12.07.2009

kolinin gramı kaça abi?

ne bu be?! eskiden mahallenin bakkalı dedin mi, peynirinden çekirdeğine alışverişten başka, ev taşıyacakların her türlü koli-ip-koli bantı ihtiyacını da temin ederdi. şimdi koli dediğin altın değerinde maşallah!
dün 14:15 sularında mesaiye yetti gari deyip eve döndüm, koli avım da başladı. koli deyip geçmeyin, pandalardan sonra soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan 2. türmüş meğer.
mahallenin nayloncusunda başladı arayışım. 1 adet sıvı sabun kolisiyle çıkıp, ilk koli bantını da alıp bakkalın yolunu tuttum. mal almaya gitmiş, oğlu vardı dükkanda. akşam uğramamı söyledi. evde ilk kitap paketimi hazırladım, biraz uyudum, birkaç bölüm coupling izledim. saate baktım, eh, yeterince akşam olduğuna kanaat edince tekrar gittim. beklediğim hasılatı yakalayamamakla beraber, 2 koli, 1 paket makarna, 2 kısa winston boxla eve dönüp çalışmaya giriştim. erkenden bitti tabi, yine coupling, 1 kadeh kırmızı şarap, bolca sigara...
pazar sabahın köründe kalktım, uykum berbat bu aralar. gece de çok uyanıyorum, tekrar dalmaya çalıştıkça yastık yanıyor, saçlarım ahtapot olup saldırıyor yüzüme, çarşaf yatağın ortasında buruşuk bir tepecik ben de nasuh mahruki... dalıyorum bir ara, sonra yine gözler faltaşı, üf!
kırmızı lahana turşusu ve mısırla kişisel tuhaf kahvaltı listeme bir yenisini ekledim ve artık kablo tv olmadığı için dvd destekli bir gün geçirmek üzere küçük odayı karıştırmaya başladım. dvd player bozulmak suretiyle bana şahane bir pazar süprizi yaptı, belki de coupling'i çok sevdiğinden ayrılmak istememiştir, olumsuz düşünmeyeyim şimdi. 4. sezonu bitirdim bu sayede, sonra biraz kestirdim kanepede. uyandıktan sonra küçük çaplı bir savaş verdiysem de, taze sevgilileri ayırmayı başaramadım. benim yerimde aliye rona olacaktı ki... neyse, bıraktım kendi hallerine.
evin biraz aşağısında bir market var, oraya gideyim koli bulmaya dedim, girdiğim her dükkanda "taşınıyor musunuz?" sorusuyla karşılaşmaktan bıktığımı hatırlayınca yarı yolda vazgeçtim. kasiyer kız bizim apartmanda oturuyor, ne gereği var şimdi cümle aleme ilan etmenin, değil mi?
yukarı caddedeki marketin yolunu tuttum, ölüm yokuşu yağmur öncesi ankara sıcağıyla birleşip bir güzel canıma okudu. marketin müdürü aksi bey, sadece hafta içi mal geldiğini, saat 11 gibi gelirsem koli alabileceğimi söyledi. ben çalıştığım için o saatte gidemeyeceğimden, aksi bey de depoya 2 koli attıramayacağından oradan da elim boş çıkıp, marketin üst katındaki acaipçiye gittim. acaipçi her mahalleye lazım, yok yok cinsinden bir dükkan. mutfak terazimi, paşamızın saçlarını kestiğim traş makinesini, halihazırda kullanmakta olduğum sıvı sabunu, şarap kadehlerimizi, kışın şirkette ayaklarımın altına koyduğum termoforu... aldığım, rujdan havlu takımına, musluk contasından buz kalıbına akla gelen-gelmeyen her şeyin satıldığı bir yerde muhakkak koli de vardır, değil mi? nerdeeeee... oraya da haftaiçi akşam uğrayacağım, bugün depodan 3 tane çıktı. benimki de nankörlük yahu, 3 hiçten iyidir aslında. daha minnetkar olmalıyım.
eve dönüp üstümü başımı yırtarcasına çıkardım. sanki 10 saniye falan daha geciksem derime yapışacaklardı, gömleğin düğmeleri nasıl olup da erimemiş, şaşırdım. bu arada, acaipçide kolileri almak için eğildiğimde, kotumun sağ dizi yırtıldı! en sevdiğim pantolonumdu, ama neticede 6 sene de iyi bir zaman, diyerek kendimi teselli ettim. yemeksepeti'nden sipariş verdim, kariyet.net'ten birkaç başvuru yaptım, dvd savaşlarına kaldığım yerden devam edip bir kez daha mağlup olunca bilgisayarın başına geçtim ve sonunda ıssız adam'ı izledim. muhtemelen internet kotamı aştım, fatura gelince göreceğiz neticeyi. neyse, bu da haftasonu hovardalığım olsun :)
bütün pencereler açık olmasına rağmen esinti namına en ufak kıpırtı yok, evin içi koliler yüzünden civciv gibi kokmaya başladı. tütsü yakmak lazım, bir kenara gidene kadar kullanırım diye ayırdığım yarım bir paketim olacaktı, onu bulmalı şimdi.
toplanıp duruyorum ya, nereye gideceğim sorusuna daha cevap bulamadım. istanbul'a dönmek mi bu boktan yerde kalmak mı... kıvırcık kalmam için baskı yapıyor, kuzuş da film izlediğim akşam kalmamın daha doğru olacağına dair oldukça mantıklı bir konuşma yaptı. burada dandik de olsa bir işim var, istanbul'a dönersem beni neyin beklediğini bilmiyor olacağım. ama bir kez yerleşirsem hayatım boyunca bir daha dönemeyeceğimi biliyorum. ankara'da otururken istanbul'da iş bulmam mümkün değil, ama işsiz de kaç ay dayanabilirim? kriz ortamı, kışın rahatlayacak piyasalar diyenlere karşı 2010'a kadar devam edecek, hatta daha da şiddetlenecek diyenler... kapatma düğmem olsa ya, basıversem, kıyamete kadar falan uyusam şöyle horul horul... nerdeeee...