30.07.2009

tembelim-tembelsin-tembel

sizden iyi olmasın, bi arkadaş var. kendisi az bi şey gebe. az bi şey dediysem, yeni çıktı ortaya, o bakımdan :) bugün de sormuş blogunda, çocukluk halleriniz nasıldı diye. ona yazdım, yazmışken bi de buraya yapıştırıvereyim dedim, maksat sayfa yenilensin ve ben bunu yaparken yorulmayayım heheheh...


ne yapayım be, hava sıcak... ayrıca mesai saatlerinde bu kadar uzun yorum yazdıktan sonra üstüne bi de yazı patlatamadım, evet tembelim. hadi itiraf edin, gene de seviyosunuz beni :) di mi? di miiiiiii?


evet, geçelim yapıştırma yazımıza


allaaaam yaaa, kadın daha en fazla 3-4 haftalık gebe, duygusallığın doruklarında at koşturuyo. ee serde türkmenlik var, icabı halinde at üstünde giderken de doğurur...


bana bak, 4-5 aya kadar acaip de gaz başlayacak söylemedi deme, sakın tutma tamam mı? nasıl buraya hisli hisli yazıp duruyosan, gelince de cart cart bırak. zaten şişcen, üstüne de gaz birikirse harbi zeplin olur uçarsın. o da bi şey değil, yeğenim içerde zehirlenmesin, üzülürüm :)


çocukluuukkkk...


ben nasıl bi çocuktum? tahmin edileceği üzere gayet dilli (na bu kadar [bakınız kolum] uzun ve kalemtraştan yeni çıkmış kadar sivri), boka püsüre hemen kızan, kaşları çatınca anasını bile tırsıtan (valla kendi söylüyo, anam yani)sıkılınca ya da üzülünce dudaklarını büzüp sarkıtan (rahmetli dedem eşek g*tü gibi buruşturma ağzını, diye kızardı. annem daha insaflı yaklaşır, zurnayı sarkıttın yine, derdi) bildiğin huysuz bokun tekiydim. şahane bi insanım ya, üstünden kaç sene geçti, hiç bozmadım kendimi, neysem oyum. kimse bana dün boktun bugün koktun diyemez arkadaş, dün de boktum bugün de bokum. seviyorum yav kendimi :) kokmuyorum ama, o kadar parfüme sticke bulanıyoz, boru mu :)


anneannemden çok tırsardım, enli boylu kadındır, haşin bakışlarımın %50si babamdan %50si de ondan gelir. en çok da yine anneannemin dizine yatmayı severdim. aynı benimkiler gibi kalın kalın ama yumuşacık bacakları vardı. yatardım dizine, kafamı okşaya okşaya masal anlatırdı. bazen de o türkü söylerdi, ben göbek atardım. evet, o zaman da oynaktım :)


okumayı öğrendikten sonra pek arkadaşım olmadı, salak sümüklü kızlarla evcilik oynamaktan daha cazip şeyler vardı artık hayatımda. ha, öncesi derseniz, mahallenin bebeleriyle (erkek ağırlıklı) komandoculuk, efendim bi çocuk klasiği olan saklanbaç, yakalamaç, kovalamaç gibi sonu manasızca maç'la biten muhtelif oyunlar oynadım. eğer örgütlü bi şekilde bi halt yenilecekse genelde örgütleyen oldum, kızları analarının taleplerine karşı kışkırttım vs vs.. (ortaokuldayken ben de baharda bahçeden çıkan solucanları toplar, sınıftaki kızların defterlerinin arasına koyardım :))) galiba pek uyumlu bi çocuk değilmişim. aa, bak ne hatırladım, ilk gittiğim anaokulundan yarım dönem sonunda alındım ben yav :))) sebep: uyku saatlerine riayet etmemek, anarşik tavırlar neticesinde öğretmenle şiddetli geçimsizlik!


ne anneanneciğimin yanındaki mutlu yıllarımda, ne de bu güzel akışı arada bölen babaannemin evine sürgün ziyaretlerimde dantel denen zıkkıma meyledemedim, ki her iki taraftan da epey baskı görmüşümdür. zincir çekmeyi öğrendim bi tek, mettttttttrelerce zincir çektim, sonra onlarla sokakta okuma yay yaptım. tahmin edeceğiniz gibi, oklarım hedefini hiç vurmadı :)

hangi çizgi karakterdim, hiç hatırlamıyorum. voltran'daki kötü prense aşıktım ama... ulan çok taş bi herifti yav...


masal kahramanım.. valla onu da hatırlamıyorum. ama en kötü anılarımdan biri peter pan'i okumamdan sonrasına tekabül eder. hayranlıkla ve hayallere dalmış halde saatlerce açık kalmış olan ağzımın suları kurumuştu galiba, anneme gittim ve:

- anne, olmayan ülke diye bi yer gerçekten var mı?

- SSSSSSAÇÇÇMALAMAA!

ee, nooldu şimdi? ne var yani? çocuk daha 8 yaşında mı nedir en fazla, sıçtın hayal dünyasının içine! tamam, saçma bi soru, ben de farkındayım şu an, ama o an değilim yahu! neyse, aldık cevabımızı, bi daha da mecbur kalmadıkça anamıza-babamıza bi şey sormadık. her boku kendim öğrendim çok şükür, bu konuda kimseye minnet duygum yok. en kötü anı diye bunu mu anlattım yani şimdi? ulan başıma gelen en iyi şeymiş aslında :)


tekrar çocuk olmak mı!? asla! daha önce bununla ilgili yazmıştım, bence kendi kıçını yıkayabilmek şahane bi şey :))) ayrıca daha bi sürü getirisi var yetişkin olmanın. mesela; babama, ben artık o kadar da küçük değilkene, (bildiğin orta 1-2 yaz tatili, yani bi nevi eşşşek yaşım gelmiş) fotoğrafçı bi arkadaşının yanına beni yaz boyunca çırak versin diye yalvarmıştım ve münasip bi cevap almıştım. bu hafta fotoğraf kursuna gitmeye başladım. hadi bakalım, hadi şimdi de engel olsun, hah haaaayyy bi daha çocuk olcak göz var mı bende be :)))


çocukluğum ne zaman bittiiiiiii? şu salak memelerimin zonklamaya ve hafiften şişmeye başlamasıyla diyebilirim. hani vardır ya sütyen takılamayacak kadar küçük ama rüzgarla tshirtin üstüne yapıştığında çıkacak kadar belirgin bi dönem, işte o zaman. koşmayı kestim, sanki yukarı aşağı sallanırken suratıma çarpacaklar gibi gelirdi :) bi de ağrırdı. hayır o kadar acıdı etti, çocukluğumun da içine etti, ulan bari dişe dokunur bi şey ol di mi!? yok! sembolik!


büyüdüğümü ne zaman anladımmmmm? anlamadım galiba ya... hani hep büyüktüm de, kalıbım dardı gibi. büyümüş de küçülmüş cinsinden, genelde yaşıtlarımdan sıkılıp daha büyüklerle arkadaşlık ederdim ben. onlar hakkımda ne düşünür bilemem, ama keyfim yerindeydi. her işimi kendim gördüğüm, hatta bi defa okul kaydımı bile yaptırdığım için belli bi dönem söyleyemem ne zaman anladım diye.


işte böyle bi şeydi çocukluk hallerim... ne demişler? olacak oğlak bokundan bellidir! amma da bok dedim be, anneme gideyim de akşam ağzıma biber sürsün, yok yok jalepeno biberi versin, yanına da biraz fesleğen soslu makarna... mmmm... :P