14.10.2009

organize işler,

bana göre değil.
estim akıllı kadınım, diye hep söylerim zaten. dün evden o kadar azimli çıktım ki, tamam, dedim kendime, bu defa olacak. nerdeee....
dün gece kendi evimde bile kalmadım ki ödevimi yapayım! şimdi oturdum bilgisayarın başına, bi taraftan kızlarla mailleşiyoruz bi taraftan halkbank sınav ilanına bakıyorum. evet, mezuniyetimden beri yaklaşık 100 yıl süren direnişime bi son verip, belki de bankada çalışabilirim yahu, dediğim şu son haftayı birbiri ardına hezimetlere uğrayarak geçirdim. önce iş bankası, istediğimizden 23 gün daha yaşlısın bebek, demişti. az önce de halkbank 3 ay taktı bana ve bankacılıkla ilgili hayallerim, vapur seferi iptal ettiren lodostaki cılız kibrit alevi gibi sönüverdi. hani zaten yanmamıştı, o açıdan :)
aranızda yaşı tutan varsa senede 4 ikramiye, özel kurum doktorları ve anlaşmalı sağlık kuruluşları, akbük'te kamp, servis, lojman vs... halkbank iyi imkanlar veriyor, 16 ekim sınav ücreti yatırmak, 20 ekim internetten başvuru yapmak için son gün. bana yaramadı bari içinizden birileri nasiplensin, değil mi ya?
neyse, çok oyalandım, şu photoshopu bi yükleyeyim, bilgisayarım çökerse benden bikaç gün haber alamayabilirsiniz, merak etmeyin patlamaz :)
hadin sağlıcakla...

13.10.2009

aktivasyon günümdeyim, kimse tutmasın!

öğrencilik bittiğinden beri yani 5,5 senedir ödev yapmamıştım, dün akşam fotoğraf dersinde ödev verdi hoca, bi garip oldum :) yapabilmek için bilgisayara çok acil photoshop yüklemem gerek. zaten 3 hafta önce edinmem lazımdı ama her allahın günü sokaklarda ne bok yediysem artık bi türlü gidip de almadım, kısmet bugüneymiş.
birazdan çıkıyorum. bi arkadaştan photoshop cdsi alıp (evet, çakmacılık bu, korsanlık ama bende bi programa verecek o kadar para yok, ne yapayım) oradan sevgili zeyna'nın doğum gününü kutlamak üzere eski şirketimin perakende ofisine gideceğim. sonra eve dönüp ödevi yapmam lazım, karanlık bi fotoğraf var elimizde, ışığı düzenlenecek, sağ tarafa doku eklenecek, grenler belki biraz temizlenecek vs. yarın teslim etmem gerek, ben zaten bugün başlasam yarın akşama anca yetişir! ve son olarak, akşam tiyatroya gidiyorum. bu sene sezonu doğum günümde açamadım, o akşam sadece çayyolu cüneyt gökçer sahnesi'nde oyun vardı, e kusura bakmayın ama o da allahın dağında ve oyundan sonra eve nasıl gelirim sorusu zihnimi epey meşgul ettiğinden, gitmedim. aaa, bigün size doğum günü maceralarımı yazayım yahu, bugüne kadar niye yazmadıysam? neyse efendim, kişisel sezon açılışımı bu akşam genç osman'la yapıyorum. bana iyi seyirler.
hadin sağlıcakla...

bi ucundan anlatmaya başlamak lazım

kronolojik sıralama yapamıyciim, bayram sonrası ile başlıyorum.
28 eylül pzt zabahınan kalktım, duş aldım, saçlarımı adam gibi taradım, makyajımı yaptım, usturuplu giyindim (gerçi boynumda öğrenciyken bi fuarda antikacıda bulduğum kocamanötesi şangırdaklı türkmen kolyem vardı ama bence çok güzel) bi heves çıktım evden, doğru vesikalık fotoğraf çektirmeye. buna da ne halt etmeye vesikalık demişlerse... muhtemelen 6x8 ölçüsünde fotoğrafın resmi evrakta kullanılmaya başlandığı dönemde vesika şimdiki manasına gelmediği içindir, bakınız: serpil çakmaklı ve akıllardan silinmeyen o isyan cümlesi; vesika almak kolay mı? herkese vermezler!
neyse efendim, gittim fotoyu çektirdim, 1 saat vaktim var. kahvaltı yapmadan çıktığım için önce kısa bi yürüyüş, akabinde karnımı doyurdum ve fotoyu alıp, heyecandan zangırdayan bacaklarımla çankaya nüfus müdürlüğü'nün yolunu tuttum. bayramdan önce bitmesi gereken işler, devletimin boyunlarına at nalı büyüklüğünde maşallah takılası memurları sayesinde bu zamana kalmış, işsizlik sigortasına başvurmak için son 5 gün ve ben halihazırda çift soyisimliyim! (yola çıkmadan önce 2 günümü adliyede 09:00 - 17:30 arası mesai yaparak geçirmem sayesinde işler bu kadar hızlı! neticelendi, bu da başka bi yazıya konu olsun.) evrakları elden teslim etmemize rağmen yine de araya tatil girdi işte.
çantamda yepisyeni fotoğrafım ve değişmek üzere olan nüfus cüzdanım, kalbim güm güm uzun bi sıra bekleyerek çok şükür asansöre bindim ve nihayet 7. kata ulaştım. ssk işhanı içinde konuşlanmış olan nüfus müdürlüğü'nde beni ilgilendiren ilk işlem olan bekarlığa dönüşümün tescillenişi 7. katta sorgulanıyor, sorguladım. akabinde keçi gibi hoplaya zıplaya 5. kata indim, numaratör önümde 20 kişilik sıra olduğunu gösteren küçük kağıdı püskürttü, aldım küçük kağıdımı, çantamdan kitabımı çıkarıp boş bi yere çöktüm ve okumaya başladım.
ilk 10 - 15 dakika çok sakin geçti, okuduğumu anladım, zaten kitabın finaline de yaklaşmıştım, iyice gömüldüm sayfalara. sonra baktım ki benim sıram gelmekte, hadi anla şimdi 2 satırı! her çlinng sesinde kaldır kafayı, ekrana bak, ezbere bildiğin kendi numarana bak... yok, bu böyle olmayacak, kapat kitabı, sok çantaya, çıkar bakayım cüzdanını, fotoğraflar nerede? hah, buradaymış...
çlong çlong çlonggg! benim numaram! allaaaaaahhhh, koş len koş!
- merhaba, kolay gelsin.
- merhaba.
- nüfus cüzdanımı değiştirmek için geldim, bunlar fotoğraflar, bu da eskisi (engellenemeyen bi sırıtış hihehehehe)
- ama zaten yeni değiştirmişsiniz hanımefendi, şimdi neden değiştirmek istiyorsunuz?
- (zevk! bayılırım devlet dairesinde sıra beklemeye, bayılırımmm!) boşandım da biraz!
- ha, pardon!
- (ne pardon ne, sen mi girdin araya da pardon diyosun? tövbe tövbeee...) önemli değil
..... işlemler, işlemler, işlemler......
- medeni halime bekar yazacaksınız, değil mi?
- tabi, tabi.
- ohh! (yine önlenemeyen sırıtış)
arkadan geçen adam: fiskos fiskos fiskos
memure hanım: sizin orada hamam var mı?
şoklanmış bendeniz: (ha?) efendim?
- sizin orada hamam var mı?
- anlayamadım? (ne diyosun lan sen?)
- bu arkadaş ...'ya gitmiş de, hamam vardı diyor, onu soruyorum ehi ehi
- ben ...'lı değilim hanımefendi, bilmiyorum var mı ama insanlar bi yerde yıkanıyordur mutlaka! (manyak mısın lan sen? hayır tellağı çok beğendin, tadı damağında kaldı da telefon numarasını bana mı sorucan nedir anlamadım ki... ya ablacım, göbeğinde böyle na badem büyüklüğünde beni vardı, pala bıyıklı, hafif de kirli sakal... ama sakalları yumuşacıktı... tanıyo musun? falan de bari, tövbe tövbeee...)
- a aaa! ...'lı değil misiniz?
- değilim hanımefendi, dedem de oralı değil ..'lı ama nedense nüfusunu oraya aldırmış. babannem de zamanında dedemi boşadığı için tanışma imkanım olmadı, soramadım kendisine! (hırrrrrrrrrr!) zaten öldü! (hırrrrrrrrrrr!) ben ...'yı bilmem, hiç gitmedim, babam da bilmez, o da gitmemiş, amcalarım da bilmez! (hırrrrrrrrrr! ulan hırrrrrrr!)
- haa, anladım. pekiii eşiniz .'lı mıydı?
- evet, ama orada hamam var mı diye sormayın lütfen! (lütfen ya, bi nüfus cüzdanını değiştirmek bu kadar zor olmamalı ya!)
- hihihih yok yok, sormam
- (çok şükür!)
..... işlemler, işlemler, işlemler...
- buyrun
- teşekkürler
çevir arkayı, çevir! oh, bekar! aa, kan grubum nerde lan salak? elindekine baka baka yazmadın mı sen bunu? ulan şimdi var ya... neyse, yürü anacım yürü, buna da şükür.
- aloooovvvvvv! aneyyyyyyyy, nüfus cüzdanımı değiştirdim ben, kutlamaya gidiyorum. artık akşam beni karakollardan falan toplarsınız muhahahahah
- ayyy, olumlu konuş çocuğum, iptal et hemen! dilek kapılarının açık olacağı olur da kabul olur, yeni nüfus cüzdanım bana şans getirsin, iyi bi iş hulayım, huzur kazanç vıdı vıdı vıdı...
(hay ben seni alıp da reikiye götürdüğüm güne... )
- tamam anne, iptal ediyorum. ama kutlamaya gidiyorum hadi eyvallah.
tutmayın uleeeeeyyyynnnnnnn!

8.10.2009

dostlar sofrasında bir doğum günü kutlaması

aytekin abi, iyi ki doğmuşsun yahu. 40 sene önce kimbilir kaç saat ıkınan anacığından allah razı olsun, sayesinde bu akşamı yaşadık.
hayat ne garip, dünya aslında ne kadar küçük ve biz hiç tanımadığımız insanlarla ne kadar da yakınız...
- az önce anacığına selam ettiğim aytekin abi, gece boyunca o koca kel kafasına bakmaksızın herkesin doğum günü çocuğu diye seslendiği altın yürekli adam, mekan sahibi.
- mekanın müdavimi cengiz abi, parlemento muhabiri, gözlerinin ta içinden gülen, dozzy'nin deyişiyle "hakkında 1 kişi bile kötü konuşmaz mı be kardeşim? bi adam bu kadar mı adam olur da sevilir?" bi adam.
- cengiz abi'nin arkadaşı dozzy, sevgili e'nin dostu. hani şu istanbul'daki son gecemde refik'te rakı içtiğim sevgili e... bi tane o, bi tane!
- sevgili e, dünyanın en iyi arkadaşlarından ama en berbat sevgililerinden biri olan sevgili d'nin eski kız arkadaşı.
- sevgili d, alt dönemim olan ve beni azimle çalıştırarak belalı derslerden geçmemi sağlayan eşşek kafalı nisan'ın askerlik arkadaşı. benim hastabakıcım, kötü gün dostum.
- eşşek kafalı nisan hem okul arkadaşım hem de eczacıbaşı dönemimin başlangıcında moral kaynağım. kendisi yine alt dönemim olan unutkan'ın sınıf arkadaşı olur. endişeyle beklediğimiz sınav zamanlarında kopya çekmek üzere arkasına dizildiğimiz günlerde unutkan tanıştırdı bizi.
- unutkan... üç noktadan sonra uzun uzun düşündüm ne desem diye. unutkan bi garip adam, arkadaşları hayvan der ona, nasıl beceriyorsa hayvanlığı ölçüsünde de duygusaldır. hocanın çenesine vurmuş, kafalarımızı ha babam ütülediği bi derste, dayanamayıp "aaaayhhh! sus be adam!" dememle oturduğum sıraya dönüp iç organlarına kadar sırıtması, arkadaşlığımızın başlangıcı oldu.
- çenesine vuran hoca? yok, o kadarını hatırlayamayacağım ama her neredeyse ve ne yapıyorsa (saat itibariyle kıçında pireler uçmakta olduğunu tahmin ediyorum ama, muhtemelen hâlâ emekli olmamıştır ve bilmem ne sistemi dersiyle ruhları emmeye, insanları hayata küstürmeye devam etmektedir) sağolsun. 6-7 sene önce ettiği dırdırla bu geceye temel attı.
bu gece, bağlama çalındı, karadeniz türküleri söylendi (önemli not: seval, sinop gezisi için şelaleye varana kadar planlar yapıldı bak, kaçma sakın) kadehler tokuştu, yüzler kah güldü kah türkünün sözleriyle hüzünlendi. masada ülkücü şair abi, 2 çerkez, 2 kürt, bol miktarda laz, 1 gürcü, 1 alevi, zamanında idamla yargılanmış solcu abiyle, flaş patlatmadan iso yükselterek çekilmiş kızıl tonlarda fotoğraflarımız var. bi de şair abi'nin yazdığı şiir. tam karşısında ben vardım, benden başladı, yanımda oturan dozzy ve yanındaki solcu abiyle devam ederek çemberi tamamladı. herkes hakkında bikaç satır, eşini neredeyse unutacaktı son anda hatırlayıp eklemiş de, kafasına merdaneyi yemekten kurtuldu. içki sofrası olur da siyaset ucundan da olsa yatırılmaz mı masaya? dedi ki; biz bi sentez falan değiliz, a böyle (iç içe geçirdiği ellerini yumruk yapıp konuşuyor ve rizeli) bi granitiz, aramıza kıymık giremez! açılım neymiş?
hakikaten ya, neremizi açıyoruz allah aşkına?
hadi iyi geceler.

1.10.2009

devlet tiyatroları sezon açılışı/dünya yaşlılar günü ya da sadece...


heeeyyyttth! savulun uleyn, kutlamalar başladı!

mutlu yıllar baaannnaaaaa
mutlu yıığğğllaaarrr bağnaaaaaaaaa
iyi ki doooğdum
aman iyi bok yeeediiimmmm
tüm alkışlar baaağğğğnnnaaaaaaaaaaaaa....

şak şak şak şak şak...