17.04.2010

küçük kaplanım, evin neşesi, başımızın boklu belası iyi ki doğdun, iyi ki ailemizin bi ferdi oldun. hayatımdan sen geçmeseydin geceleri bi kediyle uyumanın keyfini bilmeyecektim. sen olmasaydın fotoğraflarını görüp maceralarını dinleyip gaza gelenlerin evlerine aldığı kediler sokalarda yaşayacaktı. sen olmasaydın arka bahçedeki serçelerin uçuş taliminden kimsenin haberi olmayacaktı. 
sen geldikten sonra toplandı bahçeye mahallenin kedileri ve senden sonra ciğerler alındı onlara.babam seni tanıdıktan sonra kesti, kediler nankördür, demeyi. sayende kısa geçti babannemin evimize yaptığı sinir bozucu ziyaretler. senden sonra bıraktı annem menekşe bakmayı. seninle öğrendi teyzem hayvan korkusunu sevgiye dönüştürmeyi. sen koltuk kenarlarına, sandalye tepelerine mum gibi diktin misafirlerin yaramaz bebelerini hatta kendilerini de... 
seninle oynamayıp maça gidiyor diye babamın spor çantasına işedin, içinde uyumana izin vermedi diye annemin dikiş sepetine, gelip salonu işgal etti diye babannemin yatağına, makineden yeni çıkmış çamaşırların nemi patilerini üşüttüğünden midir nedendir çamaşır sepetine... karnın da gözün gibi doymak bilmezdi, kıçından da boğazından da çok çektik be ceviz. ama gittin gideli hepsini unuttuk, affettik. sen de bizi affet, seni yeterince sevemediysek, hakettiğin kadar mutlu edemediysek bağışla bizi tontonum. seni bizden alan hırsızları unutmuyorum, aklıma her gelişinde beddua ediyorum onlara. birgün acın bi yerlerinden çıksın istiyorum. sana kıyanların da canı bizim kadar yansın istiyorum!
seni çok özlüyorum ceviz. sandalyelerin bacaklarının arasında pusu kurup bana saldırışını, şortlu bacaklarıma patilerinle vurup havada takla atarak kaçışını, uzanıp televizyon izlediğimde yanıma yatıp guruldayarak uyumanı, yumurta soyarken kabuktan çıkan ilk çıt sesine avaz avaz miyavlayarak koşmanı, kağıttan topun ağzında löngür löngür koşarak beni ya da annemi oyuna davet edişini, vileda kovasına patini daldırıp suyu bulandırarak çıkardığın şıpırtıları sonra patinin ıslağından rahatsız olup evde deli gibi koşmanı...


koca kafalı tosbağam yaşasaydın bugün 10 yaşında olacaktın...keşke be ceviz, keşke be kıllı... doyamadım ki sana. böyle çabuk nereye yetiştin be oğlum? bizi bırakıp nereye gittin, akşama hamsi yapacaktık sana.

15.04.2010

işimde 2. haftamdayım, gün içinde dötümü kaşıyacak zamanım olmuyor. akşamları da ya evsahibim fiktoş'un misafiri oluyor ya festivale gidip film izliyoruz ya da ben gün boyu çinli'lere laf anlatıcam diye göbeğim ve beynim çatladığından bayılıp kalıyorum. velhasıl çok şey var anlatacak ama zaman olmadı.
hazır ortalıkta kimse yokken şuraya hemen bi dökülüp kaçayım.
ilk festival filmim: öfke
şahsi kanaatim: gitmeyin! sakın gitmeyin!
salon ve balkon bölümlerinde oturup filmi bitiremeden uyuyan ya da kaçıp giden insanların kanaatleri: gitmeyin!
arka koltuğumda da bi huzursuz bacak sendromlu sinir amca vardı, kalabalık bi evkadını ordusuyla gelmişti. ya da kadınlar iş arkadaşları ama saçlarını kötü bi kuaföre teslim etmişler, orasını bilemem artık. ilk intibaları kötüydü işte. neyse, bu amca gelir gelmez ayaklarını sallamaya, koltuğumu tekmelemeye başladı. bi döndüm baktım, bi daha döndüm baktım... gene baktım, uzun uzun baktım, kötü kötü baktım... en sonunda, beyefendi geldiğinizden beri koltuğumu 5 defa tekmelediniz, şu bacaklarınıza mukayet olun lütfen, diye carladım. adam gayet sakin yüzüme baktı, kafasını çevirip yanındaki pasaklılar ordusuyla kakara kikiri yapmaya devam etti. neyse, en azından durdu. adam durunca film eziyeti başladı.
ekranda yazılar tıkırtılarla beliriyor, hani vatandaş yazıyor da aynı anda biz de okuyoruz hesabı. ilk günüm diye başladı, şununla tanıştım bununla tanıştım bık bık bık... sonra insanlar oturup konuşmaya başlıyorlar. arkada düz bi fon, konuşan kişiye göre renk değişiyor. favorim travestiydi. tam bi klişe olan zenci polis dedektifi hariç tüm oyuncular çok iyiydi ama bi filme iyi demek için daha fazlası lazım. neyse, 2. günüm... 3. günüm... bu arada horlama sesleri, yavaştan kaçanların perdeye vuran gölgesi... ne zaman ki perdede son günüm yazısı oluştu, bi alkış, oh be, ohhhhhh, nihayet vb sesler yükseldi. ben de o an, film çok klas da ben anlamayacak kadar hödük müyüm, endişemi bi kenara bırakıp yiihhuuuuuu diye bağırdım.
sanmayın ki bütün bu eziyet boyunca amca bacaklarını zaptetti. arada içim geçmiş, koltuğun sarsılmasıyla uyandım. ilk cayırdamamdan sonra galiba bi 4 defa daha falan doğrudan benim koltuğumu tekmelememekle beraber bi şekilde sarsılmama sebep oldu. film bitsin diye bekledim. jenerik akmaya başladı, hemen kalkıp toplandım. normalde jenerik bitmeden kılımı kıpırdatmam ama hem daha fazla dayanacak halim yoktu hem de amca lafımı sokamadan kaçarsa diye acele etmem gerekiyordu. arkama döndüm, amcaya doğru eğildim, amca ve yanındaki ilk pasaklı da bana baktılar. en pis sırıtışımla, beyefendi şu sıkıcı film boyunca uyanık kalmamı sağladığınız ve tüm böbrek taşlarımı döktüğünüz için size çok teşekkür ederim, dedim. amcanın ve pasaklının gözleri kocaman açıldı, ağzını açtı, bi şey söyleyecek gibi oldu, bekledim. baktı, baktı... ağzı hala açıktı ama ses çıkaramıyordu, ben de döndüm arkamı, sıradan çıktım, mest olmuş bi halde kapıya doğru yürüdüm. 
ha bi de not tuttum film boyunca, buraya yazayım bikaç tane de ne kadar daraldığımı siz anlayın.
" daraldım! yorgunluk mu çöktü sadece yoksa üşümeme ek olarak filmin sıkıcılığı da mı yüklendi bilmiyorum ama uyuklamaya başladım. hatta galiba az önce kafam önüme düştü! görünmez olmak isteyen fermuar dikici teyzeden başka kimin öfkesini gördük? öfke elbette sadece bağırıp çağırmak değil ama bu kadar pasifize ve cansız seslerle, boş yüzlerle de ifade edilmemeli."
"keşke çıkanları saysaydım. oturduğum yeren pek bilimsel olmayan verilerime dayanarak söylüyorum ki bu film kötü, hatta boktan!"
"teyze, o içtiğinden bana da ver, bu film başka türlü çekilmez... hihohahahah arkada horlayan var ve ben kızamıyorum"
"...çıkarken de koltuğu sürekli tekmeleyerek beni uyanık tutan amcaya teşekkür edicem..."
bilmem anlatabildim mi?
hadin sağlıcakla

6.04.2010


istanbul kanatlarımın altında!..

4.04.2010

eşyaları topla, ev bul, nakliye ayarla, taşın, yerleş... nasıl gözümde büyüyor anlatamam. ama bana güç veren çok özel bi şey var, o da



netekim, iş buldum, salı sabah başlıyorum. şimdilik biraz giysi almak için ankara'dayım, yarın akşam yuvama dönüyorum. işin gidişine bi bakıp 2 ay içinde kalan her şeyi alıp geliyorum. hoşgeldim, hoşbuldum.


30.03.2010

sen hiç uyma e mi!

blogspota taşınmam pekçok yönden hayırlara vesile olmuş bi olaydır. öncelikle blogcu denen ömür törpüsünden kurtuldum ki sadece bu bile her sene havai fişek çatlatarak kutlanması gereken bi nevi bayram benim için. bu satırları çiziktirme sebebim olan 2. yıldönümünü kutlama hazırlığındaki uyumsuz hanım ise blogspotun sayısız nimetlerinden biridir. kendisini yaklaşık 1 sene önce, muhtemelen evi terk ettiğim ve koca zararlısını hayatımdan çıkardığım dönemlerde keşfettim. sanırım 2 gün falan sürdü tüm arşivini okuyup onu takibe almam. hani bunca zamandır okuyorum, alıştım mı, hayır! her yeni yazısıyla beni hayretlere gark eden bu deli kadını seviyor muyum, çooook :)





uyumsuz pamuk şeker gibidir, ama daha ziyade çomak kısmı. hani bi keyifle yemeye başlarsın, pembeyse her yerin bulaşık bulaşık olur ama mutlusundur. tam bi lezzet taarruzu daha için hareketlenirsin ki, elinde boş kalan çubuğa takılır gözün. işte uyumsuz önce bi güzel anlatır anlatır, heyecanlandırır... sonra kalan çomağı okuyanın gözüne hiç acımadan haaaart diye sokuverir. sen burada yazdıklarımdan daha iyi değilsin, aynı bokun belki lacivertisin demekten çekinmez. boyu küçüle küçüle 1.50'ye düşmüş, yakın gözlüklerinin üstünden bakıp çemkiren nineler gibi köşesinden verir veriştirir. onu takip ediyorsan canının yanmasına katlanacaksın arkadaş, beleşe zevk sefa lale devrinde kaldı. 



biliyorum ki bigün başımı belaya sokacak. çoğu yazısıyla gazlanan bu baykuş, allah allah nidalarıyla meclise ya da bi futbol stadındaki holiganlar topluluğuna saldırıp kafayı gözü yardıracak, belki 62. dalga çerçevesinde paşalara koğuş arkadaşı olacak. gel gör ki bırakamıyorum, hatta biraz sessiz kalsa merak ediyorum neden yazmadığını. çok şükür verilmiş sözü var, tutuklanırsam avukat masrafımı karşılayacakmış. gerçi domuz gribi memleketimizi kasıp kavururken geliştirdiğimiz rüstem'in eşek kızları projesi ve donkeygirl malikanesi hayallerimiz bizi metris'e attırmadıysa daha da bi şey olmaz ama yine de kendimi çok güvende hissetmiyorum. yok yok, ben yandım siz kaçın. hiç bulaşmayın bu uyumsuz illetine, alışmayın. eviniz barkınız var, çoluk çocuk aç bilaç ekmek bekler. de hadi gidin yolunuza, daha ne okuyorsunuz be!