aytekin abi, iyi ki doğmuşsun yahu. 40 sene önce kimbilir kaç saat ıkınan anacığından allah razı olsun, sayesinde bu akşamı yaşadık.
hayat ne garip, dünya aslında ne kadar küçük ve biz hiç tanımadığımız insanlarla ne kadar da yakınız...
- az önce anacığına selam ettiğim aytekin abi, gece boyunca o koca kel kafasına bakmaksızın herkesin doğum günü çocuğu diye seslendiği altın yürekli adam, mekan sahibi.
- mekanın müdavimi cengiz abi, parlemento muhabiri, gözlerinin ta içinden gülen, dozzy'nin deyişiyle "hakkında 1 kişi bile kötü konuşmaz mı be kardeşim? bi adam bu kadar mı adam olur da sevilir?" bi adam.
- cengiz abi'nin arkadaşı dozzy, sevgili e'nin dostu. hani şu istanbul'daki son gecemde refik'te rakı içtiğim sevgili e... bi tane o, bi tane!
- sevgili e, dünyanın en iyi arkadaşlarından ama en berbat sevgililerinden biri olan sevgili d'nin eski kız arkadaşı.
- sevgili d, alt dönemim olan ve beni azimle çalıştırarak belalı derslerden geçmemi sağlayan eşşek kafalı nisan'ın askerlik arkadaşı. benim hastabakıcım, kötü gün dostum.
- eşşek kafalı nisan hem okul arkadaşım hem de eczacıbaşı dönemimin başlangıcında moral kaynağım. kendisi yine alt dönemim olan unutkan'ın sınıf arkadaşı olur. endişeyle beklediğimiz sınav zamanlarında kopya çekmek üzere arkasına dizildiğimiz günlerde unutkan tanıştırdı bizi.
- unutkan... üç noktadan sonra uzun uzun düşündüm ne desem diye. unutkan bi garip adam, arkadaşları hayvan der ona, nasıl beceriyorsa hayvanlığı ölçüsünde de duygusaldır. hocanın çenesine vurmuş, kafalarımızı ha babam ütülediği bi derste, dayanamayıp "aaaayhhh! sus be adam!" dememle oturduğum sıraya dönüp iç organlarına kadar sırıtması, arkadaşlığımızın başlangıcı oldu.
- çenesine vuran hoca? yok, o kadarını hatırlayamayacağım ama her neredeyse ve ne yapıyorsa (saat itibariyle kıçında pireler uçmakta olduğunu tahmin ediyorum ama, muhtemelen hâlâ emekli olmamıştır ve bilmem ne sistemi dersiyle ruhları emmeye, insanları hayata küstürmeye devam etmektedir) sağolsun. 6-7 sene önce ettiği dırdırla bu geceye temel attı.
bu gece, bağlama çalındı, karadeniz türküleri söylendi (önemli not: seval, sinop gezisi için şelaleye varana kadar planlar yapıldı bak, kaçma sakın) kadehler tokuştu, yüzler kah güldü kah türkünün sözleriyle hüzünlendi. masada ülkücü şair abi, 2 çerkez, 2 kürt, bol miktarda laz, 1 gürcü, 1 alevi, zamanında idamla yargılanmış solcu abiyle, flaş patlatmadan iso yükselterek çekilmiş kızıl tonlarda fotoğraflarımız var. bi de şair abi'nin yazdığı şiir. tam karşısında ben vardım, benden başladı, yanımda oturan dozzy ve yanındaki solcu abiyle devam ederek çemberi tamamladı. herkes hakkında bikaç satır, eşini neredeyse unutacaktı son anda hatırlayıp eklemiş de, kafasına merdaneyi yemekten kurtuldu. içki sofrası olur da siyaset ucundan da olsa yatırılmaz mı masaya? dedi ki; biz bi sentez falan değiliz, a böyle (iç içe geçirdiği ellerini yumruk yapıp konuşuyor ve rizeli) bi granitiz, aramıza kıymık giremez! açılım neymiş?
hakikaten ya, neremizi açıyoruz allah aşkına?
hadi iyi geceler.
