14.05.2011

İnternetin için yürü.

yarın saat 14:00da geveze baykuş da sakarya'da...

11.05.2011

avrupalıyık, allahın adamıyık!

ispanya dönüşü 3 günü istanbul'da özledikleriyle geçirmek isteyen baykuş saat 21:50 sularında karga'dan çıkar ve yanında arkadaşıyla rıhtıma doğru ilerler. birkaç adım önlerinde birbirlerine sarılmış genç bir çift yürümektedir. iş bankası'nın olduğu köşe dönüldükten sonra birkaç adım ötede bir itiş kakış görürler ve hep birlikte duraklarlar. kadıköy belediyesi'nin zabıtaları, göğsüne sıkı sıkı bastırdığı enstrümanını (sanırım trompetti) vermemekte direnen müzisyeni adeta bir sokak çetesi gibi ortaya almış,  çekiştirmekte ve hep bir ağızdan bağırmaktadırlar. müzisyen de bağırmaktadır, enstrümanımı alamazsınız o benim ekmek kapım! genç çift, baykuş ve arkadaşı duraksarlar. baykuş bir yandan olaya karışıp karışmamak arasında gidip gelmekte, bir yandan gece yetişmesi gereken otobüsü düşünmekte, bir yandan da memleket genelinde yaygın tavşan boku sendromuna yakalanmış olduğunu farkettiğinden kendinden nefret etmektedir. o sırada genç çiftin arasında itiş kakış başlar; erkek, zabıtaları durdurmak isterken kadın da sevgilisinin başını belaya sokmasını (malumunuz olduğu üzere ülkemizde haksız yere ezilenden yana olmak ve zinhar ona destek vermek, günlük 3000 kalori almak kadar ağır bir suçtur) engellemeye çalışmaktadır. erkek kadının ellerinden kurtulur ve zabıtaların ortasına dalar, bıraksanıza adamı ne istiyorsunuz akşam akşam, diyerek. zabıtalar sayıca üstündür, bir kısmı müzisyeni çekelemeye devam ederken birkaçı da araya giren haddini bilmezi itip, sen ne karışıyorsun lan, diyerek ne kadar delikanlı ve vazifeşinas olduklarını ispat ederler. itilen erkek sinirlenir, sen bana nasıl dokunursun, diye zabıtalardan kendisini itenin üstüne yürür. görüldüğü gibi sade vatandaşın özrü kabahatinden büyüktür. araya başka sade vatandaşlar karışır, bu adam hırsızlık mı yaptı, bırakın gitsin, ne istiyorsunuz... bu arada zabıtaların amiri olduğunu, bende 6 okka taşak var yürüyüşünden ve sivil giyiminden anladığımız 50li yaşlardaki telsizli zat-ı muhterem, tam bir istanbul beyefendisine yakışır şekilde, sen benim işlemime ne karışıyorsun lan godoş, diye bağırarak olaya ilk müdaheleyi gerçekleştiren genç erkeğin üstüne yürür, yakasını tutup silkeler, defol git lan işine, diye muhtemelen tükürükler de saçarak bir kez daha bağırıp  bir kez daha iter. araya yeni vatandaşlar girer, senin maaşın benim vergilerimle ödeniyor bana hakaret edemezsin beni itip kakamazsın, diye bağırmakta olan genci kollarından çekip adet olduğu üzere ağzını kapatmaya çalışarak trafiğin akmakta olduğu caddeye indirirler. bu arada müzisyeni savunmaya çalışan (hırsızlık mı yaptı diyerek araya girme densizliğini gösteren) diğer vatandaş zabıtalar tarafından karga tulumba tutulur, istanbul beyefendisi tarafından, alın götürün şunu içeri de görsün gününü, talimatıyla ilerideki sanviççilerin önüne park edilmiş olan zabıta minibüsüne sürüklenir. bu arada bazı başka vatandaşlar olayı cep telefonları ile kaydetmekte, bazıları da fotoğraf çekmektedirler...
yeni bir av bulmanın heyecanına kapılan zabıtalar tarafından birkaç saniyeliğine unutulup bırakılan ve karışıklıktan faydalanan müzisyen hala göğsüne sıkıca bastırmış olduğu trompetiyle koşarak uzaklaşır... 
teksas-tommiks oynayan zabıtalar tarafından yaka paça tutulan densiz vatandaş başına allah bilir ne dertler açılmak üzere minibüse bindirilir...
caddeye indirilmiş genç tavşan boku sendromlu vatandaşlar tarafından biraz daha zaptedilip bırakılır...
istanbul beyefendisi elinde telsizi, bende 6 okka taşak var yürüyüşü ve bağıra çağıra verdiği talimatlarıyla minibüse doğru ilerler...
o an kendinden hiç hoşnut olmayan tavşan boku baykuş ve arkadaşı yollarına gider...


dün öğle saatlerinde cep telefonuma bir mesaj geldi, 9 mayıstı ya, sağolsun devletimin ilgili birimi avrupa günümü kutladı. ayıptır söylemesi, avrupa'dan yeni döndüm, kutlamanıza hacet yok zaten onlardan fersah fersah ilerdeyiz elhamdürillah diye cevap yazacaktım ama, kocaaaa devlet yahu, benim gibi kıçıboklu ağzı içki kokan vatandaşın fikrine mi kaldı... cık cık cık ne haddime... diye düşünüp vazgeçtim. netekim bu akşam da gördüm ne kadar avrupalı olduğumuzu, karar verdim hemen evlenip bu ülkenin birbirinden güzel nimetlerinden faydalanarak zevk-ü sefa içinde, ensesi kalın sırtı pek bir hayat sürmeleri için en az 3 de çocuk yapacağım.
rabbime bin şükür sonunda yıkımına başlanan ucubelerden sonra, zabıtalar tarafından hem tu kaka pis zurnacı hem de araya giren hadsiz vatandaşlar gözümün önünde tartaklanıp hakaret edildi. oh, beter olsunlar! teşekkürler kadıköy belediyesi, geçmiş avrupa gününüz kutlu olsun! amin! 

18.04.2011

iyi ki doğdun ceviz...



2000 yılına geldiğimizde milenyum dillere pelesenk olmuştu, sen de milenyum kedisi olarak doğdun cevizim. 17.04.2000'de dört kardeşin en büyüğü ve en kocakafalısı olarak... 1 haftalıktın seni ilk gördüğümde, daha açılmamış gözlerinle, kulaklarınla... ne haylazdın ama! o halinle sürüne sürüne kardeşlerinin üzerinde geziyordun. yumuşacıktı tüylerin, pespembeydi burnun, patilerinin içleri... 

ah ceviz, ne vardı bebek kalsaydın biraz ürkek olsaydın... bugün hamsi pişerdi evde senin şerefine yine... yaz geliyor bak, ben de eve döndüm, şort giyerdim havalar iyice ısındığında. sen de yemek masasının sandalyeleri arasına saklanır, ben oradan geçtikçe bacaklarıma pati atar kaçardın... saçlarım senin geldiğin zamandan daha da uzun şimdi, üstelik örgülerle dolu, takar patini oynardın... belki 11 yaşın verdiği ağırlık olurdu üzerinde, kağıt toplarınla artık oynamazdın ama babam yalnız oturmazdı o tekli koltukta, gider koca kıçınla yanına sıkışırdın sıcağa aldırmadan...

evde hala menekşe yok biliyor musun? sonuncuları sen yemiştin, yokluğunda yenilerini almadık. yukanın, benjaminin saksılarını sardığımız tülleri kaldırdık artık dibine işeyen yok diye, ama sanki üstüne tırmanan olmayınca yuka can sıkıntısı çekiyor gibi be ceviz... bakma, annem çok kızar kovalardı seni saksı başında yakaladığında ama, o da çok özlüyor. daha istanbul'daydım, bi gece yazışırken senden bahsettik, karşılıklı ağladık. bugün gelsen, işesen bütün çiçeklerin dibine, vallahi sarılır o pis kıçını öper sevincinden düşün artık...

dün eve dönerken balkona takıldı gözüm, ne kadar boş görünüyordu bilsen, içim nasıl acıdı bi bilsen ceviz! sen koca kafanla, kirli beyaz pati uçlarınla koştururdun camların kenarında. hatırlar mısın, seni hep camda gören, dışardan bakınca masum bi kedicik zannedip sana dışardan oyunlar eden bi kadın çalmıştı kapımızı. siyamlı kızının yavrularına ev bulmak için bizden yardım istemişti, kedili evin kedi seven ahbabı çok olur diyerek. tortor da senin sayende ev sahibi olmuştu. sen gittin, kaç kedide izin kaldı bak... halini soracak olursan, kısırlaştırıldıktan sonra epey kilo aldı ama mihrap yerinde diyelim, alımlı bi kız hala, gideri var...

zaman ne çabuk geçiyor be ceviz, 2 yıl olacak sen gideli. 2 yıldır gittiğim her kedili evde canım yanıyor. gece orada kalırsam içimden yalvarıyorum, kedi benimle uyusun diye. seni çok özlüyorum oğlum, çok özlüyorum... şu an ağlıyorum biliyor musun? odamda yalnızım, yazıyorum ve ağlıyorum. sen öldüğünde doya doya ağlayamadım ben, o rahat vermedi bana biliyor musun? zaten seni sevmemişti hiç, senin küçücük canın uçup gittiğinde de anlamadı, acıma saygı duymadı. ama şimdi yalnızım ve senin ardından doya doya ağlıyorum, tıpkı geçen sene gibi. sen ardında rengarenk bir iz, kutlanacak bir hayat bıraktın, ama çok özleyince dayanamayıp ağlıyorum işte. dedem öldüğünde sen nasıl teselli etmiştin beni... keşke şimdi de edebilsen! belki bu gece rüyama girersin yine... kaç zaman oldu seni görmeyeli. o kadar gerçek ki ceviz, uyandığımda hala ellerimde hissedebiliyorum tüylerinin yumuşaklığını... ama çok oldu, çok zaman oldu seni görmeyeli. gel oğlum, bu gece gel!

erteledim bu yazıyı yazmayı, bu sene yazmayayım dedim ama dayanamadım işte. sen aklımda oldukça, ben blog yazdıkça, her sene doğum gününde bu sayfa seninle dolacak oğlum. benim koca kafalı, başbelası kıllı sevgilim sen iyi ki, iyi ki doğdun! seni çok seviyorum ve çok özlüyorum!

18.03.2011

aşk sevgiden beter, düşman aslında tümmmmmm sevenler

konuyla hiç alakası yok, janis yollamıştı 28. kez dinliyordum yazıverdim. asıl yazmak istediğim şu, hala bloguma girmek için kolumu bacaklarımın arasından geçirip kıçıma sokup ağzımdan çıkararak klavyeyi kullanıyorum! hani yürütme durdurulmuştu? allah belanızı versin ulan!

8.03.2011

lennnnn noluyo burdaaaa!

çello aradı ben ispanya'dayken, blog yasaklandı, dedi. dün akşam döndüm, bu sabah denedim giremedim bloguma. sonra maillerimi okurken bi arkadaşımın yazısına gelen yeni yorumun bilgisini farkettim, ona bakarken bi denedim, aa, yorum bırakabiliyorum. sonra onu tıkla bunu tıkla aha da kendi bloguma yazı ekledim arkadaş!
bu boktan işi çözmek için başlatılmış bi organizasyon varsa dahil olmaya hazırım, haberdar edin, geri alalım blogumuzu. ne yapmak lazım? bi ses verin.