benim koca kafalı, şalvar popolu, bok gözlü tüy topağım iyi ki doğdun! dün bütün gün aklımdaydın ama elim varıp da yazamadım şuraya iki satır, özür dilerim.
dün doğum günündü. yaşasaydın 12 yaşında olacaktın. ızgara hamsi yiyecektin geleneksel ceviz doğum günü şenlikleri dahilinde. hamsiler ayıklanırken muhtemelen babamın paçalarına tırmanacaktın, annem yanında yeşillikleri yıkıyor olacaktı ve seni fark etmeyip arkasını döndüğünde belki patine basacaktı... yoktun! arayıp soramadım annemle babamı, her sene arardım bu sene aramadım.
geçen ay ankara'daydım bir günlüğüne. ondan önceki ziyaretim kasım ortalarıydı. her iki gidişimde de neyi fark ettim biliyor musun, zaman acıyı hafifletiyormuş ama alışkanlıkları unutturmuyormuş. eve girdim, annemi öptüm babamı öptüm ve koridora bakarak seni beklemeye başladım. sonra salona doğru eğildim, balkon tarafından mı geleceksin diye. babam anladı, gözleri doldu "ceviz'i mi arıyorsun?" derken.
her kapı ziline koşardın eskiden. annem seni soyunma odasından sahaya merdivenleri koşarak çıkan futbolculara benzetirdi. bense senin koşturmanı izlerken yan yağların tımbırdadıkça löngür löngür ses çıkardığını hayal ederdim... eve son iki gidişimde ne sahaya çıktın ne de löngürdedin. galiba 3 yıldan sonra en çok o zaman yokluğunu hissettim. ceviz, seni çok özledim!
son 5 aydır hayatımda bir köpek var biliyor musun. kocaman, kapkara bir labrador. görsen kesin gözün dönerdi, katar önüne kovalardın cüssesine bakmadan. ismi votka. her dolaşmaya çıktığımızda kedi kovalamaya çalışıyor, gücüm yettiğince izin vermiyorum. bazen senin gibi deli ya da cesur kedilere denk geliyoruz, tıslayıp kabarıp geri püskürtüyorlar atağını. hem kaçıyor hem dönüp dönüp arkasına bakıyor, biraz şapşal. sen saçlarımın içinde uyurdun bebekken, o ayakucumda yatıyor çoğu zaman bacağımı kendine yastık yaparak. senin gibi o da tek bacağını havaya dikip uyuyor. sen uyurken bayrak göndere çekildi diye gülerdim, o uyurken sadece ayaklarının ne kadar büyük olduğunu düşünüp hayret ediyorum. bana çok düşkün, iyi de anlaşıyoruz ama aramızda kalsın, senin yerini tutmuyor... bu arada, ev yine leş gibi ama senin beyaz patilerinin aksine onun 48 numara koca ayakları simsiyah ve kir göstermiyor. yine de sen ol isterdim, ben işten dönünce kapıya koş, bacaklarıma sürtün, çıkardığım ayakkabılarımın içine girip araba sürer gibi koridorda gezin...
dün akşam bebeklik fotoğraflarına baktım, hemen hepsi çok bulanık. sen bizim eve dijital teknolojiden evvel girdiğinden minicik hallerine dair net bir tek kare bile yok. gerçi sorun teknolojide değil senin bir mermi gibi hızlı hareket edişindeydi. ah cevizim, oradan oraya koşarken o koca kafanı az mı vurdun kapılara, sandalye bacaklarına...
bir kedi cenneti var mı gittiğin yerde bilmiyorum ama şimdilerde yaşadığım semt yeryüzündeki cennetiniz olabilir. düşünsene, bir yanın deniz bir yanın çayır çimen... kayaların üstünde köpükle kaplanmış su geçirmez kedi barınakları, güneşte göbeğini germiş yatan kaygısız kediler, yanıbaşlarında tas tas su ve mama... izin verdiğin her an seni sevmek için can atan insanlar... yanlış şehirde ve çok erken doğdun sen ceviz. bozkırın ortasında tüm duyguları kurumuş insanların yaşadığı yerdense ben istanbul'a taşındığımda deniz kenarında doğsaydın, belki eve giren hırsız bile acıyacaktı sana, kıymayacaktı. babaannemin küpeleriyle annemin birkaç ufak tefek takısından kat be kat değerliydi senin çalınan hayatın. oysa polis envanterine girmedin bile!
hayatımın kedisi, sevgilim ceviz, serde türklük var hep acıklı düşünüyorum sen aklıma geldikçe. bir yandan istiyorum ki güzel günlerini hatırlayayım sadece ama olmuyor. son gecendeki hepimize tek tek bakışını şimdi karşımdaymışsın gibi görüyorum. sağlıklı günlerinde pembe olan pati içlerinle burnunun morarmış halini aklımdan çıkaramıyorum. sen zor bela nefes alırken göğsünün inip kalkışı benim de göğsümü sıkıştırıyor. ceviz, son geceni unutmak istiyorum! sabah kalkıp da senin hala ılık bedeninin hareketsiz kaldığını farkettiğim anı unutmak istiyorum artık! sen ölmemiş ol istiyorum kıllım! istiyorum ki hala annemin çiçeklerinin dibini eşeliyor ol, çiş yaparken leğeni ıskalayıp duvara denk getir annem sana kızıp telefonda bana veryansın etsin... anıların en üzücüsüne ek olarak huylarının en pisi... var burdan anla seni ne kadar özlediğimi! her şeyinle ama her şeyinle özledim seni bokgözlüm. her neredeysen umarım iyisindir, keyfin yerinde ve beni bekliyorsundur. ben gördüğüm her gri-beyaz kedide seni arayarak yoluma devam ediyorum. evin neşesi, misafirlerin belalısı, çiçeklerin düşmanı karikatürden fırlamış hain oğlum sen iyi ki yaşadın, iyi ki hayatıma ortak oldun. hızlı yaşayıp genç öldün, tadını damağımda tırnak izlerini yüreğimde bıraktın. hayatımın kedisi, sevgilim ceviz, sen iyi ki, iyi ki vardın. sensiz bir doğum günün daha kutlu olsun!

