
Geç kalanları göstermek istiyoruz… yolun başında olanlar gecikmesin diye… Çok fazla zamanımız yok. Hemen, şimdi, şu anda söylenmeli ve yaşanmalı… Ne söylenecekse… Ne yaşanacaksa… Seyircimize mesajımız basit aslında “hayat ’seni seviyorum’ demeyi erteleyecek kadar uzun değil… hepsi bu…

40 yıl düşünsem, diye başlayan meşhur cümle vardır ya, eminim bugüne kadar "devlet tiyatroları'nın bana böyle bir oyun oynayacağını tahmin etmezdim!" diye bitirilmemiştir!
tiyatroya gittim bu akşam. kıvırcık davet etti sağolsun, ettiğine de pişman oldu galiba. sahnede evliliğim vardı! şaka gibi, ama ciddiyim. biz vardık, bizim sorunlarımız, dünyada eşi benzeri yok diyerek aşık olup zamanla birbirinden uzaklaşan iki insan...
sadece kadınla erkek rol değiştirmişti. kadındı eşini sıkboğaz eden, artık evliyiz her zaman beraber olmalıyız, önceliğin ben olmalıyım, her şeyi benimle paylaşmalısın... diye başlayıp eşinin boynuna tasma takmaya çalışan, onu bir hayvan gibi kafese sokmak isteyen, bunu sevgi adına yaptığını zanneden...
içim acıdı. 1. perdeyi sinirden gülerek izledim. kıvırcık üzüldü, eşi üzüldü. bilmiş de getirmiş gibi, bir şey söylemeye çalışır gibi oldu, hay allah... vs vs. önemli değildi, konuyu bilmiyorlardı ama bilseler de önemli değildi. önemli olan iyi niyetti ve ben bu akşam sayelerinde güzel bir oyun izledim.
bu akşam sayelerinde kendimi izledim, unutmaya çalıştığım evliliğimi izledim. hayat beni nasıl da yaralamış, neleri kaybetmişim, nerelerde hata yapmışım, onu izledim. ve bir defa daha takdir ettim kendimi, zamanlama yeteneğimi, olmadığını sandığım zamanlama yeteneğimi.

pervin ünalp yazmış, beğendiğim bir sanatçıdır. trt zamanında oynadığı dizilerden değil, sahnede yapabildikleri için, sesi için, hayat verdiği role kattıkları için takdir ederdim onu. sezon başında ilk programı aldığımda görmüştüm bir oyun yazdığını ve sahneleneceğini, ama ismini unutuvermişim işte. çok da istemiştim görmeyi, nereden bilecektim ki beni, bizi anlattığını...
bizim yaşadıklarımızdan tek farkı finaldi. erkek, eşini işyerinden bir kadınla aldattı ve eşi tesadüfen yakaladı. akşam evde kavga çıktı, erkek eşine bir tokat attı ve o anda yaşadığı pişmanlıkla evden çıktı, arabasına bindi... ışıklar söndü, sahne karardı, acı bir fren sesi, akabinde çarpışma! öldü!
bekleseydim, her şey ya da birkaç şey düzelecek diye bekleseydim, bize de olacağı buydu. aldatma kısmını saymıyorum, bana yaşattığı onca sıkıntıya rağmen eski eşime güvendiğim tek konu buydu, sadıktı. ama önünde sonunda yaşanacak olan buydu. karşılıklı yaptığımız manevi eziyet bir yana, bir gün gelecekti ve fiziksel şiddete dökülecekti duygusal çalkantılarımız. bir gün gelecekti ve çevreme duyduğu kıskançlık bana şiddet olarak yansıyacaktı. emindim, hiç olmak istemesem de emindim bundan. hayatım boyunca ne annemden ne de babamdan yemediğim tokadı o atacaktı bana ve her şey şimdi olduğundan çok daha kötü bitecekti. şimdi ona duymadığım saygının adı bile geçmeyecekti. bana kazık attı yerine bana tokat attı demeye utanacaktım, ama o tokadı yiyecektim, eminim, adım gibi eminim!
bu akşam sahnede biten evliliğimi izledim, özlemle ya da sevgiyle anmasam da hala içimi kanatan, hala uykularımı kaçıran, nelere mal olduğunu dönüp dönüp hesapladığım evliliğimi izledim. bir kez daha şükrettim, bu kadar cesur olduğuma, kararlılığıma... iyi ki, iyi ki...
