sene 96... aylardan haziran... baykuş liseden mezun olurken (evet, kredili sistemdi ama o zaman da tembeldim, ocakta bitirme gereği duymadım), ardında; sevdiği arkadaşlarını, sevmediği derslerini ve nefret ettiği öğretmenlerini bırakıyor. allahım ne de çoktular! sevdikleri de, sevmedikleri de. ama en çok sevmedikleri.
okul, okul değil psikopat yuvasıydı sanki. zamanında (halamın falan zamanında, yaşı 60, varın siz hesaplayın) ankara'nın en iyilerindenmiş. tanıdığım son iyi eğitimciler ortaokul yıllarımda kalmıştı ama, ben liseye geçene kadar emekli olup gittiler. bizi de bi avuç manyağın ellerine bıraktılar.
emekli olmamakta direnen bi kızkurusu ingilizceci vardı, annemin de öğretmeniymiş. o zaman da kulak çimdiklermiş, eminim hala yaşıyordur, hala öğretmencilik oynuyordur ve hala çimdik atıyordur (kızlara!) bok sarısı saçları, pençe kıvamında tırnakları, altın yüzükleri, altın çerçeve gözlükleri ve boncuklu gözlük ipi şu satırları yazarken, daha 5 dk önce karşı kaldırımda rastlamışım gibi canlandı gözümde. brrrşş! diken diken oldum! ama size anlatacağım olay onunla ilgili değil.
ismini vermeyeyim ama dayanamayıp soyismini yazıyorum, x tiftik vardı, aynı zamanda müdür muaviniydi. tam bi manyak ve malesef yine tam bi kız öğrenci düşmanıydı. hem ortaokul hem lise hayatımızı cehenneme çevirmekle kalmadı, diplomamı almaya gittiğimde bile beni koridorda yakalayıp çemkirdi kaltak. hem de mini mini bebecikken korkudan bi yerlerimizi uçuklatan pörtlek gözlerini iyice aça aça. (aramızda kalsın, kaşlarını da bi boyardı ki, sinirlenip havaya dikti mi karşısında eli baltalı katil olsa altını doldururdu. ) neymiş, okula bu kılıkta gelinir miymiş? ulan manyak, mezunum ben alooooo! temmuz gelmiş, ankara cayır cayır yaniiiy, heralde askılı giyicem. saçımı istediğim gibi yaparım, tırnaklarımı uzatırım oje de sürerim, dövmem de görünebilir sana ne be? burda işim bitti, sen derdine yan! ama mevzu onunla da ilgili değil.
annemin ceset dediği bi tip daha vardı. bizimkiler bu zatı, bi sabah beni okula bırakırken, bahçenin etrafında akbaba gibi dolanır halde görmüşler. akşamına sordu annem, o ne biçim adam öyle, diye. kendi sigarası bittiğinde sınıflara baskına çıkardı. cep ara, mont ara, çanta ara, suç unsuru buldun mu? yapıştır osmanlı tokadını! mezuniyet balomuza gelmişti gece, bugün size kızmaya değil başarılar dilemeye geldim, dediğinde yuhalamışlardı. üzülmüştüm. derdim onunla da değil.
derdim naciye'yle! hani her okulun vardır ondan bi tane. yarım porsiyon ama fıkır fıkır... miniler... kırmızı ojeler rujlar... soruyu cevaplayan erkek öğrencilere, hele de az buçuk yüzüne bakılır gibiyse fingirdemeler, şuh kahkahalarla kafasını pışpışlamalar... yanlış cevap veren ya da hiç bi şey söyleyemeyen kızlara hakaretler, bazen bi şaplak falan, bilirlerse tepkisizlik... işte bizde de vardı ondan, naciye.
bi sene yaz tatilinde, olgunlar sokaktaki eski kitapçılara gidiyorum, naciye de karşıdan geliyor. ama naciye olduğunu anlamam için yanyana gelmem gerekti. çünkü, gölgesine kendisi gibi 3 naciye daha alabilecek genişlikteki şapkası yüzünü uzaktan seçilemeyecek kadar kapatmıştı. ip askılı, göğüs dekolteli, daracık, kısacık bi elbise giymişti. ki o yıllarda ip askılı atletler bile şehir içinde giyilmezdi. ayağında hasır platform topuklu keten ayakkabılar, kollar bacaklar bronz, elbisede gazulet gibi çiçekler... olgunlar sokak buram buram östrojen kokuyor! ilahi naciye, eteğimiz diz hizasındaysa saçımızı çeken sen değil miydin yahu?
dün gece, daha doğrusu bu sabah rüyamda işte bu naciye'yi gördüm, hayrolsun inşallah. ben kalabalık bi kaldırımda yürüyorum, bu zilli de karşımdan geliyor. burun buruna geliyoruz, ters taraftan yürüyor manyak ama gene kenara çekilip yol veriyorum. normalde durur, bi de kötü kötü bakarım ters yönden yürüyene, rüya işte. neyse, yol veriyorum ama yaranamıyorum tabi. naciye cırıl cırıl bağırıyor bana, arkamı dönüp gidiyorum, hala vikvik... bi hışım dönüyorum, ne bağırıyosun lan, diye. hocamsın diye yol verdim, geç git işte, daha ne bağırıyosun? naciye ters bi cevap veriyor, şimdi hepsi aklımda değil ama karşılıklı çemkirmeye başlıyoruz. en son dayanamıyorum, parmağımı sallıyorum tehditkar bi tavırla, kaşınma artık naciye, diyorum. tabi naciye uyuz, illa hart hart. bak yapma, diyorum, hala cırcır. sen misin susmayan? bi sağ, bam! bi sol, güm!
gözümü açtım, duvarın ta dibinde yatıyorum, dişlerim ve yumruklarım sıkılı ve iki elimin de kemikleri zonk zonk!
okul hayatımızın içine ettin hadi tamam, geçti, 14 yıl olmuş. ama bu kadar sene sonra güzelim sabah uykumdan, garibim elcağızlarımdan ne istedin lan naciye? layığını bulasın! allahından bulasın!
naciye kız, bak ne diycem, o senin giydiklerin var ya, şimdi günlük kıyafet, herkes giyiyo, senin bi hükmün kalmadı canım. ayrıca senin memelerin de sarkmıştır, benimkiler ve daha en az 18 milyon türk kızınınkiler hala dik. sen yaşlanıyosun, arkadan bissssssürüüüüüüü çıtır kız geliyo. çatla naciye, çatlaaaaaaa!

not: bi daha da rüyama girme, bu defa duvara çaktım uyandım ama gelecek sefer pis döverim!
ek: aradım, buldum. hala yaşıyo körolmayasıca. naciye feysbokta!
