4.01.2010

baykuş'un karalama defteri'nde bu ay yazılması olası konular

- evliliğin insan ırkına zararları ve yaklaşık 10 yıldan sonra tekrar görüşülmeye başlanan eski sevgilinin benden sonraki manitasıyla evlenerek girdiği çöküş sürecinin görsel kanıtları
- juve ' den aldığım ilhamla kişisel salaklık tarihimden seçmeler
- kalender zebra
işsiz ama yoğun insan modeli olarak bu ayın reklamını yaptıktan sonra, yüksek müsadelerinizle huzurlarınızdan ayrılıyorum arkadaşlar. şimdilik hoşkalın.
günün sorusu: ctrl+x gayet güzel çalışıyor ama ctrl+v beni delirtti! ne oldu bu kısayollara bilen varsa bi anlatsın.
günün başka bi sorusu: yazı tipi ayarları nereye gitti be?!

29.12.2009

alternatif yılbaşı

başlığı yazınca aklıma geldi, refah partisi vakti zamanında istanbul'un fetih yıldönümü kutlaması diye 31 aralık akşamı bi spor salonu dolusu sempatizan ve seçmenle kutlama yapmıştı. ulen şu ülke neler gördü be...
neyse, ben kendi alternatif kutlama önerime geleyim.
şimdi, malumunuz 31 aralık sadece senenin değil, ayın da son günü. yani paracıkların suyunu çoktan çektiği, cüzdanın dibinin fena halde tuttuğu bi zamana denk geliyor. üstelik benim işsiz olduğum şu son aylarda vergi sistemimizde bi değişiklik de olmadıysa, zaten alınan maaş sene sonuna doğru küçülüp bıldırcın boyutlarına inmiş oluyor. velhasıl, kutlama yapmaya hiç de müsait bi gün değil! hele özel sektörde çalışıp, maaşını ayın son iş günü yerine müteakip ayın 5-6sı gibi alanların halini hiç sormayın.
azıtmamak suretiyle gece hayatını sevmeme rağmen, ben yılbaşında evde kalmayı tercih edenlerdenim. sebebi hem o gece fena halde kazıklanmaya duyduğum tepki, hem de it kopuk tabir ettiğimiz muhtelif canlıların sokaklarda ve giriş ücreti ya da fikis mönüsü ne kadar pahalı olursa olsun mekanlarda bi şekilde bulunarak terör estirmesi, tad kaçırması. neticede yeni seneye katil olarak girmemek gerektiğinden yakın arkadaşlarla uygun bi evde toplanıp, yer içer, muhabbetimi ederim.
bu seneyi de dozzy ile sonlandırmayı planlıyoruz. evde küçük bi çilingir sofrası, tv de geyik programlar, trt de süpriz yapıp 30 sene öncesinin nesrin topkapı kayıtlarını yayınlarsa değmeyin keyfimize! dansözsüz yılbaşı olmaz malum. gerçi bi de tombala ve doldurulmuş hindi teranesi var ama onlara yanaşmıyorum. bi kere tombala çok sıkıcı ve boktan bi oyun, ilaveten çocukluğumdan beri hep zorla oynatıldım ve hiç kazanamadım. bırak tombalayı, daha 1 tane çinkom yok. bu çinkoyu da nerelerinden buldularsa... neyse. hindiye gelelim, o koca hayvan kaç saatte pişiyo haberiniz var mı? yok mu? ben söyleyeyim, 6 saat ortalama süresi var. ona en iyi ihtimalle -1/+2 diyelim. hem çok zor bi şey hazırlaması. boynunun derisini çiz, boynu kopar ama içine elini sokacak yer aç bu esnada. sonra hayvancağızın hem boynundan hem kıçından elini sok, içini doldur. hem kes sen, öldür, ye, hem de namusunu ayaklar altına al. ayıp be, ayıp! bi de iç pilava illa fıstık ve üzüm koymazlar mı, deli oluyorum deli! ne işi var orda onların ya? canı fıstık çeken, üzüm çeken bira içsin, yanında istediği kadar yesin arkadaş. hatta yerfıstığı mekanlarından birine gitsin, fıstığın kabuklarını da yerlere atsın kimsenin gıkı çıkmaz. ama dolmalık şeylere sokmayın şunu yahu!
velhasıl, yarı geleneksel yarı teranelere dötüm dönülmüş şekilde gireceğim ben 2010'a. ha gireceğim de ne olacak, o ayrı. maksat gönüller bir olsun, muhabbete bahane. aslında dozzy'nin ertesi gün işe gitme derdi olmasa, benim de bu ay kredi kartım firedi kurugır gibi gelmese biz istanbul'a kaçıp sevgili e ile olmak istiyorduk ama kısmet değilmiş.
ve sadede geliyorum nihayet. dozzy de maaşını ertesi ayın 5 ya da 6sında alanlardan. e ben de iş-kur'dan maaşlıyım. netekim o akşam için bütçemiz epey kısıtlı. geçen gün plan yaparken konuşuyorduk, aklımıza bu geldi, ben de yazayım dedim. belki yandaş bulurum, belki feysboktan da 1.000.000 kişi toplarım ve bundan sonra yılbaşı 6 ocakta kutlanır. bok mu var arkadaşım tam 2009 senedir 31 aralıkta kutladık da ne oldu? ne geçti elimize bolca kırmızı dondan başka? bi de 6 ocağı deneyelim yahu, bakarsınız hoşumuza gider. belki yeni senenin kerameti hayatımızı şenlendirmek için o tarihi bekliyor? hiç mi düşünmediniz? 31 aralığı 1 ocağa bağlayan tam da o dakikada öptüğünüz kaç kurbağa prense dönüştü kızlar? tam o dakikada gördüğünüz kırmızı donların sahipleriyle bugün mutlu bi yuvanız var mı beyler? yeni yıla tuvalette ya da trafikte yakalananlar, sizin müteakip seneniz nasıl geçmişti peki? hadi hadi, nazlanmayın. sizin de hoşunuza gidicek biliyorum. gelin şöyle yamacıma, gelin kuzucuklarım gelin, korkmayın, ısırmam...

dünyaya kendiliğimden gelivermiş olmak istiyorum!

aneyle son 2 haftada 2 kavga ettik, haftaya 3.sü yolda mı derseniz, uzunca bi süre görüşmeyi düşünmediğimden cevabım hayır olacak. en azından yüzyüze değil, telefonda ya da mail vasıtasıyla az daha hırlaşabiliriz ama o da bunlar kadar hasarlı geçmez zaten. ne de olsa, beden dili denen şeyin ötesinde, gözle ve mimikle adam asmaca genlerine sahibim (bknz: babam ve soyu, yani soyum)
ilk vukuatımız geçen hafta cumartesi kahvaltıyı müteakip cereyan etti. haftaiçi babam arayıp cuma akşamı için rakı&çiğköfte davetinde bulununca, ağzının ve babamın çiğköftesinin tadını bilen her aklıselim insan gibi kabul ettim. cuma günü yengem arayıp, akşam için rakı+roka+balık üçlüsü planı yaptığını, üçlemenin başındaki balığın hamsi olduğunu ballandıra ballandıra anlattı. abimlerin ve bizim kaçık gelinin ailesinin de geleceğini ama babamın ben pürüz çıkarırım diye gelmek istemediğini söyledi. (ayıptır söylemesi, biraz yabaniyimdir. kalabalığı, cümbür cemaat kutlama ortamlarını, bayramı seyranı falan pek sevmem. öyle zamanlarda inime saklanır, hayatın normale dönmesini beklerim) ailece birarada olalım tırı vırı, deyince ben de kabul ettim. çiğköfte herzaman yoğurulur ama, gecenin kalanını geçireceğin ev kokmadan balık yemek kolay kolay kısmet olmuyor malumunuz. (allahım ben ne menfaatçi bi tip olmuşum!) neyse, aradım babamı, benim için sorun olmadığını, gidebileceğimizi söyledim.
o akşam ailenin en genci olan caz ve kaçık gelinimizin altınsever olmasından gayrı hiçbi kusuru olmayan tatlı annesi dışında herkes az buçuk alkollendi. hamsiyle ne içilir? su değilse elbette rakı. (cola vs içenlere de acaip gıcığım var, eklemeden geçemedim. katlediyolar güzelim hamsinin tadını da haysiyetini de) tabi hayatta yemek de dahil pekçok şeyden keyif alma engelli annem değilseniz! kendisi o gece 1 kadeh şarabı tercih etti.
neyse efendim, mevzuyu çok dağıtmayayım. ben 3 duble rakı içtim, annem gece boyunca yudumlarımı saydı. ertesi sabah da bombayı patlattı.
konu kilodan, içki göbeğinden açılınca "içmenin de bi adabı vardır..." diye başlayarak daha ilk cümleden kanı beynime sıçrattı. tamam, beyne zaten gidiyo düzenli olarak da burada ne demek istediğimi anladınız, cıvıtmayın mevzuyu. hani içip rezalet çıkarsam, ortalığı birbirine katsam, sıçsam batırsam anlarım, saydır o zaman. içmenin de adabı vardır, ağzınla içeceksen iç yoksa bulaşma bilmem ne de, geçir allah ne verdiyse. e yok. edebimle içiyorum, iki lafın belini kırıyoruz, kalkıyoruz sofradan. ne var bunda? netekim çok sinirlendim, söylediklerimden aklımda kalanlar bu yaştan sonra adabı ondan öğrenmeyeceğim yönünde sarfettiğim cümleler ve bikaç ufak saldırı sözü. sonra da gidip üstümü değiştirdim, halihazırda olay mahallini terketmemiş olan anneme de, ben çıkıyorum, deyip cevabı beklemeden evden ayrıldım.
ahı mı tuttu nedir, ertesi sabah dudağımı 3 yerden kuşatan uçukların kaşıntısı ve zonklamasıyla uyandım. o günü yarı uyur geçirdim, pzt yataktan çıkamadım. salı günü aradı bizimki.
- efendim?
- nasılsın?
- iyiyim... (kibar ol kibar!) eeğm... sen nasılsın?
- ben de iyiyim.
- iyi.
- ee napıyosun?
- napim...
- beni neden aramadın?
- neden arayacaktım ki?
- mailime de cevap yazmadın... aramadın da...
- ne maili?
- sana mail attım ya, ara beni diye. okumadın mı?
- ha? ee, yok, girmedim bikaç gündür mailime.
- senin bi derdin mi var?
- (evet, sen!) eeğğm... yook...
- doğru söyle! bi şey oldu, sen bana söylemiyosun!
- (hasbinallah!) yok anne, nerden çıkarıyosun?
- var, var. rüyamda sabaha kadar seninle uğraştım. bi şey var, sen saklıyosun. hasta mısın?
- (eh be kadın, bu kadar psişiktin de neden yaşadık yıllarca o çatışmaları ve hatta neden hala yaşıyoruz ya?!) ee... yok, değilim (öhö öhö, kem küm)
- hastasın işte! ne oldu? ateşin var mı? öksürürken sırtın ağrıyo mu (ses titremeye başlar)
- ya yok, az bi şey üşütmüşüm, yattım dinlendim, iyiyim şimdi.
- bize gel, sen şimdi yediğine içtiğine dikkat etmezsin, ben sana bakarım.
- (dötüne bak sen! tövbe tövbe...) gerek yok, ben bakarım başımın çaresineeee!
- ben sana geleyim o zaman?
- (hah, bi o eksik. gel, bedenimin hastalığı yetmez gibi ruhumu da kemir!) anne gerek yok, ben iyiyim bidi bidi bidi bidi...
netekim barıştık. bu arada maile baktım, günah çıkarmış. ben de uzatmadım, kapandı konu.
sonra... sonra ne, rahat battı işte, bok var gibi perşembe günü bunlara gittim yine. e müstehak, dediğinizi duyar gibiyim, savunma yapmıyorum, haklısınız. hala ne işim varsa o evde, kaşınıyorum işte. işsizlik malum, can sıkıntısı... cuma akşamüstü yine olanlar oldu. bu defa dişeti kanamasından başlayıp, çıkıyorum da demeden kapıyı çarparak bitirdim. nerdeeeen nereye değil mi? dünya hali işte, laf lafı nasıl da açıyor heheh...
nedir ebeveynlerin derdi? tamam, siz uzunluk anlayışı görece değişken bi süre haşna fışna yaptınız, iki neşenizi buldunuz, o arada isteyerek ya da kazayla doğanın bi mucizesi gerçekleşti, aşkınız meyve verdi, takriben 9 ay 10 gün sonra ıngaaa dedi vs vs. e dedi ama, dediği andan itibaren o da bi birey oldu be güzelim! babamızın toşbiğinden düştük diye bıyık bırakmıyosak, anamızın dünyaya gelirken getirdiği kısıtlı sayıdaki yumurtadan çıkmış bi civciviz diye onun küçük (tamam, sonra büyük, hatta benim ve onun kalıpları karşılaştırıldığında çok daha büyük) bi modeli olmak zorunda da değiliz yahu! anlayın şunu artık!
kuşak çatışması her evde yaşanabilir. ergenlikte az buçuk hepimizin hormonlarının sapıtmışlığı vardır. tabiat anamız öyle münasip görmüş, biz de yaşadık geçirdik o günleri, eyvallah. ama ben artık 31 yaşındayım be! bi düşün lan yakamdan!
şurda iki kelam laf edeyim, hayata üç beş çamur atayım neşemi bulayım diye bi blog açtım, 15 yaş çıtır kız modunda hala anamla nasıl kavga ettiğimi anlatıyorum rezalete bi bakar mısınız ya? insanı zorla şeyediyolar... asabi! ve ergen! muahahahahh! tamam, ben güldüm size de müsade verdim, pek saçma oldu, dalga geçmek serbest.
ailemin yetiştirme tarzına genelde şükrederim. okula kaydımı kendim yaptırmak, servis bulup oraya da kaydımı yaptırmak, ıvır zıvır paralarını bankalara gidip yatırmak, kendi söküğümü dikmek, epeyce bi eskiden sobalı evde yaşarken akşam eve döndüklerinde evi sıcak bulsunlar diye uğraşırken kömürcü suratına sahip olmak, ödevlerimi imzalamak (tamam, bu işin sahtekarlık kısmı ama onu da kendim öğrendim) vs vs unsurları beni şimdi olduğum kişiye dönüştürdü. kendimle hep gurur duymuşumdur. son zamanlarda sık sık çöküşlerimi gördünüz evet, ama arada bu sıfattan bıksam da ben güçlü bi kadınım. (ayrıca üst üste o kadar şeyi kim yaşasa yorulurdu tamam mı) hani aileler vardır, televizyon dizilerindeki gibi sıcak ve samimi bi ev ortamı olur onların. anne işten yorgun gelip surat asmaz, baba saçma salak bi şey anlatan çocuğunu nobel ödüllü bi çalışmayı inceliyor ciddiyetiyle dinler. zor zamanlarda birleşirler falan. bizim ev öyle bi yer değildi. varsın olmasın, diyorum ya, farklı koşullarda yetişsem şimdi olduğum kişi olmazdım belki. isyanım, öyle bi evden çıkmışım da sonradan azıtmışım hayaline kapılan bi kısım mihrakların, 25 yaşımda nihayet iş sahibi olup evden ayrılmamdan sonra birer sevgi pıtlangacı olup, tozlarımdan bal yapmaya kalkmasına! o tozlar anca elektrik süpürgesine çekilir, torba dolunca da çöpe atılır. geçti artık bunların zamanı. benim için geçti.
şimdi bu gereksiz uzun yazıya (ki 2. kavganın detaylarını vermeyişim size duyduğum acımadandır, bakmayın sert yaptığıma, özümde pambukşekeri gibi bi insanım heheh) toplumsal bi mesaj ekleyeyim de içimi döküp rahatlamış değil, memlekete faydalı bi iş yapmış olayım. en azından durumu şöyle bi toparlamaya çalışayım.
efendim, eski yazılarımda da çok anlattım, üreme karşıtıyım ben. bi kere dünyada yer kalmadı tamam mı. ayrıca fütursuzca harcanan kaynaklarımız hızla azalmakta, sular kirlenmekte. ottur ettir ne yiyeceğimizi şaşırdık. gdo hayatımızın sıradan bi tartışması oldu. bi vakitler çok sağlıklı denilen, sosyete salatalarını süsleyen, uzun zaman içinde biz fıkaraların da sofrasına konuk olan soya fasulyesine bile itimadımız kalmadı. ayrıca işsizlik diye bi şey var. buna ek olarak, siz türkiye diye bi yerde yaşıyosunuz, arada unutanlar varsa akşam bikaç kanal gezip haberleri izlesin, gündüz gazeteleri karıştırsın. zorla yazdırcanız ha, böyle bi dünyaya çocuk mu getirilir lan?!
hadi getirdiniz, tamam, yaptınız bi hata, geri sokacak haliniz yok ya mecbur seveceksiniz. şimdi mesajı veriyorum: EDEBİNİZLE SEVİN ULAN! çocuk da bireydir. kafatası sizinkinden biraz küçük olabilir ama beyin taşıyacak kadar gelişmiştir. duyguları vardır, hafızası vardır. hisseder, hatırlar. eleştiri ensesinden tutup boka sokarak yapılmaz. bi kere siz dört ayak üstünde yürümediğinize göre o enseden tutma olayını unutun. kucağınıza alın, oturtun karşınıza, başarısını takdir edin, hatasını da düzgün bi dille anlatın. 3. şahısların yanında konuşulmayacak şeyler vardır, bi zahmet sabırlı olun. dünyaya gelmesini aylarca beklediniz fırçalamak için başbaşa kalmayı da bekleyebilirsiniz. çocuğunuzu dinleyin. sizinle konuşmaya ihtiyacı varken dinleyin ve size ne kadar salakça gelse de (ki muhtelif kuzenlerim büyürken epeyce dinledim, tahammül etmek çok zor anlayabiliyorum ama onu da yaparken düşünecektiniz canım) onun dünyasında büyük önem teşkil edebileceğini kabul edin... dahası... yok mu sanıyorsunuz? bu kadar kolay mı? yok öyle yağma, daha yapacağınız çok şey var. ama nasıl ki her şeyi devletten beklememek lazımsa, çocuk yetiştirme inceliklerini de benden öğrenmeyi beklemeyin anacım. zaten kaç paragraf oldu, uğraştırmayın beni akşam vakti. bi sürü dergi vs var şimdi, psikologlar var, çocuk gelişim uzmanları var. paraya kıyın, onlardan faydalanın. hade bakem, hadeee!
not: arada bikaç uyanık çıkıp, "çok biliyosan sen gitsene psikoloğa, hem buralara da gelip abuklamazsın, kafamızı mikmezsin... " demesin, gittim bile. 2.seansta "baykuşçuğum burda ne işin var? sen git, manyaklar gelsin!" diyerek olayı sonlandırdı. evet arada sapıtıyorum ama her sağlıklı bireyin sapıtma hakkının mahfuz olduğuna da nazar-ı dikkatinizi celbederim!
iyice bezdirdim mi? iyi, iyi. kaç kişi prezervatif almanın daha ucuza geleceğini fark etse kardır. hadin sağlıcakla.
not2: mevzuya "ah yazıııııık, bunun çocukluğu sevgisiz ortamda geçmiş. gel abinin kıllı bağrına..." tadında yaklaşan olursa paralarım vallahi! akıllı olun, bozmayın asabımı!

23.12.2009

a(i)dsl

arkadaşlar bikaç gündür internetim yok. ömer'in dükkanından yazıyorum. geçen sene de böyle olmuştu, modemde sorun yok, pcde yok ama bağlanamıyorum. meğer apartmandan birinin telefonu bozulmuş, onu yapıp elleri değmişken benim bağlantımı bozup gitmişler. bi de bu ara sağlık piroplemlerim olduğundan pek ilgilenemedim. bikaç gün sessizlik olacak, merak etmeyin.
ha, bi de, akut sinüzitmişim.
hadin sağlıcakla...

18.12.2009

iyi ki yaşadın


dün doğum günüydü sema'nın. onsuz kutlandı, son 4 yıldır olduğu gibi. dün doğum günüydü sema'nın, duvarına okuyamayacağı "iyi ki doğdun!" mesajları yazıldı.

17 aralık tanıdığım 3 kişinin doğum günü. biri henüz 5 yaşını doldurdu, biriyle artık görüşmüyoruz. sema ise sarılıp öpemeyeceğim kadar uzakta şimdi.

selda'yla nil'e her gidişimizde anıyoruz sema'yı, tokuşturulan her kadehte onun da payı var, masaya vuruyoruz. sevda kuşun kanadında' yı çaldırıyoruz. severdi sema. daha 28 yaşındayken kuşun kanadına atlayıp uçuvermeyi planlamamıştı, uçtu ama.

ruhun burada olduğu gibi orada da mutlu olsun sema. yürek dolusu tebessümünle bir selam edip gittiğin şu dandik dünya seni unutmadı. iyi ki doğdun, hayatımızın bir ucundan tuttun...