işimde 2. haftamdayım, gün içinde dötümü kaşıyacak zamanım olmuyor. akşamları da ya evsahibim fiktoş'un misafiri oluyor ya festivale gidip film izliyoruz ya da ben gün boyu çinli'lere laf anlatıcam diye göbeğim ve beynim çatladığından bayılıp kalıyorum. velhasıl çok şey var anlatacak ama zaman olmadı.
hazır ortalıkta kimse yokken şuraya hemen bi dökülüp kaçayım.
ilk festival filmim: öfke
şahsi kanaatim: gitmeyin! sakın gitmeyin!
salon ve balkon bölümlerinde oturup filmi bitiremeden uyuyan ya da kaçıp giden insanların kanaatleri: gitmeyin!
arka koltuğumda da bi huzursuz bacak sendromlu sinir amca vardı, kalabalık bi evkadını ordusuyla gelmişti. ya da kadınlar iş arkadaşları ama saçlarını kötü bi kuaföre teslim etmişler, orasını bilemem artık. ilk intibaları kötüydü işte. neyse, bu amca gelir gelmez ayaklarını sallamaya, koltuğumu tekmelemeye başladı. bi döndüm baktım, bi daha döndüm baktım... gene baktım, uzun uzun baktım, kötü kötü baktım... en sonunda, beyefendi geldiğinizden beri koltuğumu 5 defa tekmelediniz, şu bacaklarınıza mukayet olun lütfen, diye carladım. adam gayet sakin yüzüme baktı, kafasını çevirip yanındaki pasaklılar ordusuyla kakara kikiri yapmaya devam etti. neyse, en azından durdu. adam durunca film eziyeti başladı.
ekranda yazılar tıkırtılarla beliriyor, hani vatandaş yazıyor da aynı anda biz de okuyoruz hesabı. ilk günüm diye başladı, şununla tanıştım bununla tanıştım bık bık bık... sonra insanlar oturup konuşmaya başlıyorlar. arkada düz bi fon, konuşan kişiye göre renk değişiyor. favorim travestiydi. tam bi klişe olan zenci polis dedektifi hariç tüm oyuncular çok iyiydi ama bi filme iyi demek için daha fazlası lazım. neyse, 2. günüm... 3. günüm... bu arada horlama sesleri, yavaştan kaçanların perdeye vuran gölgesi... ne zaman ki perdede son günüm yazısı oluştu, bi alkış, oh be, ohhhhhh, nihayet vb sesler yükseldi. ben de o an, film çok klas da ben anlamayacak kadar hödük müyüm, endişemi bi kenara bırakıp yiihhuuuuuu diye bağırdım.
sanmayın ki bütün bu eziyet boyunca amca bacaklarını zaptetti. arada içim geçmiş, koltuğun sarsılmasıyla uyandım. ilk cayırdamamdan sonra galiba bi 4 defa daha falan doğrudan benim koltuğumu tekmelememekle beraber bi şekilde sarsılmama sebep oldu. film bitsin diye bekledim. jenerik akmaya başladı, hemen kalkıp toplandım. normalde jenerik bitmeden kılımı kıpırdatmam ama hem daha fazla dayanacak halim yoktu hem de amca lafımı sokamadan kaçarsa diye acele etmem gerekiyordu. arkama döndüm, amcaya doğru eğildim, amca ve yanındaki ilk pasaklı da bana baktılar. en pis sırıtışımla, beyefendi şu sıkıcı film boyunca uyanık kalmamı sağladığınız ve tüm böbrek taşlarımı döktüğünüz için size çok teşekkür ederim, dedim. amcanın ve pasaklının gözleri kocaman açıldı, ağzını açtı, bi şey söyleyecek gibi oldu, bekledim. baktı, baktı... ağzı hala açıktı ama ses çıkaramıyordu, ben de döndüm arkamı, sıradan çıktım, mest olmuş bi halde kapıya doğru yürüdüm.
ha bi de not tuttum film boyunca, buraya yazayım bikaç tane de ne kadar daraldığımı siz anlayın.
" daraldım! yorgunluk mu çöktü sadece yoksa üşümeme ek olarak filmin sıkıcılığı da mı yüklendi bilmiyorum ama uyuklamaya başladım. hatta galiba az önce kafam önüme düştü! görünmez olmak isteyen fermuar dikici teyzeden başka kimin öfkesini gördük? öfke elbette sadece bağırıp çağırmak değil ama bu kadar pasifize ve cansız seslerle, boş yüzlerle de ifade edilmemeli."
"keşke çıkanları saysaydım. oturduğum yeren pek bilimsel olmayan verilerime dayanarak söylüyorum ki bu film kötü, hatta boktan!"
"teyze, o içtiğinden bana da ver, bu film başka türlü çekilmez... hihohahahah arkada horlayan var ve ben kızamıyorum"
"...çıkarken de koltuğu sürekli tekmeleyerek beni uyanık tutan amcaya teşekkür edicem..."
bilmem anlatabildim mi?
hadin sağlıcakla
