29.05.2009

eski blogdan taşınanlar, no: 8

geçen haftanın özeti
6/4/2009 ·
öncelikle şunu anladık, üfürükçü patronumuz "nisanda çok yoğun olucaz, işten başımızı alamıycaz vıdı vıdı..." derken şirket tarihinde ilk defa gaz vermiyormuş, yoğunuz, epeyce! geçmişte hansel&gratel ya da olga&helga vb isimlerle çağırdığımız alaman gavurları ile sonunda anlaştık, ithalata başladık. geçen hafta da eğitim toplantılarımız vardı. anladım ki alaman aksanlı ingilizceden daha kötü olan ortadoğu aksanlı ingilizceymiş, zira helga alaman değil israilliymiş, adı da davidmiş. olga da kendini kısaca chris olarak tanıttı ve fakat soyadının diez oluşu alamanlığı hususunda şüphe uyandırıcıydı, velhasıl aksanı da fena değildi. en son jörg adlı arkadaş aralarına katıldı da koca alaman şirketinde nihayet bi alaman bulmuş olmanın sevinciyle (malum bunların yarısı türk) konunun sıkıntısını felan unutup barış ve sevgi rüzgarları estirdik. tabi bu rüzgarlar uykumuzu kaçıracak kadar şiddetli değildi... netekim aramızdan bazı heyvanlar adama "hey jerk!... " diye seslenmek suretiyle türk ırkını bi kere daha rezil etti.
balıkçım kapanmış! cuma akşamı haftanın çok şükür bitişini kutlamak üzere balıkla şarabı kombine etmeye karar verdim ve iş çıkışı bi heves benim balıkçının yolunu tuttum ki ne göreyim, kepenkler inik, ışıklar sönük! yan komşusuna sordum, sezonu kapattıklarını söyledi. bu ne biçim iş yav, balıkçının sezonu mu olurmuş hamsi biter kalkan gelir lüfer biter sazan çıkar ne bilim yani çok bilimsel bi sıralama yapamadım ama biri gider biri gelir neticede. ben de şansımı yan komşusunda denedim, sonuç: temizleyelim ayağına paramparça ettiler hayvanları, hani neredeyse can bulup hoplayarak kaçacaklardı zavallılar. netekim bana yine yeni yeniden bi balıkçı lazım!
pazar sabahı itibarıyla yarı hala oldum. çocuğun başı çıktı kıçı içerde kaldı gibi anlaşılmasın, kan kardeşimin (ki kendisi 16 senelik dostum, bekarlığımın son 4 yılında biricik ev arkadaşım canım ciğerimdir) hala oluşu beni de kapsadı bi miktar (kendi üstüme alındım diyeyim aslında) ve 05.04.2009 itibariyle dünyadaki manyak kadın sayısı 1/2 porsiyon daha arttı (ne bok olacağı içerdeykenden belliydi halinden tavrından, zaten genleri de pek düzgün değil anasını babasını iyi bilirim, ne diyeyim cümleten geçmiş olsun :))
dün kociş iddiadan 46 lira kazandı, sevindik.
başka da bi şi yok anlatılcak. SEVERİMe alternatif olarak SEVMEMleri de yazmaya karar verdim, arada sepelerim artık.
SEVMEM
- botunun dili dışında pantolonunun paçası botun içinde gezenleri
- arabasının tamponuna ya da arka camına "o şimdi asker" yazmanın 1 adım ötesine geçip devresini künyesini falan da ekleyenleri
- kol kola girip tüm kaldırımı kapatan ve salına salına yürüyen fotokopi kızları
sekreter: falanca firma arıyo, bi malzemenin fiyatını soracakmış
ben: faks çeksin telefonda fiyat veremiyoruz
sekreter: tamam...
sekreter: ne istediğini bilmiyormuş, bilse zaten çekecekmiş
ben: vay salak! neyse tamam... alo...
o: ben falanca yerden arıyorum bi malzemenin fiyatını öğrenmek istiyorum da...
ben: hanımefendi, telefonda fiyat bilgisi vermiyoruz, bana istediğiniz malzemeyle ilgili bir faks göndermenizi rica ediyorum (tamamen gıcıklıktan :))
o: adını bilmiyorum bilsem zaten faks çekicem
ben: peki, o zaman tarif edin
o: şimdi dikdörtgen bir şeyin üstüne takılıyor ama ben yuvarlak istiyorum
ben: ....
o: ....
sessizlik.....
ben: hanımefendi, dikdörtgen mi yuvarlak mı önce buna karar verelim isteseniz
o: dikdörtgen dediler ama ben yuvarlak istiyorummm!
ben: ...
iç sesim: ben senin ta *!-*^#..!^#***

eğitsel faaliyet anlarında gelen uykuya çok bilimsel açıklama: enerji tasarruf modum var
7/4/2009 ·
biyonik miyim tembel miyim bilmiyorum, düğmesinin yerini de çok aradım hani kafasına göre takılmasın bari düz vites gidelim diye, bulamadım. şimdi efendim mesele şudur, benim naçizane bünyemin öyle bi yeteneği var ki karşısında osram'ın %30 tasarruflu ampülleri halt etmiş! sistem uzun süre hareketsiz olmam ve herhangi bi uyarana maruz kalmamam (ya da uyaranı kaale almamam) halinde devreye giriyor. kan dolaşımım yavaşlıyor, nefes alışım azalıyor, normal şartlarda zaten bir bukalemununkine eşdeğer seyreden nabzım iyice yavaşlıyor haliyle beyne daha az oksijen taşınıyor, algıda abuklama başgösteriyor. izleyen dakikalarda göz kapaklarım ağırlaşıyor, esnemeye başlıyorum, hatta etkenlerde herhangi bi değişiklik olmaz ise uyuyorum, hem de beygir gibi ayakta uyuyorum! üstelik çaktırmamam gereken hallerde bunu gözüm açıkken de yapabiliyorum! en güzel tarafı ise, not tutulması gereken bi durum varsa, hem uyuyup hem de yazabilmem. gerçi sonradan ayılıp okuduğumda (araya rüyalarımı da karıştırıp yazdığımdan) anlamlı bi bütün teşkil etmediği de oluyor. mesela harala gürele alınmış ticaret hukuku notları arasında göze çarpan "... basiretli bir iş adamı gibi davranma zor hayır atlama havuza köpekbalığı var" * cümlesi, kendisini öğelerine ayırmaya çalışacak cümle edebiyat öğretmeninin alnını karışlar.

okul yıllarımda keşfettiğim bu yetenek, hayatın zorlu basamaklarını (sevinç ve gurur gözyaşları içinde :P ) tırmanıp (boktan olmakla birlikte) iş güç sahibi olduğumda da beni bırakmadı. yani kullanmayınca giden bi şey değil. suna kan bile hasta olduğu gün 3 saat keman çalışırken, benim yıllarca kullanmadığım bu olağanüstü istidadımın geçen haftaki alaman toplantısında bi anda devreye girmiş olması mucize gibi bi şey. kendi kıymetimi hiç bilmiyorum ya, vallahi bilmiyorum... kafam azcık çalışsa bundan iyi para kazanabilirim aslında. hatta bu fikir aklıma geldiğine göre kafam da çalışmaya başlamış demektir. ben akşam bunun üzerine bi eğileyim. günlük kanalını değil bilim kanalını seçtim, belkim durumun bilimsel bi açıklamasını bulurlar. bu kanal seçme konusu da ayrı dert, günlük diye başladım allah ne verdiyse diye devam ediyorum. blogcu desteğe yazsam mı acaba fasa fiso diye bi kanal da açsalar?

* uydurmuyorum, ders notlarımın arasında böyle cümleler var. yazı eciş bücüş, bazı kelimelerin son harfleriyle izleyen kelimenin ilk harfleri üst üste gelmiş falan, ama hem uyumuş hem de rüyamı yazmışım. benim gibi hastaya tüm psikanalizciler kurban olsun be! bu arada, havuzda köpekbalığı ne geziyor bilmiyorum, neticede rüya bu, ben de yatakta değilim, e haliyle yorgan yok velhasıl her yer açık...

BÖLGE BAYİLİKLERİ HAKKINDA

Tüm Türkiye normalde 7 bölgedir. Ancak bu anlamda bir bayiliği taşıyacak alt yapıda bir bayimiz yok.(hay maşallah!) Ayrıca bu falan filan işinde tekel olunmadan ve ürün gamıda şimdikinin 3 katı olmadan bunuda beklemek anlamsız. (eskiden bi şarkı vardı da da daaa diye, onu hatırlattı birden. tabi bizimki yazsa sözleri mutlaka dadadaaa diye birbirinin kıçına yapıştırıp yazardı) Ancak bayilerimiz ÖRNEK verecek olursak X ŞEHRİ (X şehrindeki falanca bayi değil ha, X şehrinin bilfiil kendisi) z şehrinide istiyorsa (fatih sultan mehmet mübarek, habire fetih peşinde) en az bu bölgede haftada bir gün çalışma yapacak (haftada en az 1 gün değil, aman hata olmasın) ve orada ismimiz ve markamız bilinecektir. Yada (ya da yazmayalım sakın, mazallah taş yağar) o bölge için karını paylaşarak bir aracı firma bulabilir. Bu firmayı bize bildirmek ve onaylatmak zorundadır. Ayrıcada bu firmada (da dedikçe anlam bi güçleniyo bi güçleniyo... ) bazı evrak ve sözleşme (revizeli) evrakları imzalamak zorundadır. Bu tür tali bayilikler verebileceklerimizin mutlaka KOTALI ve Teknik Servis imkanı ve belgesi olan bayiler (olması gereklidir diye bitmesini beklerseniz avcunuzu yalarsınız) için geçerlidir. Tüm bu konular ve detayları bizim şirket' le çalışmak isteyen bayilerimizle mutlaka bir araya gelinerek (gelerek değil, gelinerek, daha kuvvetli bi buyruk) son halini alması ve imzalanması sağlanacaktır. (burada durum iyice vahim bi hal aldığından ben de konuşacak mecal bulamıyorum, susuyorum, susuyorum...)

MAL ALIMI VE GÖNDERİMİ HAKKINDA

Öncelikle kotalı bayilerimiz siparişlerini ay içinde haftalık, 15 günde bir yada ay çıkarken yada ay girerken alacaktır. (ya da benim gibi bi salakla çalışmak istemeyip, aklı selim insanların yönettiği yeni şirketler arayabilirler) Bu vesile ile münhasır ve kotalı bayiler MAYIS ayından itibaren mal sevkiyatında (KOTAdan (niye büyükse o kota) dolayı) öncelik verilecek bayilerdir. Bu vesile (vesileden vesileye koşuyoruz) ile münhasır olmayan kotalılar hem ikinci sırada olacak olup (illa bi kelime ekleyip bokunu çıkaracak, olacak olup nedir ya), PEŞİN çalışan ama kotaya girmeyen bayiler (az önce fazladan 1 kelime kullandığı için şimdi harf tasarrufu yapıyor) aldıkları ürünler bazında belge verilecek ve stokda (lemanyağı çok seviyorum diye mektup yazmıştı biri zamanında, onu hatırladım) mal fazlası olduğu zaman mal satılacaktır. (patron bu kadar malken mal fazlası olmaz mı?) Ancak bizim şirket mal sağlamak veya bulundurmak zorunda değildir. (yani siz bayimizsiniz biz de elinizi kolunuzu bağlamaya çalışıyoruz, bizden almak zorundasınız ama biz satmak zorunda değiliz. hatta, ipnelik değil mi len satmıyoruz. evet satmıyoruz, hadi bakalım şimdi ne yapacaksınız!) Ayrıca bizim şirket mal verip vermemekte serbesttir. (aynı açıklamalar burası için de geçerli)Bundan sonra biz size vereceğimiz. (burda kendisi de daha fazla dayanamamış, bakmış ki anlamlı bi şey çıkmayacak, koyvermiş ucunu) Son yazılı anlatım ve şemalara uymayanların sıkıntı çekeceklerini zaman kaybedeceklerini bildirmek isterim. Bu ve benzeri konuları Evde Kalmış Müdür Hanım size hem detaylı olarak anlatacak ve şema verecek ve izah edecek. (babam çok zengin, benim bi sürü bağlacım var, hepsini istediğim yerde kullanırım) Bu uyumsuzlukta o bayi ile çok fazla çalışamayacağımızı bildirmek isterim. (bayin de sana bayılıyodu zaten, salak!)
evet, kırmızılım sana yandı canım kısımları sansür, mavilim mavişelim tenhada buluşalım beyanatları şahsımın konu hakkındaki kanaatleri. bunlar hariç noktasına virgülüne dokunmadan, imla hatalarıyla anlatım bozukluğunu fezaya taşıyan cümleleriyle bire bir patroncuğumun yazdığı mailleri görüş ve beğenilerinize sunuyorum. ne diyeyim? böyle seçmene böyle başbakan! az bile az!... belki de gazetelere falan yollamalıyım, yok yok milli eğitim bakanlığı daha iyi. türkçe derslerine gereken önemin verilmesine bi katkı sağlayabilirsem ne mutlu bana. tabi bu arada bizim patronu vatandaşlıktan falan çıkarırlarsa vebali benim boynuma mı yoksa onu bu kabiliyetle mezun eden gelmiş geçmiş tüm hocalarının boynuna mı bilemem. allah korusun bi dava açılsa türk diline hakaretten falan mesela, savunma dilekçesi nasıl olur düşünmek bile istemiyorum ya!.. ne biçim insanlarla çalışıyorum be, akşam akşam sinirlerim bozuldu! akşamın ironisi olsun, bunu da edebiyat/deneme kanalından yayınlıyorum heheheheh.
29/05/2009 itibarıyla not: orijinal halinde renkli renkli yazmış idim, şimdi uzun uzun uğraşamıycam. zaten biraz dikkat edince patron ne demiş ben ne kulp takmışım belli oluyo :)
efkarlıyım...
8/4/2009 ·
istanbul'dan uzak geçti koca bir senem. oysa ömrümün kalanıyla karşılaştırıldığında hiçbir değeri olmayacak bu seneciğin, ömrüm dediğim her ne kadarsa istanbul'dan uzak geçecek bundan sonra. istanbul'a kar yağacak benimse içime. bahar gelecek istanbul'a, papatyalar açacak, benim içime yine kar yağacak... her ne kadarsa ömrüm dediğim, üşüyerek geçecek. beyaztuval'in bi yazısına yorum yapmıştım, dayanamadım bi de buraya koyayım dedim. ben yerimi yurdumu özledim! refik'te taramayla lakerda yanına 1 duble rakıyı, bibuçuk'ta acılı kanat yanına buz gibi birayı, victor levi'de sıcak şarabı, terkos pasajındaki ıvır zıvırları, moda sahilinde kayalara oturmayı, bostancı iskeleden ada vapuruna binmeyi, geceyle sabah kavuşurken istiklal'den geçmeyi, boğazda kahvaltıyı, beylerbeyi'nde manzarayı................ hatta 1. köprüde akşam trafiğini bile... öf!
bazıları var ki
9/4/2009 · Kategori: ömür törpüleri
onlardan bahsederken bazı insanlar diye başlayamayız cümleye. ben başlayamam en azından, insan demek gelmez içimden. bazıları demeyi uygun buldum bu yüzden. ilham perim a şehrinden belalımız, x firması temsilcisi y bey. kendisi mütemadiyen fiyat sorar, pazarlık yapmaya çalışır, ikna edebilmek için abuk şeyler anlatıp kafa ütüler, sipariş verir parasını yollamaz, siparişini çıkarmam nerde malım diye arar, "zor durumdayım acil lazım" der ucuzundan iki kalem malzeme yollarım borç takar, elimizde olmayan ürünü ısrarla sorar, ihaleye gireceğini söyler girmez... şimdi bu y bey yarın öbür gün ölse (ki hepimiz bi gün ölücez, kimsenin kazık çakacak hali yok vadeye bakıyor bu işler) imam da sorsa:
- merhumu nasıl bilirdiniz?
- iyi bilirdik, demezler herhalde. ben demem yani.olsa olsaaa
- itin tekiydi!
- şerefsiz bilirdik!
- bilmez olaydık!
- iki kürek toprak da ben atayım, öldüğünden emin olayım, yol açın!
- **tünü verirdi de parasını vermezdi, o kerte cimriydi bezemeng...
- iyice gömün, iyice gömün!
- ........
böyle uzar da gider, bakarsın bizim y bey öbür tarafta da sevilmez de, geri atıverirler bu dünyaya. hmmm... reenkarnasyon böyle mi başladı acaba? hayatı çok sevenler ölünce gittikleri yerde rezillik mi çıkarmalı yani yeniden doğmak için? ya cezaya kalırlarsa? mesela en derin b*k kazanında 1 ay kaynatılma cezası verilse, bi de zebaniler kazanın altına patates falan koyup közlese, "oo hoooo, bunlar da iyice uyanık oldu, her yaramazlık yapanı hayata geri yollarsak işimiz var valla..." diye dalga falan geçse bi yandan...
nerden mi esti? y bey sabahın ilk ışıklarıyla uyanmış, kargaların sofrasını şereflendirmiş, akabinde otobüse atlamış, iner inmez şehrimizin toprağını eğilip öpmüş ve gidip bizim şubeyi basmış! ordan arıyorlar, 2. el malzeme için pazarlık yapıyormuş, yaptıkları indirimi beğenmemiş dahası için bizi aratmış. oda arkadaşım açtı telefonu, klasik saçmalıklarını sıraladıktan sonra "biraz yardımcı olsanız, günlüktutan hanım bilir benim çalışmalarımı..." diye devam etmiş. arkadaşım kapattı telefonu, o anda soracakmış unutmuş araya iş girince. sonradan hatırladı, "sen bilirmişsin" diye, nasıl bildiğimi o da bildiğinden, gerisi geliverdi. bu arada, öğleden sonra da bizim ofise gelecekmiş. şimdiye kadar telefonda görüştük hep, hepimizi merak ediyormuş. la havle...
benim arkamdan ne derler ki?