21.10.2009

denizden babam çıksa yerim ama hamsinin yeri başka



kurban bayramı için sinop planları dolu dizgin devam ediyor. seval'le fotoğraf çekmeye gideceğiz. sağolsunlar sinoplu arkadaşlar da şelaledir, fenerdir, rakıdır... planlara katkıda bulunuyorlar. bu sinoplular iyi hoşlar da, balık yemeyi beceremiyorlar yahu.

bizim kız malum, ağzına sürmüyor, balık yemeyen tek karadenizli olarak namı aldı yürüdü. memleketimizin en kuzey ucunun güzelliği bunları toptan sarhoş mu etmiş nedir, tanıdığım diğer hemşerilerinde de bi sorun var. geçen hafta sezonun ilk hamsisini yedik ankara temsilcileriyle beraber. 1 kilo hamsinin yanına, 1 koca leğen salata yaptım. saldırdık sofraya ama ne göreyim! o çıtır çıtır caanım hamsileri didikleyip didikleyip bıraktılar. yok kılçığıymış, yok kuyruğuymuş aman ayırayım derken hayvancıkların yarısı mundar oldu. sofraya kılçık tabağı koydukları an şüphelenmiştim zaten, ama bu kadarını beklemiyordum.

hamsi dediğin parmak kadar bi mucize, iyi de pişirirsen tut kuyruğundan at ağzına, değil mi? değilmiş. ben allahın ankaralısı geride izini bırakmadan hapur hupur götürürken, sinoplular bi de üstüne limon sıkıp o güzelim çıtırlığı da katlederek arkalarında sokak kedilerini bayram ettirecek miktarda atık bıraktılar. bu kıymetbilmezliği, memleketlerinde bol bulunmasının verdiği alışkanlığa bağlıyorum.

hamsi sezonu başladığında, bizim evde hemen her hafta yapılırdı. hatta özel günlerde anneme hamsili pilav siparişi verirdim. eskiden rahmetli ceviz'in doğum günü olan 17 nisanda mutlaka tavada yapılırdı. kokudan gözü dönen ceviz tabağına bir saldırırdı ki... ah tontonum ah!.. ocak ortalarında sular iyice soğuyup hamsi de gürbüzleştiğinde, benim o üşengeç ötesi babam mucizevi bi şekilde sabahın köründe kalkıp, güneş doğarken hale giderdi. hamsiyi getiren kamyondan kasayla alıp eve döndüğünde ailece mutfağa doluşur, birer yemelik paketler hazırlayıp, derin dondurucuya atar ve sıcak yaz günlerinde bahçede mangal keyfi için saklardık. balıkçılardaki hamsilerin eli yüzü düzgün olduğu günler geçerken, stoklara taarruz da başlardı. evden ayrıldığımdan beri bu seromoninin sadece yeme kısmına eşlik ediyorum, ne yalan söyleyeyim şikayetçi de değilim. mübarek bi kokuyor ki, o elleri 2 gün çamaşır suyunda kaynat anca çıkar...

balık aşkım sadece hamsiyle sınırlı değil, ama karadenizlilere sorarsak hamsi de balık değildir, hamsidir. hatta fotoğrafı aldığım şu adreste bi anket bile var. bakmaya üşenenler için buraya yapıştırayım.


Hamsi nedur?
- Bir mucize 44 54.3% (bu 44 kişiden biri de benim)
- Bir baluk 23 28.4%
- iki Baluk 6 7.4%
- Ayol, ben bilmem 3 3.7%

Oy kullananların sayısı : 81

İlk oylama : Pazartesi, 09 Ekim 2006 14:01
Son oylama : Çarşamba, 21 Ekim 2009 09:42


sitede hamsili tariflere, muhtelif fotoğraflara bakabilir ve hatta hamsi.com uzantılı mail adresi bile alabilirsiniz. kışın yaklaştığı şu günlerde herkesin bir göz atmasında fayda olacağı kanaatindeyim.

bayram değil seyran değil niye öptü beni eniştem hesabı, bu yazı nereden çıktı derseniz, bizimkilerden birinin babası dün gece kasayla hamsi yolladı, bu sabah aldıracaktı. kalktığımdan beri nasıl yesem hayalleri kurmaktayım, paylaşayım istedim.

herkese bol hamsili bi kış diliyorum, hadin sağlıcakla...

19.10.2009

totocuğum'u da kaybettik

uzun, çok uzun zaman önce
uzak, çok uzak bir şehirde
bir güzele kaptırdı gönlünü toto.
yakın, çok yakın olmayan yakın bir zamanda
topladı valizini
içine istanbul hasreti ve birkaç pantolonla
hatıralarını da alıp
koyuldu yola, sevgilisinin yanına.
düşe kalka geçen haftasonuna geldiler
araya usulüne uygun istemeler, nişanlar katıldı
cumartesi sabahı,
gerilim dorukta ve gözleri yaş içinde,
kuaföre teslim edildi kızımız ve iki nedimesi.
kısa sürede güldü yüzler, saçlar şekillendi,
şişmiş gözler makyajla kamufle edildi
ve lunaparkta albüm çekimiyle şenlendi dostlar.
siz hiç çarpışan otoda gelin&damat gördünüz mü?
ya da balerine binmiş, fırıl fırıl dönüp çığlıklar atan?
karşıyaka evlendirme dairesinde şip-şak nikahı müteakip
fransız kültür merkezinde şık bir kokteyl.
ilerleyen saatlerde
barlar sokağından, alkışlar arasında
ve hoplaya zıplaya geçen gelinimizin peşisıra
bir mekana dalış, küçük bir grupla eğlenmeye devam.
arada boşa basıp sağ ayak bileğini burkan baykuş'un
23:59 otobüsüne yetişme telaşı,
ankara'ya dönüş yolunda
aklında en net kalan görüntü
toto'nun gözlerindeki ışık...
bekarlık yanlısıyım, inkar yok
ilk zamanlar çok uyarıldı toto baykuş'u tarafından
dikkat et, bu kızın niyeti kötü
dikkat et, bak bu gidişle kafesleneceksin...
etmedi.
iyi de olmuş bakmayın, kendi başına bırakılacak adam değil bizimki
ve gelinimiz
o kadar tatlı, öyle ince ki
biliyorum şimdi, toto emin ellerde
bekarlar cephesi iyi bir neferini yitirdi ama
toto da, kızımız da çok şey kazandı.
hergünleri bayram olsun artık, gülüşleri albümlerde kalmasın
mutluluk piyangosu 17 ekimde tek çifte çıkmışsa
dilerim bizimkiler olsun (bencil baykuş demeyin, nasılsa kıyamaz mutluluk, diğerlerine de çıkar)
totocuk erdi muradına
okuyanlar da buyursun çıksın
gönlünün çektiği yere...
gökten 3 nikah şekeri düştü
bembeyaz tüllere sarılı, nazar boncuklu
biri bana, biri okuma zahmetine katlananlara, biri de vesile olanlara.
***
totocuğum seni çok seviyorum! katıldığım en şık evlilik töreniydi ve orada olabilmek benim için çok anlamlıydı. her şey için tekrar teşekkür ederim. defterinize de yazdığım gibi, mutlu kalın, e mi?
öpücüklere boğuyorum ikinizi de, hadin başbaş ;)

16.10.2009

televizyoncuların derdi ne?

hatırlarsınız, bi dönem reality show diye bi musubet peyda olmuştu. ekranlar cinnetten, kandan, kazadan... geçilmiyordu. son bikaç senedir tv izleme alışkanlıklarım değiştiğinden ben mi rastlamıyorum yoksa bu programlar tepkiler yüzünden kaldırıldı mı emin değilim, ama belli ki yapımcılar fitne tohumları ekmeye doyamıyor!
sabah kuşağı hepten sapıtmış dostlar. az önce bi kanalda düğünümüz var diye bi programa rastladım. uydudan yayın yapan düğün tv vardı, milletin üşenmeyip söz-nişan-kına-düğün kasetlerini yolladığı ve çatır çatır yayınlattığı gereksizötesi bi kanaldı. onun benzeri sandım, ay bunlar hiç akıllanmayacak, dedim ekrana bakarak. meğer saçmalığı 1 adım daha ileri götürmüşler de haberimiz yokmuş.
kına gecesinde, gelinin anası olacak pasaklı mendebur, konukların arasında dolaşıyor, hoşgeldiniz beşgittiniz vs. bu arada hüzünlü olduğunu, kızından ayrılacağını falan anlatıyor. bi köşeden mevzuya dahil olan yazık amca da diyor ki; üzülme, bi kızın vardı şimdi bi de oğlun oldu. teyze, gözlerinde fettan bakışlar, bi hışımla dönüyor; el kızından kız olmaz el oğlundan oğlan olmaz, allah herkesin kendine versin, diyerek koca götünü kameraya (ve neye uğradığını şaşıran yazık amcaya) dönüp uzaklaşıyor!
buraya kadar sadece, yazık len bu damada, ne cazgır kaynanaya düşmüş, deyip geçiyoruz. bunlarınki de iş şimdi, hadi kadın densiz, tvde niye yayınladılar ki sorusu zihnimizi meşgul ededursun, devreye programın muhabiri giriyor. ertesi gün alıyor damadı, deniz kenarında bi yere götürüp cazgır kaynananın ettiği lafı bi güzel ispiyonluyor ve damadı gazlamaya başlıyor. yok efendim üzüldün mü, kırıldın mı, neler hissediyorsun, şimdi ne yapacaksın bilmem ne... damat da dellenmiş, haklı olarak veryansın ediyor. o güne kadar damatlık değil, evlatlık yapmış. her işlerine koşmuş vs. madem el oğluyum, bundan sonra ben de evlatlık yapmam damatlık yaparım, diyor. daha bi dolu laf salatası, ama muhabir azimli, damadı iyiden iyiye kızdırmadan yakasını bırakmıyor.
bununla da yetinmeyen ekip, bu defa dünürlerin peşine düşüyor. bakalım onlar bu işe ne diyecek, dedikleri sırada ben televizyonu kapatıp bilgisayarımı açıyorum ve yazmaya başlıyorum.
şimdi, sizin derdiniz ne allasen ya? orda damat çıldırsa, gitse kaynananın ağzına iki tane yapıştırsa, suratına tükürse, kameraların önünde emeklerim haram zıkkım olsun, al kızını da başına çal... dese çok mu iyi olacak? reytingler mi patlayacak, televizyoncular nişan attırdı diye manşetlere taşınacaksınız da, kelebek ödüllerinden üçü beşi sizin mi olacak? hadi eskiden halihazırda olanları yayınlıyordunuz, şimdi ne oldu? kendi dramımızı kendimiz yaratalım mı dediniz? dünürler ne yaptı mesela, şimdi merak ediyorum. damadın annesi gidip cazgıra uçan tekme atsa, saç başa girseler altın cinnet ödülü mü verilecek bu programı yapanlara? madem düğünümüz var koydunuz yaptığınız işin ismini, neden düğünü sabote etmeye çalışıyorsunuz? son yıllarda tırmanışa geçen boşanma oranlarını görmezden gelin, insan hayatında 1 kere evlenir (varsayımına sadık kalalım), niye milletin tadını kaçırıyorsunuz? bu iki aile ömürlerinin kalanında yüzyüze bakacak, neden durduk yere birbirlerine düşman ediyorsunuz? manyak mısınız lan, rahat bıraksanıza insanları!
hayret bi şey ya! bush'lardan biri, saddam yönetimindeki ırak için, ortadoğu'nun şer ekseni demişti. alın buyrun, bizde alası var.
derdiniz ne be???

14.10.2009

organize işler,

bana göre değil.
estim akıllı kadınım, diye hep söylerim zaten. dün evden o kadar azimli çıktım ki, tamam, dedim kendime, bu defa olacak. nerdeee....
dün gece kendi evimde bile kalmadım ki ödevimi yapayım! şimdi oturdum bilgisayarın başına, bi taraftan kızlarla mailleşiyoruz bi taraftan halkbank sınav ilanına bakıyorum. evet, mezuniyetimden beri yaklaşık 100 yıl süren direnişime bi son verip, belki de bankada çalışabilirim yahu, dediğim şu son haftayı birbiri ardına hezimetlere uğrayarak geçirdim. önce iş bankası, istediğimizden 23 gün daha yaşlısın bebek, demişti. az önce de halkbank 3 ay taktı bana ve bankacılıkla ilgili hayallerim, vapur seferi iptal ettiren lodostaki cılız kibrit alevi gibi sönüverdi. hani zaten yanmamıştı, o açıdan :)
aranızda yaşı tutan varsa senede 4 ikramiye, özel kurum doktorları ve anlaşmalı sağlık kuruluşları, akbük'te kamp, servis, lojman vs... halkbank iyi imkanlar veriyor, 16 ekim sınav ücreti yatırmak, 20 ekim internetten başvuru yapmak için son gün. bana yaramadı bari içinizden birileri nasiplensin, değil mi ya?
neyse, çok oyalandım, şu photoshopu bi yükleyeyim, bilgisayarım çökerse benden bikaç gün haber alamayabilirsiniz, merak etmeyin patlamaz :)
hadin sağlıcakla...

13.10.2009

aktivasyon günümdeyim, kimse tutmasın!

öğrencilik bittiğinden beri yani 5,5 senedir ödev yapmamıştım, dün akşam fotoğraf dersinde ödev verdi hoca, bi garip oldum :) yapabilmek için bilgisayara çok acil photoshop yüklemem gerek. zaten 3 hafta önce edinmem lazımdı ama her allahın günü sokaklarda ne bok yediysem artık bi türlü gidip de almadım, kısmet bugüneymiş.
birazdan çıkıyorum. bi arkadaştan photoshop cdsi alıp (evet, çakmacılık bu, korsanlık ama bende bi programa verecek o kadar para yok, ne yapayım) oradan sevgili zeyna'nın doğum gününü kutlamak üzere eski şirketimin perakende ofisine gideceğim. sonra eve dönüp ödevi yapmam lazım, karanlık bi fotoğraf var elimizde, ışığı düzenlenecek, sağ tarafa doku eklenecek, grenler belki biraz temizlenecek vs. yarın teslim etmem gerek, ben zaten bugün başlasam yarın akşama anca yetişir! ve son olarak, akşam tiyatroya gidiyorum. bu sene sezonu doğum günümde açamadım, o akşam sadece çayyolu cüneyt gökçer sahnesi'nde oyun vardı, e kusura bakmayın ama o da allahın dağında ve oyundan sonra eve nasıl gelirim sorusu zihnimi epey meşgul ettiğinden, gitmedim. aaa, bigün size doğum günü maceralarımı yazayım yahu, bugüne kadar niye yazmadıysam? neyse efendim, kişisel sezon açılışımı bu akşam genç osman'la yapıyorum. bana iyi seyirler.
hadin sağlıcakla...