bu sokağın sonu benim okulum. soldaki 2. apartmanda bizim leylek'le eşi ikamet etmekte şimdilerde. sağda görülen çizgilide de leylek beyimiz'in ailesi. bi sene yılbaşında ev partisi yapacağız, yavaş yavaş toplaştık sokakta. bekliyoruz bekliyoruz leylek yok, gittik zillerini çaldık. babası balkona çıktı, ev en üst katta bu arada. biz de aşağıdan sesleniyoruz,
- hadi leylek, nerde kaldın?
- ben leylek değilim, daha gelmedi eve.
- ya hacı bi saçmalama, hadi in.
- ben leylek değilim!
- başlatma şimdi, hava soğuk donuyoruz çabuk in be!
- ben leylek değilim, babasıyım.
- hee, tabi tabi...
- vallahi değilim, daha gelmedi eve...
biz böyle epey bi inatlaştık. leylek, ya da hacı leylek, incecik ve upuzun, hafif kepçe kulaklı, sürekli gülen, kemal sunal'ın tüm filmlerindeki repliklerini ezberden okuyan bi arkadaştı. bigün, rüzgarlı havalarda cebinde zippo taşı da uçup gitme, esprileri canına tak edince doktora gitmiş. kan tahlilleri vs vs. doktor almış bunu karşısına, ardı ardına sorular sormaya başlamış. leylek 3.5 atıyor, kesin çok ciddi bi şey var! neyse, doktor her konuyu didiklemiş, en son ailede onun fiziksel özelliklerine sahip başka biri olup olmadığını sorup, babam da benim gibi, cevabını alınca da, ... git lan, senin bi şeyin yok, genlerin böyle! diyerek kovmuş.
velhasıl, leylek babasının kopyasıydı. balkondaki de gerçekten babasıymış! bunu da geç kalan başka bi arkadaş gelip balkona bakıp, bilmemkim amca iyi akşamlar, nasılsınız, dediğinde anladık! ama onlar aynı mahallede büyümüş, kıçları bezli günlerden beri arkadaşlardı. bizim tanışıklık süremiz kısaysa, babasını da hep uzaktan gördüysek ve hiç konuşmadıysak ne yapalım yani?
hey gidi... zaman ne çabuk geçiyor be!
