayıp da diktirmeye gidemedim! haftaya cuma uzun yol var, 3 hafta kadar yokum buralarda. aylardır birikmiş konular, seyahat yazıları, inişler çıkışlar... daha ağzımın tadıyla istifamı bile anlatmadım ama suçun bi kısmı tembelliğimdeyse bi kısmı da internet canavarı annemdedir. korkarım sonunda kendisini bilgisayar başından kriko kullanarak sökmek zorunda kalacağım! neyse, uygun fiyatlı bi laptop arayışındayım, yakında bitecek bu mazeretler silsilesi. şimdilik, uzunca süredir koruduğum sessizliğimi bugün de bozmamışım gibi yapalım. martın 2. haftası burdayım.
hoşkalın...

1.02.2011

allaaam arkadaş çevremi değiştirmeli miyim?

- mini etek ve file çorap onlara benden çok yakışıyorsa,
- mini eteklerine ve file çoraplarına rağmen ayakta işeyebiliyorlarsa,
- onlar mini etekliyken ben parti konsepti gereği kaşlarımı göz kalemiyle boyayıp kalınlaştırmışsam, bıyık bulaşığı  çizmişsem ve bahriyeli gibi giyinmişsem,
- onlar 41 ya da 42 numara da olsa topuklu ayakkabı giymişken bende postal varsa,
- bu esnada ojelerim silik, küpelerim çıkıksa,
- ama hiçbir şikayetim yoksa ve bilakis gayet de mutlu bi gece geçirdiysem...

el cevap: HAYIR!

hoşgeldin hemşirem, ne iyi ettin de döndün istanbul'a... her ne kadar ben artık yoksam da orada, senin dönüşün için fazladan birkaç gün beklemek ve kutlamak benim için zevkti. evine hoşgeldin...