votka derler adına, büyük mü büyük siyah mı siyah bir köpek yaşarmış bozkır şehrinde. aslında bir istanbul çocuğuymuş ama kader onun yolunu önce ankara'ya çizmiş, sonra da babasının peşinden tekrar istanbul'a, denize...
bu kara böcük henüz 1 aylık tombalak bir bebeyken gelmiş tolga'ya. ziyadesiyle şanslı bir yavruymuş aslında, onunki bir kurtuluş hikayesiymiş.
anne-babası çekmeköy'de bir villada yaşıyorlarmış, nasıl olduysa buncağızım bostancı esnaflarından bir hayvankıymetibilmezin eline düşmüş. tutmuş, vahşi olsun bekçilik yapar diye merdiven altına kapatmış el kadar yavruyu eşşoğleşşek! yaygaracı olacağı bebeliğinden belli olan o günlerdeki adıyla paşa (bu da ne menem modaysa, tüm köpekler paşa olmuş) haklı olarak korkmuş ve sürekli vıyıklıyormuş. tolga'nın en yakın arkadaşı ve eşinin iş yeri bu merdiven altının yakınındaymış (hala orda) yavru ciyaklamalarını duymuşlar, araya araya nerede olduğunu bulmuşlar.
votka kapatıldığı yerden çıkarıldığında kahverengi olduğunu sanmışlar, üstü başı leş gibiymiş. sen buna bakamazsın, deyip adamın elinden almışlar ve kendi iş yerlerine götürmüşler önce. daha 1 aylık yavru ne yapar? oturduğu yere ya işer ya sıçar. votka da 5 katı işeye sıça gezmiş, arkasından sile sile bir hal olmuşlar. tabi bölgenin asıl sahibi rex etrafa gönlünce sepeleyen bu ufaklığın ortaya çıkışından pek hoşlanmamış. şunu bir yıkayalım demişler, o kadar kirliymiş ki başedememişler, bu böyle olmayacak deyip veterinerin yolunu tutmuşlar. artık arap sabunuyla mı köpürttüler, domestos'a mı bastılar 1 gece bilmem, iyice yıkanıp temizlenince onca kirin altından pırıl pırıl siyah bir köpek çıkmış.
o günlerde tolga işten ayrılmış, bir süre çalışmama kararı almış, daha önce beslediği ama ayrılmak zorunda kaldığı köpeğinin yasını tutmaktaymış. aramışlar, müjdeyi verip arabaya doluşmuşlar, istikamet ankara...
yeni şehrinde, yeni evinde çok sevilmiş votka, adı artık paşa değilse de paşalar gibi bakmışlar ona. saatlerce yürüyüşlerle, koşmayla kovalamayla sporcular kadar kondisyon tutan votka, genetik yatkınlığının da katkısıyla tanımayanlar için birazcık şaşırtıcı olacak kadar büyümüş, çok yakışıklı bir delikanlı olmuş. üstelik eve gelişinin 1. ayında çişini kakasını sokağa yapmayı öğrenecek kadar da akıllıymış.
bu güzeller güzeli köpeğin tek kusuru varmış, heyecanı. ne zaman sokakta sahibiyle gezmekte olan bir köpek görse coşar, tasmasını çekiştirerek o köpeğe doğru koşarmış. bazen karşılaştığı kendi gibi heyecanlı bir erkek olurmuş, kavga çıkarmış. netekim 2011 senesinin kasım sonunda istanbul'a dönüp gelen votka, bir sabah sahilde yürüyüş yaparken yine uzakta gördüğü bir köpeğe koşmak için var gücüyle atılmış. o sırada tasmasını geveze baykuş kardeşiniz olanca acemiliğiyle tutmaktaymış. bu atağa hazırlıksız yakalanan baykuş yerden havalanmış, kollarıyla çizgi filmlerdeki gibi havada daireler çizerek yere tekrar kavuşmuş, sol eli ve sol dizi sizlere ömür...
birkaç gün içinde baykuş öğrenmiş votka'nın dilini, akşamları birlikte gezer geceleri koyun koyuna uyur olmuşlar. birbirlerine çok bağlanmışlar ama votka da huyundan vazgeçmemiş, fırsatını buldukça olay çıkarmaya devam etmiş. her güzelin bir kusuru vardır demiş baykuş mecburen, votka'yı kavgacılığıyla heyecanıyla bağrına basmış zaman zaman çok kızsa da.
kış bitmiş, bahar gelmiş, istanbul çiçek açmış. bu arada baykuş işsiz kalmış. böylece hem sabah hem akşam yürüyüşlerine birlikte çıkmaya başlamışlar. fakat işsiz geçen günler uzadıkça baykuş'un tadı kaçmış, canı sıkılmış, sinirleri bozulmuş. votka'nın kavgaları, çekiştirmeleri onun için dayanılmaz olmuş. oğlanın aslında bir kabahati yokmuş, her daim yaptığı neyse yine onu yapıyormuş ama baykuş'un kafası artık bu kadar aksiyonu kaldırmıyormuş. sonunda yürüyüşlere ailece çıkma kararı almışlar ve olay tatlıya bağlanmış.
ilk birkaç gün yürüyüş saati gelip de baykuş'ta bir hareketlenme göremeyen votka şaşırmış, gelmiş patisiyle dürtmüş, burnuyla itmiş, ellerini yalamış, hoplamış zıplamış ama bakmış ki tolga gelmeden sokağa çıkılmıyor, oturup beklemeye alışmış.
bu bekleyişler pazar akşamüstüne kadar sürmüş. bir gün önce sahildeki kayalara yalnız tüneyen baykuş, bu sefer tolga'nın ısrarıyla yanına votka'yı da almış. evden çıkmadan önce sıkı sıkı tembihlemiş, "oğlum bak yaramazlık yok, kavga yok, tasmayı çekmek yok. beni üzme..." iki haftadır baykuş'la başbaşa yürüyüşe çıkmamış olan votka sevincinden havalara uçmuş, artık konuşulanı mı anlamış yoksa neden iki haftadır yalnız çıkmadıklarının farkında mıymış bilinmez, o akşamı çok sakin ve uslu geçirmiş. birlikte sahile inmişler, ikisinin yanyana sığacağı büyük ve arkasında yaslanacak başka bir kaya daha olan bir kaya bulmuşlar, battaniyelerini serip denize karşı oturmuşlar. baykuş kitabını okumuş, votka kah denizi kah arkasındaki yürüyüş yolundan geçen insanları ve köpekleri izlemiş. hava kararmaya yüz tuttuğunda da toplamışlar çantalarını, eve dönmüşler. gökten üç elma düşmüş, hepsini baykuş yemiş!
itle yatan bitle değil ama çok büyük bir sevgiyle kalkıyor. 7 aydır bu kocakafalı itle yatıyorum ve bugüne kadar yorganın üstüne yatıp benim üstümü açtırması dışında bir zararını görmedim. her sabah uyandığımda yan yastıkta uyuyan sevimli suratlı bir herif dışında ayakucumdan bana bakıp kuyruk sallayan sevgi dolu başka bir herifle daha gözgöze gelmek güzel. üstelik yan yastıktaki herif beni daha çok kızdırabiliyor, ayakucumdakiyse sadece sokaktayken. hem beni yastık olarak kullandığından geceleri oldukça komik sahneler yaşayabiliyoruz. ben uykumda çok kıpırdandığımdan oğlanın uykusu da sık sık bölünüyor, ben sağdan sola dönerken kafasını kaldırıp bekliyor, ben yerleşince kafasını bacağıma geri koyup denk geldiği yeri beğenmezse az kıpırdanıp rahat edeceği bir yerime yatıyor.bazen yatakta bilgisayardan dizi izlerken uyuyakalıyorum, uyandığımda kafasını göbeğimde, yan dönmüşsem bacağımda (bknz: alttaki pozumuz) ya da yüzüstü dönmüşsem totomda bulabiliyorum.
köpekli hayat hem çok keyifli hem de zor, bir kere kesinlikle özgürlüğünüz kısıtlanıyor. iş çıkışı arkadaşlarla iki tek atıp eve öyle gideyim deseniz aklınız onda kalıyor, dönüş saatiniz gelip de dönmediğinizde sıkılacağı, sizi özleyeceği gerçeği var aklınızın bir kenarında. çok istediğinizde yine yapacağınızı yapıyorsunuz ama vicdan azabıyla. benim gibi çok gezenler için bir anda ayakbağı olabiliyor, kime bırakıp da nereye gideceksin bunun yemeği suyu dert değil ama gezdirmesi var... çok yorgun olmak, hastalanmak gibi bir lüksünüz yok mesela, 40 derece ateşiniz de olsa, yağmur da yağsa, yerler buz da olsa sabah ve akşam yürüyüşe çıkılmalı, çiş kaka yapılmalı, enerjisi en azından biraz atılmalı... onun da temiz havaya, biraz gezinip bacaklarını açmaya ihtiyacı var. tam anlamıyla size muhtaç, onun eli ayağısınız, hayatla bağısınız. tombalak yavruların cazibesine kapılmadan önce bunları gerçekten oturup iki kere düşünmeli insanlar. çoğunluk düşünmediği için, geçici heveslerle alınıp daha haftası dolmadan sokağa atılan binlerce kedi var köpek var. bu canlar ya sokaklarda zorlu hayat şartlarının karşısında, ya kötü demenin bile iyimserlik sayılacağı barınak koşullarında hayata tutunmaya çalışıyorlar. çok acı, çok yazık.
köpek sahibi olmak çocuk sahibi olmakla eşdeğer bir sorumluluk. biraz anne olmak gibi, yani KORKUTUCUUUUU! özellikle de benim gibi asla ama asla anne olmayı istemeyen bir kedi insanı için. hayvanları ayırmadan severim ama hayat arkadaşı olarak evinde kimi istersin deseler ilk tercihim kesinlikle değişmez, kedi de kedi! peki ben bu kadar kediciyken nerden çıktı bu kokar ayaklı it? babasıyla birlikte gelip hayatıma giriverdiler işte. o da başka yazının hikayesi olsun. belki de başka adresin... tolga'ya deşifre oldum da, taşınayım mı kalayım mı karar veremedim henüz. bakalım...
köpek sahibi olmak çocuk sahibi olmakla eşdeğer bir sorumluluk. biraz anne olmak gibi, yani KORKUTUCUUUUU! özellikle de benim gibi asla ama asla anne olmayı istemeyen bir kedi insanı için. hayvanları ayırmadan severim ama hayat arkadaşı olarak evinde kimi istersin deseler ilk tercihim kesinlikle değişmez, kedi de kedi! peki ben bu kadar kediciyken nerden çıktı bu kokar ayaklı it? babasıyla birlikte gelip hayatıma giriverdiler işte. o da başka yazının hikayesi olsun. belki de başka adresin... tolga'ya deşifre oldum da, taşınayım mı kalayım mı karar veremedim henüz. bakalım...





