'' her kadın hayatının bir bölümünü budist olarak yaşar çünkü mutlaka bir öküze tapmışlığı vardır..."
10/03/2009 ·
bu da umut'tan. sabah sabah doldurmuş mailleri sağolsun. önce güldüm, katıla katıla hem de, sonra bunu da günlüğe koyayım dedim, sonra da altına iki satır da ben sokuşturayım dedim. erkekler doğuştan mı öküzdür, hayat mı onları öküzleştiriyor? vatan gazetesi' nden dilek önder'in bu konuda pek komik yazıları var. gerçi o hepsinin öküz olduğunu düşünüyor, bense kadınların arasında olduğu gibi erkeklerin de arasında büyükbaşların olduğunu, ama kurunun yanında yaşları yakmamamız gerektiğini düşünenlerdenim. bi kere öküzlük doğuştan gelemez, öyle olsa tüm erkekler öküz olurdu, ki değiller. demek başka etkenler var. mesela genetik miras. bakınız atasözlerimiz: "armut dibine düşer" şimdi babası akşam eve geldiğinde karısına şöyle bi güzel sarılıp öpmeden yarım ağız selam verip, pijamalarını çekip, kadıncağıza yardım etmek yerine yemek hazır olana kadar tv karşısında testislerini yayıp oturuyorsa, üstüne bi de "ulan bu çorba neden bu kadar sıcak?" diye höykürüyorsa vs. vs. bu adamın oğlunun da rahmetli İsmail Cem gibi bir beyefendi olmasını beklememek lazım kanaatindeyim. çevre koşulları da önemli elbette. anne-baba dünya tatlısı birer hanımefendi&beyefendi, evde herkes birbirine saygılı, hayat müşterek, işbölümü, paylaşım... ama çocuk okulda öküz jr ların arasında mahsur kalmış, sıra arkadaşı mesela az önceki pijamalı amcanın oğlu, ve habire bunu tartaklıyor, defterinin kenarını yırtıyor, silgisini çalıyor, garibimi sıranın bi ucuna sıkıştırıp kendi yayılıyor... naapsın şimdi çocuk, "sevgili arkadaşım yapma etme burada ikimize de yetecek kadar yer var" diye başlasa böğrüne dirseği yiyor. bir-üç-beş... derken gariban da oluyor sana bir öküz, çünkü hayatta kalmak zorunda. trafik var mesela, canavar fabrikası. en mülayim insan bile günün birinde çileden çıkabilir, "ben yavaşsam yanda sol şerit var buyrun geçin efendim" demekten bıkıp, bir eli kornada öbürü havada savaş çığlıkları atarak makaslara dalmaya başlamayan var mı? yok mu? gerçekten mi? hmmm... demek ki ben de trafik mamülü bir öküzüm!
10/03/2009 ·
bu da umut'tan. sabah sabah doldurmuş mailleri sağolsun. önce güldüm, katıla katıla hem de, sonra bunu da günlüğe koyayım dedim, sonra da altına iki satır da ben sokuşturayım dedim. erkekler doğuştan mı öküzdür, hayat mı onları öküzleştiriyor? vatan gazetesi' nden dilek önder'in bu konuda pek komik yazıları var. gerçi o hepsinin öküz olduğunu düşünüyor, bense kadınların arasında olduğu gibi erkeklerin de arasında büyükbaşların olduğunu, ama kurunun yanında yaşları yakmamamız gerektiğini düşünenlerdenim. bi kere öküzlük doğuştan gelemez, öyle olsa tüm erkekler öküz olurdu, ki değiller. demek başka etkenler var. mesela genetik miras. bakınız atasözlerimiz: "armut dibine düşer" şimdi babası akşam eve geldiğinde karısına şöyle bi güzel sarılıp öpmeden yarım ağız selam verip, pijamalarını çekip, kadıncağıza yardım etmek yerine yemek hazır olana kadar tv karşısında testislerini yayıp oturuyorsa, üstüne bi de "ulan bu çorba neden bu kadar sıcak?" diye höykürüyorsa vs. vs. bu adamın oğlunun da rahmetli İsmail Cem gibi bir beyefendi olmasını beklememek lazım kanaatindeyim. çevre koşulları da önemli elbette. anne-baba dünya tatlısı birer hanımefendi&beyefendi, evde herkes birbirine saygılı, hayat müşterek, işbölümü, paylaşım... ama çocuk okulda öküz jr ların arasında mahsur kalmış, sıra arkadaşı mesela az önceki pijamalı amcanın oğlu, ve habire bunu tartaklıyor, defterinin kenarını yırtıyor, silgisini çalıyor, garibimi sıranın bi ucuna sıkıştırıp kendi yayılıyor... naapsın şimdi çocuk, "sevgili arkadaşım yapma etme burada ikimize de yetecek kadar yer var" diye başlasa böğrüne dirseği yiyor. bir-üç-beş... derken gariban da oluyor sana bir öküz, çünkü hayatta kalmak zorunda. trafik var mesela, canavar fabrikası. en mülayim insan bile günün birinde çileden çıkabilir, "ben yavaşsam yanda sol şerit var buyrun geçin efendim" demekten bıkıp, bir eli kornada öbürü havada savaş çığlıkları atarak makaslara dalmaya başlamayan var mı? yok mu? gerçekten mi? hmmm... demek ki ben de trafik mamülü bir öküzüm!
burun
10/3/2009 ·
en değerli organımı soranlara bugün için burun derim. zira kendisi haftasonundan beri tırmanmakta olan tıkalılık oranını bu sabah itibariyle %100 seviyesine taşımayı sonunda başardı. nefes alamadığım yetmiyor sanki, sesim de telefon şakası yapan salaklar gibi çıkıyor ve ben sabahtan beri en az 20 firmayla telefon görüşmeleri yaptım, karizma yerle bir. bu tıkanışın ardından okkalı bi başağrısı da patlamak üzere, kaşlarım hoplamaya başladı bile. netekim haftanın başındayız, nalları dikmek üzereyiz, sonumuz hayrolsun inşallah!
10/3/2009 ·
en değerli organımı soranlara bugün için burun derim. zira kendisi haftasonundan beri tırmanmakta olan tıkalılık oranını bu sabah itibariyle %100 seviyesine taşımayı sonunda başardı. nefes alamadığım yetmiyor sanki, sesim de telefon şakası yapan salaklar gibi çıkıyor ve ben sabahtan beri en az 20 firmayla telefon görüşmeleri yaptım, karizma yerle bir. bu tıkanışın ardından okkalı bi başağrısı da patlamak üzere, kaşlarım hoplamaya başladı bile. netekim haftanın başındayız, nalları dikmek üzereyiz, sonumuz hayrolsun inşallah!
fıkralı bir sabah daha
11/3/2009 ·
güne gülerek başlayalım sevgili günlük, bugün buna ihtiyacımız olacak. kaybedilmemesi gerek bir eser olarak bu maymun hikayesini de saklamış olalım :)
11/3/2009 ·
güne gülerek başlayalım sevgili günlük, bugün buna ihtiyacımız olacak. kaybedilmemesi gerek bir eser olarak bu maymun hikayesini de saklamış olalım :)
Şapka satarak geçinen bir adamın yolu bir gün bir ormana düşmüş.Adam biraz yürüdükten sonra sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış, bir ağacın altına oturmuş.Şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş ve uykuya dalmış.Birkaç saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış.Bir de bakmış ki yanındaki sepet bomboş. Şapkalar gitmiş. Kafasını kaldırıp ağaca bakmış ki, ağacın dallarında bir sürü maymun, her birinin kafasında adamın şapkaları... Adam düşünmeğe başlamış: ' Ben şimdi ne yapıcam, şapkaları bu maymunlardan nasıl geri alıcam ? 'Düşünceli bir şekilde kafasını kaşırken bakmış ki, maymunlar da adamın taklidini yapıyorlar, kafalarını kaşıyorlar. Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da... derken adam ne yapacağını bulmuş, kendi kafasındaki şapkayı çıkarıp yere atmış, maymunlar da... Adam böylece bütün şapkaları geri almış, sepetine koyup yoluna devam etmiş.
Aradan 50 yıl geçmiş... Artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi gibi şapka satıcısı olmuş. Günlerden bir gün onun da yolu aynı ormana düşmüş. Hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini yanına koymuş ve uykuya dalmış... Bir saat sonra uyanmış, bir de bakmış ki sepetin içinde şapkalar yok... Derken tuhaf sesler duymuş, bir de kafasını kaldırmış ki ağacın üstünde bir sürü maymun, hepsinin kafasında birer şapka. Düşünmüş...' Dedem yıllar once bana bir hikaye anlatmıştı...ne yapacağımı çok iyi biliyorum... 'Adam kafasını kaşımaya başlamış, maymunlar da aynısını yapmışlar... adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da.. ve adam gülümseyerek kendi başındaki şapkayı çıkarmış yere atmış...o anda ağaçtaki maymunlardan biri yere inmiş, adamın yere attığı şapkayı kapmış, adama da bir tokat atmış ve şöyle demiş:'Sadece senin mi deden var şerefsiz !!!
yok ulan yok!!!
11/03/2009 ·
susmayan telefonlar, yağmur tadında fakslar, zibilyon tane mail, "yok" dediğimde "1 tane de mi yok?" diye soran 1000 kadar salak...
11/03/2009 ·
susmayan telefonlar, yağmur tadında fakslar, zibilyon tane mail, "yok" dediğimde "1 tane de mi yok?" diye soran 1000 kadar salak...
salaklar telefonun diğer ucundayken aklımdan geçen güzide dialoglar da var elbet.
- Dangozcuğum, 1 tane olsa yok mu denir 1 tane kaldı mı denir?
- bilmem ki... ne denir? ehi ehi...
- pardon, sende akıl kırıntısı var mı?
- yok.
- hiç mi yok?
- e yok dedim ya!
-ulan ben sana yok deyince neden tekrar soruyosun madem???
- hınkh!... eemm... eeee........
geriye ne kaldı? baş ağrısı, mide bulantısı, bilgisayar ekranına bakmaktan kurumuş ve kızarmış bir çift göz. ayyyyy bitsin artık bugün, gözlerimi kapatayım şimdi ve yarın sabah açayım. valla çok yoruldum.
kahvaltı sorunsalına peynirli&makarnalı hazır çorba değişkeni altında bir bakış
12/03/2009 ·
sabah kahvaltısı öğrenciliğimden beri eziyet bi öğündür benim için. fazladan uyku mu kahvaltı mı sorusuna her tembel gibi ben de uyku dedim yıllarca. fakat yaş kemale erdikçe, hayır, aslına bakarsan iş değişikliği nedeniyle artık kahvaltı bi zorunluluk oldu. ofis hayatına adapte olmak beklediğimden kolaydı, insanın kendi masasının, bilgisayarının-printerının olması, masasının bi köşesine nostaljik bi çerçevede dedesinin foroğrafını koyabilmesi, kendi kupasıyla istediği zaman bi şeyler içebilmesi... vs derken ofis hayatı beni tavladı birkaç hafta içinde. arabalı, kredi kartlı istediğim yere istediğim zaman gidebilmeli eski işimi özlemiyor değilim ya, neyse. ne zaman ki bu kahvaltı zorunluluk oldu, benim de çile dolu günlerim başladı. uyanamıyorum, uyanmayı başardım kahvaltı hazırlayamıyorum, hadi bi parça peynir iki zeytin çıkardım bu defa yiyemiyorum. uyandıktan sonra en az 1 saat geçmeden boğazımdan lokma geçmiyor arkadaş, zorla mı?! bi süre soğuk sütle idare ettim (birazcık ılık olsa midemi bulandırır mübarek), sonra domates suyuna geçtim. fakat bunlar sadece evden işe ulaşma süremde midemde kalıp, kapıdan içeri girdiğim an (ki uyanalı yaklaşık 2 saat geçmiş oluyor) tuvalete koşmama sebep oluyorlar. bu arada açlıktan guruldamaya başlıyorum, toplu taşıma araçlarında sabah nasıııııll bi sessizlik oluyor, o gurultu nasıl yankılanıyor düşün! yani kesinlikle katı gıdaya ihtiyaç var, var da bende onu yutacak göz yok. minik tostlar yapmaya ve zorla da olsa yemeye başladım, bu defa da işe geç kalmaya başladım tabi. çünkü kahvaltı mı uyku mu sorusuna hala kahvaltı diyememiş, ne yardan ne serden hesabı yuvarlanıp gitmekteydim. tostları elime geçen peçeteye sarıp poşetleyip işe taşımaya başladım, bu defa da zaman tasarrufu olsun diye tost makinedeyken ben giyiniyorum, derken ekmekler kömür oldu! eeeh yetti be! yemiyorum ulan yemiyorum!!! ... ben ilkokuldayken sabahları babamla çıkardık evden, bi çorbacıya giderdik. annem ağzımdan burnumdan mutlaka bi şeyler depiştirdiği için ben tok olurdum ve içemezdim, babamı beklerdim sıkıla sıkıla. sonraları (iki basamaklı yaşlara geldiğimde) ben de çorbayla kahvaltı yapmaya başladım. ama evde her sabah da akşamdan kalma çorba olmuyor ki canım! hayır sevgili günlük, 31 senemi mağarada geçirmedim, hazır çorba denen nane eskiden beri var biliyorum, ama sevmiyordum ne yapayım. fakatttt geçen hafta gördüğüm bi reklam beni cezbetti, farelerle ortak zaafım olan peyniri, sen tut makarnayla birleştirip çorba yap! zekaya bak! denemek üzere aldığım 1 paketin yarattığı haz neticesinde, sabah kahvaltılarını da çözmüş oldum. hem içince ısınıyorum da. yalnız havalar gittikçe güzelleşmeye başladı, yaz gelince ne bok yiyeceğimi bilmiyorum!
12/03/2009 ·
sabah kahvaltısı öğrenciliğimden beri eziyet bi öğündür benim için. fazladan uyku mu kahvaltı mı sorusuna her tembel gibi ben de uyku dedim yıllarca. fakat yaş kemale erdikçe, hayır, aslına bakarsan iş değişikliği nedeniyle artık kahvaltı bi zorunluluk oldu. ofis hayatına adapte olmak beklediğimden kolaydı, insanın kendi masasının, bilgisayarının-printerının olması, masasının bi köşesine nostaljik bi çerçevede dedesinin foroğrafını koyabilmesi, kendi kupasıyla istediği zaman bi şeyler içebilmesi... vs derken ofis hayatı beni tavladı birkaç hafta içinde. arabalı, kredi kartlı istediğim yere istediğim zaman gidebilmeli eski işimi özlemiyor değilim ya, neyse. ne zaman ki bu kahvaltı zorunluluk oldu, benim de çile dolu günlerim başladı. uyanamıyorum, uyanmayı başardım kahvaltı hazırlayamıyorum, hadi bi parça peynir iki zeytin çıkardım bu defa yiyemiyorum. uyandıktan sonra en az 1 saat geçmeden boğazımdan lokma geçmiyor arkadaş, zorla mı?! bi süre soğuk sütle idare ettim (birazcık ılık olsa midemi bulandırır mübarek), sonra domates suyuna geçtim. fakat bunlar sadece evden işe ulaşma süremde midemde kalıp, kapıdan içeri girdiğim an (ki uyanalı yaklaşık 2 saat geçmiş oluyor) tuvalete koşmama sebep oluyorlar. bu arada açlıktan guruldamaya başlıyorum, toplu taşıma araçlarında sabah nasıııııll bi sessizlik oluyor, o gurultu nasıl yankılanıyor düşün! yani kesinlikle katı gıdaya ihtiyaç var, var da bende onu yutacak göz yok. minik tostlar yapmaya ve zorla da olsa yemeye başladım, bu defa da işe geç kalmaya başladım tabi. çünkü kahvaltı mı uyku mu sorusuna hala kahvaltı diyememiş, ne yardan ne serden hesabı yuvarlanıp gitmekteydim. tostları elime geçen peçeteye sarıp poşetleyip işe taşımaya başladım, bu defa da zaman tasarrufu olsun diye tost makinedeyken ben giyiniyorum, derken ekmekler kömür oldu! eeeh yetti be! yemiyorum ulan yemiyorum!!! ... ben ilkokuldayken sabahları babamla çıkardık evden, bi çorbacıya giderdik. annem ağzımdan burnumdan mutlaka bi şeyler depiştirdiği için ben tok olurdum ve içemezdim, babamı beklerdim sıkıla sıkıla. sonraları (iki basamaklı yaşlara geldiğimde) ben de çorbayla kahvaltı yapmaya başladım. ama evde her sabah da akşamdan kalma çorba olmuyor ki canım! hayır sevgili günlük, 31 senemi mağarada geçirmedim, hazır çorba denen nane eskiden beri var biliyorum, ama sevmiyordum ne yapayım. fakatttt geçen hafta gördüğüm bi reklam beni cezbetti, farelerle ortak zaafım olan peyniri, sen tut makarnayla birleştirip çorba yap! zekaya bak! denemek üzere aldığım 1 paketin yarattığı haz neticesinde, sabah kahvaltılarını da çözmüş oldum. hem içince ısınıyorum da. yalnız havalar gittikçe güzelleşmeye başladı, yaz gelince ne bok yiyeceğimi bilmiyorum!
yorumlar
12/3/2009 ·
günlük kanalına girip son yazılara bakıyorum, başlığı ilgimi çekenlerden seçip okuyorum, içimde deli gibi yorum yazma isteği uyanıyor! yazmamaya çalışıyorum çünkü yazdığım zaman, bi şekilde o blogun sahibini sahipleniyorum, sürekli okuyayım derdi tasası var mı bakayım, varsa teselli eder yorumlar yazayım... kıvamına geliyorum. okudukça da yazan herkesi kendime çok yakın bulur oldum, içsel günlük-blog kardeşliği sendromum var doktor. evet, bugün işler çooook durgun ve boş vakitten bol bi şeyim yok. gazeteleri okudum, bloglara saldırdım, duramıyorum. dün cehennem gibiydi, tuvalete bile gidememiştim, bugün de boşluk cehennemi. haftasonu gelsin artık ya, ben bu haftayı hiç sevmedim.
12/3/2009 ·
günlük kanalına girip son yazılara bakıyorum, başlığı ilgimi çekenlerden seçip okuyorum, içimde deli gibi yorum yazma isteği uyanıyor! yazmamaya çalışıyorum çünkü yazdığım zaman, bi şekilde o blogun sahibini sahipleniyorum, sürekli okuyayım derdi tasası var mı bakayım, varsa teselli eder yorumlar yazayım... kıvamına geliyorum. okudukça da yazan herkesi kendime çok yakın bulur oldum, içsel günlük-blog kardeşliği sendromum var doktor. evet, bugün işler çooook durgun ve boş vakitten bol bi şeyim yok. gazeteleri okudum, bloglara saldırdım, duramıyorum. dün cehennem gibiydi, tuvalete bile gidememiştim, bugün de boşluk cehennemi. haftasonu gelsin artık ya, ben bu haftayı hiç sevmedim.
ilk yorum
13/03/2009 ·
sevgili günlük, gözün aydın, ilk yorumunu almışsın. gerçi arkadaş biraz sarhoşmuş galiba yazarken ya da espri anlayışlarımız küba - amerika tadında... bilemiyorum artık. neyse, bi okuyanın var yani, gene de sevinmek lazım :) vatana millete hayrolsun.
13/03/2009 ·
sevgili günlük, gözün aydın, ilk yorumunu almışsın. gerçi arkadaş biraz sarhoşmuş galiba yazarken ya da espri anlayışlarımız küba - amerika tadında... bilemiyorum artık. neyse, bi okuyanın var yani, gene de sevinmek lazım :) vatana millete hayrolsun.
beslenme sorunsalı ve hazır yemek firmaları üzerine bir inceleme, part 1
13/3/2009 ·
ilkokuldan beri beslenme dendi mi diken diken olurum. annem çok yoğun çalıştığı için bana pek bi şey hazırlayamazdı, pastaneden alınmış kek - poğaça vs ile geçiştirirdi. ne haftalık beslenme listesine uyardı 2. teneffüste yediklerim, ne de masaya sermek üzere götürülmesi gereken ıvır zıvırım olurdu. gel de hitler' in stajyeri leyla öğretmene dert anlat şimdi... allahtan ilkokul 5 seneydi de, 12 yaşımda bitti çilem. okul hayatımın kalanı kantinde satılan çerçöple geçti, sık sık kabız oldum. Bir gece babamla kaçamak yapalım dedik, işkembecinin arkasından dondurmacıya da gidince arada ufak bi zehirlenme vakası yaşadım... hem de tam yarışma haftasında, çift antrenman günlerinde!.. yani leyla öğretmenin lanetlemesiyle yemek çilem beni takip etti durdu. çalışmaya başladım, hergün aynı alışveriş merkezine git, aynı insanlarla buluş, aynı konuları konuş, hemen hemen aynı yemekleri ye... haliyle bi süre sonra baydı. havalar iyi oldukça deniz kenarına kaçıp değişik lezzetler dener oldum. mutlu yemek dönemim de böyle başladı.
13/3/2009 ·
ilkokuldan beri beslenme dendi mi diken diken olurum. annem çok yoğun çalıştığı için bana pek bi şey hazırlayamazdı, pastaneden alınmış kek - poğaça vs ile geçiştirirdi. ne haftalık beslenme listesine uyardı 2. teneffüste yediklerim, ne de masaya sermek üzere götürülmesi gereken ıvır zıvırım olurdu. gel de hitler' in stajyeri leyla öğretmene dert anlat şimdi... allahtan ilkokul 5 seneydi de, 12 yaşımda bitti çilem. okul hayatımın kalanı kantinde satılan çerçöple geçti, sık sık kabız oldum. Bir gece babamla kaçamak yapalım dedik, işkembecinin arkasından dondurmacıya da gidince arada ufak bi zehirlenme vakası yaşadım... hem de tam yarışma haftasında, çift antrenman günlerinde!.. yani leyla öğretmenin lanetlemesiyle yemek çilem beni takip etti durdu. çalışmaya başladım, hergün aynı alışveriş merkezine git, aynı insanlarla buluş, aynı konuları konuş, hemen hemen aynı yemekleri ye... haliyle bi süre sonra baydı. havalar iyi oldukça deniz kenarına kaçıp değişik lezzetler dener oldum. mutlu yemek dönemim de böyle başladı.
beslenme sorunsalı ve hazır yemek firmaları üzerine bir inceleme, part 2
13/3/2009 ·
ofise geçmeden önceki son işim türkiye kazan ben kepçeli, hem gezmeli hem tozmalı tam gönlüme göreydi. beslenme bilgim epey gelişti bu dönemde, tabi basenlerim ve bel çevrem de. ama kabahat bende değildi tabi, ne yani, o kadar yolu gidip gaziantep'e ulaşmışken haşlanmış kabak, kahramanmaraşta da pırasa mı yeseydim? gel zaman git zaman aşık oldum, işi gücü bıraktım, tası tarağı toplayıp yerleşik hayata geçtiiiim. eh bir de sabit iş buldum, daha ne? dahası şu, başladığım yere dönmüştüm: BES - LEN(eme) - ME! yoğunluktan, öğle saatlerinde işi gücü bırakıp dışarı yemek yemeye gidemediğimden, bi dönem paket siparişiyle idare ettim fakat ofis o kadar boktan bi yerdeydi ki, oraya paket getiren ve getirdikleri yenebilen 2 firma vardı. birinin yemeklerinden zehirlendiğim gün anladım ki aslında 1 firma varmış. neyse, başladık ordan yemeye. e mönü de bi yere kadar, 88. tekrardan sonra daha fazla dayanamayıp, tüm ofisin hayır duasını almamı sağlayan bi hamle yaptım ve yemeksepeti'ne üye oldum. artık hepimiz mutlu olacaktık ki, yemek paralarımız gelen paketlere yetmez oldu, cepten takviye dönemi başladı. birkaç ay içinde taşınacağımızın haberi geldiğinde koridorlarda esen bayram havasını dün gibi hatırlarım...
13/3/2009 ·
ofise geçmeden önceki son işim türkiye kazan ben kepçeli, hem gezmeli hem tozmalı tam gönlüme göreydi. beslenme bilgim epey gelişti bu dönemde, tabi basenlerim ve bel çevrem de. ama kabahat bende değildi tabi, ne yani, o kadar yolu gidip gaziantep'e ulaşmışken haşlanmış kabak, kahramanmaraşta da pırasa mı yeseydim? gel zaman git zaman aşık oldum, işi gücü bıraktım, tası tarağı toplayıp yerleşik hayata geçtiiiim. eh bir de sabit iş buldum, daha ne? dahası şu, başladığım yere dönmüştüm: BES - LEN(eme) - ME! yoğunluktan, öğle saatlerinde işi gücü bırakıp dışarı yemek yemeye gidemediğimden, bi dönem paket siparişiyle idare ettim fakat ofis o kadar boktan bi yerdeydi ki, oraya paket getiren ve getirdikleri yenebilen 2 firma vardı. birinin yemeklerinden zehirlendiğim gün anladım ki aslında 1 firma varmış. neyse, başladık ordan yemeye. e mönü de bi yere kadar, 88. tekrardan sonra daha fazla dayanamayıp, tüm ofisin hayır duasını almamı sağlayan bi hamle yaptım ve yemeksepeti'ne üye oldum. artık hepimiz mutlu olacaktık ki, yemek paralarımız gelen paketlere yetmez oldu, cepten takviye dönemi başladı. birkaç ay içinde taşınacağımızın haberi geldiğinde koridorlarda esen bayram havasını dün gibi hatırlarım...
