sevgiliden kazığı yidim, ses etmedim...
param bitti, borç yapmaya başladım, bu da geçer çalışmaya başlayacağım günler yakın dedim...
anamgillen aramız iyice bozuldu, ha gayret bu evdeki son demler didim...
cep telefonum çalındı, tamam buna biraz ses etmiş olabilirim. ama biraz. haketmişti hem...
janis istanbul'a gitti, dozzycan sinop'a. yalnız kaldım, yapacak bi şey bulamayıp delirdim, haftaya da ben istanbul'a gidicem ne var, diye görmezden geldim...
telefon mevzusu yüzünden joaquin'e mail atmam gerekti, gelen cevap regards diye bitiyodu, sabrım taşmaya başladı...
götce bana amerikanyalarda bulup aldığı 4 yıldır dünyanın dört bi yanında aradığım parfümü bi yerde unutup kaybetmiş. bak önce sevindirip sonra üzüyosun, ses çıkarmıyorum...
şu günlerdeki tek dayanağım da dün arayıp kendince müjdesini patlattı, nasıl bi sinsiyim nasıl ikiyüzlüyüm onun adına sevinip kendi adıma üzülürken. birgün olacağını bildiğim ve hatta bir an önce olmasını umduğum şey sonunda olunca eşekten düşmüş karpuz gibi 10 parçaya dağıldım. şimdi mi olmalıydı yani, bu kadar üst üste mi gelmeliydi? delirmeli miyim sonunda, daha mı kolay olur ki hayat? allahım vallahi yetti gari! bu da can! sabrı var sınırı var... bu yazdığım kaçıncı bak, anlatamadım mı derdimi yoksa bir bildiğin mi var? kasap sevdiği postu yerden yere vurur diyeyse bunlar, sevme beni o kadar. bak zaten ramazan geliyor, oruç falan tutmam ben yaz günü. hava sıcak diye kıçım başım da açık geziyorum. makbul bir kul değilim, sevme beni, yerden yere vurma beni. yoruldum!


