19.03.2010

bunu da mı görecektik a dostlar!




ah saba tümer ah!.. nereden nereye ha...

biliyosunuz reklamlarla aram pek hoş değil. az önce de bunu gördüm, kolumdan enseme ne kadar tüyüm varsa esas duruşa geçti.

zuhal topal'ı zaten sevmem. avrupa birliği'ne girelim diye neredeyse milletçe domalıp iffetimizden olacağımız şu dönemde, hala 50 sene öncesinin mahalle delikanlısı bilmem ne kültürünü öven, kurugürültüden başka bi şey olmayan, abartılı mimiklerle soytarılık yapılan, "sezonu tamamlamadan yayından kalksın allahım!" dualarımı süper zeki izleyici kitlesi sayesinde boşa çıkaran o dizide oynadığı yetmez gibi, gündüz kuşağında da evlilik programı sunarak çin işkencesinden sonra tarihteki en beter şey olma yolunda ilerlemekte. şimdi de patlak gözlerini belerte belerte, kollarını kaldırıp memelerini hoplata hoplata "ah hah hah hah hah hah hah hah haaaaaaaaa.... benim adım çalıkuşuuuuuuuğğğ!" olan şarkıyı modifiye etmiş, höykürerek söylüyor (ki şarkının orijinali yeterince ürkünçtü zaten)

bu arada aşık atışmasına gönderme yapan bi senaryo izliyoruz. zuhal böğrünüp dururken, saba karşısında sinirleniyor, eline geçen ilk şeyi (teflon tava) şöyle bi tarttığı sırada, ben de; acaba tavanın sapını gözüne mi sokacak yoksa tabanını doğrudan tepesine mi ekleştirecek, diye merak ediyorum. ikisi de olmuyor ve saba da hopurdayarak çığrınmaya başlıyor. saba'nın ah hahhları yükseldikçe zuhal sinirleniyor, arka plan çekimde elinde tuttuğu bıçağın parıldamasıyla gözlerimiz kamaşıyor. iyice heyecanlanıyoruz, hadi bakalım, mutfak meydan muharebesi ha başladı ha başlayacak derkeeeeennnnn... yaptıkları işin aslında ne kadar boktan olduğunu bilen ama yeni bi araba almalarını sağlayacak bankonotlara duyulan açgözlülükten (ekmek parası için demiyorum, zaten paranın gözüne vurdular artık) bu projeye hayır diyemeyen ikilimiz, sinirleri bozularak gülme krizine girip tezgahın üstüne yıkılıyorlar! final! şenpiliç! karılar şen şakrak ya, marka yüzü olmak da dikiş attıran cinsten iki kahkahaya bakıyor. andy warhol mu demişti, bi gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak, diye? e dolmadı mı bunların dakikası? hangi evrendeki zaman ölçüm sistemini kullanıyolar da bizim burda uzadıkça uzuyo o süre yahu? zuhal'den zaten eminim de saba da mı uzaylı? dünyamız neden tam yuvarlak değil de alttan üstten bastırılmış? bu basıklığın türk erkeğinin bastırılmış cinselliğini kadına şiddet olarak dışa vurumu üzerinde etkisi var mı?..

müsadenizle, daha fazla delirmeden temennilerimi sıralamak istiyorum.

allah layığınızı vere manyak karılar. inşallah devamını da çekersiniz de, o çekimlerde birinizin elindeki tava önce ocakta iyice ısınıp sonra öbürünün suratına yapışır, o koca şef bıçağı tutanın dötüne girer, mutfak tepenize yıkılır... fırından çıkan kızarmış piliçler canlanır, sizi set ışıkları tepenize düşene kadar kovalar. devrilen spotların camları kırılıp gözünüze falan batar, bu arada kablolar kopar elektrik kaçağı falan olur da birbirinize sarılmış kahkaha atarken devrilip üstüne düşer o piliçlerden daha çok kızarırsınız!

insanı zorla psikopat yapıyolar ya! ayıp ayıp!

18.03.2010

reklam

sahne 1, iç mekan, ev, gündüz

üstü başı son derece temiz ve günün içinde bulunulan zaman dilimine uygun görünen yağlı kafa kanepede yayılmış, çekirdek çitleyerek evlilik programı seyretmektedir. içeri benzer giyimli ve havalı saçlı baykuş girer.

yağlı kafa: hadisene baykuş, çıkmıyo muyuz?
baykuş: bu saçlarla mı pis karı? hiç aynaya bakmıyo musun sen? yanımda pembeye boyanmış fransız kanişi gezdiririm ama seni bu halinle gezdiremem, kusura bakma. hadi ben çıkıyorum, yemeğe bekleme geç gelirim.
yağlı kafa: yaaaa, baykuğğğğş! evde kalıcam bu gidişle yaaa! vallahi şurdan şuraya bırakmam. hadi anlat kız abla, seninkiler nasıl hep böyle mükemmel?
baykuş: arada aklına gelip yıkasan seninkiler de temiz ve parlak olur. bıraksam kurtlancan o kanepede allahın cezası! al şu arap sabununu, hadi kalk sittir banyoya... dur dur, sen alışık değilsin beceremezsin şimdi. ben de geliyorum.

sahne 2, iç mekan, banyo, duvarlarda mavi-krem rengi geometrik desenli fayanslar, gündüz

modern görünümlü banyonun ortasında, yerde büyük bir leğen, içinde kahverendi köpüklü kirli sular. baykuş yağlı kafayı leğene oturtmuş, kafasına bakır tasla vurmakta, bir yandan da söylenmektedir.

baykuş: tü allah cezanı versin, bu kaçıncı kat sabun, hala köpürtemedim saçlarını. su bile tutmadın, bi tabur askerin salatasına yağ çıkar kafandan.
yağlı kafa: ay vallahi en çok 1 ay olmuştur yıkanalı!
baykuş: (tasla tekrar vurarak) bak hala konuşuyo! nerde spatula? bi de sıyırmayı deneyelim bari...

sahne 3, iç mekan, çıtır oğlanlarla dolu cafe, geceyarısına doğru

yağlı kafa: aaa baykuş, baksana şurdaki çocuk ne tatlı di mi? aaa, bana bakıyo ayol hihihiii... dur ben de kırıtarak önünden geçiim...
baykuş: kalk lan, kalk! eve gidiyoruz, bağlıycam seni o koltuğa körolasıca. haram zıkkım olsun emeklerim! temizlik imandandır dedik, koca bulucam derdine orospu olacak başımıza. kalk lan dan dun çata çuta...


fonda ürün görülmektedir, arkadan tok bir erkek sesi sloganı verir:

MARAP ARAP SABUNU

MARAPLA SAÇLARINIZ IŞIL IŞIL
BEDENİNİZ FIKIR FIKIR
DİKKAT, KISKANILACAKSINIZ

MARAP

MARAP

15.03.2010

haberlerrrrrrrrr


şuraya bi nebalet koyayım diye bi saattir gugıldatıyorum, yok! onun yerine, nebalet'i aratmayacak bu ablayı buldum, idare ediverin anacım. tembel baykuşunuzun son günlerinden seçme haberlerle karşınızdayım.

- geçenlerde bi değişikliğe ihtiyacım olduğuna karar verdim ve fiyatı yüksek olduğu için çok istediğim halde gitmediğim handaaaağ'ın kuaförü aydın'a teslim ettim kafamı. boydan kısalmadı ama baya bi kat kesti, hem kafam hafifledi hem de köpük jöle vs yardımıyla buklelerim olabiliyor. lepiska baykuş gitti, yarı deli yarı enerjik görünümlü sahte kıvırcık baykuş geldi. hoşgeldim, hoşbuldum.

- ankara'da rize günleri olmuş, atatürk kültür merkezi'nde. bitmeden yakaladım. rize usulü sac kavurma, hamsi kuşu, kara lahana sarması vs ne bulduysak yedik. karadeniz festivali olur da çaysız olur mu? tabi olmaz. çay sevmez ben bile içtim. zaten eskisi kadar domuzluk yapmıyorum artık, hatır için çiğ tavuk yeniyorsa 1 bardak çay da bi şekilde içilir değil mi? karadeniz erkeğinin çok sevdiği atmacayla avcılık üzerine bi stand vardı. tellerden kafes yapmışlar, malzemeler, atmaca yakalamakta kullanılan küçük tombalak başka bi kuş, çıngıraklar falan. adamlar bizim aytekin abi'nin arkadaşıymış, torpil yaptılar, koluma atmaca oturtup fotoğraf çektirdim, inanılmaz güzel gözleri var. insanın ruhuna bakıyor sanki! fuar alanının üst katında rize fotoğraf sanatı derneği'nin sergisi vardı, birbirinden güzel karadeniz manzaralarına bakmaya doyamadım. sonra aşağıda horon tepenleri seyrettim uzun uzun. 3 karadenizli biraraya gelir de horon olmaz mı? olur! 40 karadenizli biraraya gelirse ne olur peki? kimsenin etraflarından dolanmadan geçemeyeceği, standlar arasını kapatan büyük bi horon olur. çektiğim fotoğraflarla bu rize günlerini tek yazı yapacaktım ama tembelliğimden nasiplendi işte. şimdi de abimlerdeyim, fotoğraflar benim evdeki dandik bilgisayarda kaldı. sonra eklerim artık. bu arada, nefesim yetmediği için horona katılamasam da, fahri laz olduğumu söylemiş miydim? kulakların çınlasın petete teyzem.

- dozzy ve camış-bozayı kırması ev arkadaşı aylar süren gerginlik ve 2 tartışma neticesinde evleri ayırmaya karar verdiler. 15 nisana kadar devam edeceklerdi, adi herif ev bulmuş acil çıkması lazımmış, bilmem neymiş diyerek giderayak kazığı attı yine. biz de haftasonu ev baktık, bulduk. yarın akşam taşınıyor. işine yürüyerek gidebileceği bi yerde ve artık huzurlu akşamlar geçirecek ama benim evle araya 2 vasıtalık yol giriyor, ayran içip ayrı düşmeyiz umarım. o benim can simidim!

- ankaralılar dikkat! tunalı ramada otel'in karşısında eski meyhane diye bi yer var. ne içecekseniz dışardan alıp gidiyosunuz, kişi başı 30 liralık meze yemek vs siparişi verip oturuyosunuz. kebap da var, balık da. dil, beyin, patlıcan ezme benim favori üçlüm oldu. şakşukası fena değil, barbunyanın suyu kıvamlı, salata son derece başarılı yalnız arnavut ciğeri erken bitiyomuş, abim istedi hava aldı. yoğun ısrarlara dayanamayıp paçanga böreği yedim, tamam pastırma tadını özlemişim, iyiydi hoştu da, 10 gün insan içine çıkamıycam be kardeşim. yedirmeyin şunu bana! neyse efendim, mekanın ışıklandırmasını çok beğendim. ne çok açık ne çok loş, tam kıvamında. yerler ahşap, içeride hoş bi koku var. aydınlatmada kullanılan aplikler çok şıktı, sökebileceğime inansam tekini çantaya atar eve götürürdüm valla. tabi duvardan aplik sökemeyeceğim için, üstüne küçük bi gemi yapıştırılmış rezerve yazısını gözüme kestirdim, kestirmekle de kalmadım aldım! evet, gittiğim yerlerde hoşuma giden ufak tefek şeyleri yürütme huyum var, allah affetsin! rekorum bi gecede 9lu shut takımı. aslında 12li olacaktı da, ben tuvaletteyken kızların bardakları gelip almışlar. bi kere daha neyse diyerek konuya dönelim. efendim, fasıl var, ud çalan amca eski türk filmi jönüyle taksi şöförü arası bi tip, kemancı çıtır bi oğlan ama sesi fenaaaaa! bi de kanuncu var, hiç eşgal vermeyeyim :) senkronizasyon biraz bozuk ama yine de dinlenebilirler. cts geceleri dansöz var, silikonlu, esmer, sıska, saçları röfleli, dişler de muhtemelen takma. ve oynayamıyor! geldi, iki meme salladı, para topladı yürüdü öbür tarafa. mis gibi müzik, 9/8lik ritim, karıda bi numara yok. anca saçını havaya kaldırıp ense göstersin, masa kenarlarındaki adamcağızların kafalarına kıçını sürtsün haspam! ben dayanamadım, kalktım bi hırsla, allah ne verdiyse göbek attım, salladım, çalkaladım, oooh! arka masada tiyatro oyuncusu bi teyzeyle arkadaşları vardı. teyze tezahürat yaptı, işte bu, öyle oynanmaz böyle oynanır, aferim kızım! heheh, sağol teyzecim. sonra bi yüzümü yıkayayım, saçımı başımı düzelteyim diye tuvalete gittim. ben dönerken dansöz gidiyodu, arkasından baktım, mekan sahibine döndüm ve... ve... evet, adama gayet rahat, ben sizin dansözünüzden daha iyi oynuyorum, dedim! o zaman haftaya siz gelin, dedi. heheh, gelirim, dedim. ha, bi de, bizim sosyal gelin arka masayla ahbap oldu. teyze sonbaharda merhum türkan saylan'ın hayatını anlatan bi dizide oynayacakmış. bilginize...

- 9 mart beybabamın doğum günüydü. bu vesileyle aneyle yaklaşık 3.5 aydır süren küslüğe son verip barış çubuğu tüttürdük. daha telefon edip çağırdığında keşkek yapacağını ve akşam kalmamı istediğini söylemişti. zayıf noktamı nasıl da biliyor çakal! kalmam, keşkek de uzun sürer, zaten yemekten sonra hemen kalkıyorum yorulma gerek yok, dedim dinlemedi. yerimiz var, hem babanın doğum günü diye ısrar edince kabul ettim. aynı ortamda 3 saatten uzun kalırsak bi kaza olabilir endişem boşa çıkmadı, aney sağolsun ertesi sabah yeni bi bomba patlattı ama bu defa ben bi şey yapmadan kendi farketti. geldi, sarıldı, "lütfen yine küsme" diyerek ağladı. yıllardır gömücem diye uğraştığım vicdanımın günışığı gören son kırıntılarını titretti, benim de gözlerim doldu. küsmedik bu sefer. o gün giderken babama pasta aldım, üstüne de mutlu seneler huysuz yazdırdım, görünce çok güldü. hayatımda benden daha huysuz ve çekilmez çok az insan tanıdım. ilki ve en beterlerinden biri o akşam mum üfleyip dilek tutandı. sağlıkla yaşasın.

- kuzuş istanbul'a taşındı. hatta manimanyak dönerken beraber gittiler. eski evden çıktılar, kuzenleriyle yine acıbadem'de büyük bi eve geçtiler. taşındıktan bikaç gün sonra da mahallenin hırsızı hayırlı olsuna gelmiş, laptoplar, takılar, fotoğraf makinesi... sizlere ömür! giden 2 laptopın içinde mayıs-haziran gibi teslim edilmesi gereken master tezlerinin olması da cilası oldu. polis parmak izi falan almış ama hırsız yakalansa bile çalınanların bulunması mümkün değilmiş, zaten yakalananları da en geç 1 ay sonra salıyolarmış. yaşasın cmuk, yaşasın avrupa birliği uyum süreci! bi apartmanın 5. katındaki ev gündüz vakti nasıl soyulur diye merak eden varsa anlatayım. her çalan kapıyı açan sünger beyinli komşularınız varsa, apartmana çok rahat girilir. kilidin göbeği tornavida ve çekiç yardımıyla kırılır. çıkan gürültüye aldırış etmeyen güzide komşulara teşekür edilerek ev bi güzel soyulur.

- teyzem çok hızlı iyileşiyor maşallah. uzun sürdüğü için bizi oldukça korkutmasına rağmen operasyon çok başarılı geçmiş, protezi tam oturmuş. o bacağının üstüne basmaması gerektiği için koltuk değneklerine iyice alışmış, evin içinde hızlı gonzales'e kafa tutar süratle ilerliyor. hem de değnekleri uzaktaki şeyleri kendine çekmek ya da yakındaki ıvır zıvırı bi yerlere itelemek için kullanıyor. sanırım 6 ay sonra falan diğer kalçaya protez takılacak. işte o zaman evrim geçirip koltuk değnekleri vücuduyla bir olacak diye tahmin ediyorum. 4 kollu teyze, daha çok sarılma, daha çok şal ördürme demek. yaşasın!

- eski şirketten arkadaşlarla görüşmeye başladım tekrar. bu ay sonuna doğru ankara'da 3 günlük toplantı varmış, geldikleri zaman buluşacağız. dönüşte de istanbul'a fazladan bi yolcuları olacak. kızlar, hazırlanın, en geç 28 martta yanınızdayım.

bu kadar galiba. hadi anacım, sabrınız için teşekkür ediyorum. baaaaaaaağğğğyy!

ailesini bekleyen kedi

istanbullu kediseverler, aşağıdaki linki tıklayarak sokakta yaşayamayacak durumda ama şu an için ona kucak açan bir ailesi de olmayan kediciğin fotoğrafına ve bilgilerine ulaşabilirsiniz.

7.03.2010


kadın: bi gün kendi evim olursa, böyle büyük pencereleri olsun istiyorum. akşam işten döndüğümde,

sözü tatlılıkla kesen erkek: perdeleri açıp :)

kadın: önündeki koltuğa oturmak, ayaklarımı pufa uzatıp sokağı seyrederken bi duble rakı ya da bi kupa sıcak çikolata içmek istiyorum.

erkek: kiminle yapacaksın bunları?

yüzünde donan tebessümüyle kadın: muhtemelen yalnız yapacağım

erkek: ya!.. hiç boş yere heveslenme diyorsun yani?

kadın susar, susar, susar... ta ki aradan 1 hafta geçip erkekle rakı sofrasına oturana kadar.

o gece itiraf eder kadın, hayalleri olmasa erkeği hiç bırakmayacağını. itiraf eder, seneler sonra onun yüzünden ailesi olmamış erkek onu suçlarsa hesap verecek gücü olmadığını. kendi geleceğini şekillendirmeye çalışırken, başkasının hayatını altüst edemeyeceğini, kimsenin hayallerini elinden alamayacağını anlatır. erkek, beni ne zaman bırakacaksın, diye sorduğuna belki kadının cevap vermekle olduğundan daha pişmandır ama, söz ağızdan çıkmıştır bile, dönüşü yoktur. konu hiç açılmamış gibi kapatılır, kadehler tokuşturulur, son birer büyük yudumla kalkılır.

el ele geceye karışırlar. ayaklar biraz dolanır ama yüzler güler. o anda akıllardan neler geçtiğiniyse kimse itiraf etmez. söz ağızdan çıkmıştır bir kere ve dönüşü yoktur.