10/4/2009 ·
efendim güne pek neşeli başladım. daha dün akşam iş çıkışı servisteyken perşembeyi bitirdiğimi farkettiğimde başlayan neşem, eve kadar kesintisiz sürsün isterdim, kısmet değilmiş. ekmek almak üzere çantamda cüzdan ararken koluma dokunan küçük bi kız çocuğu "bana da 2 tane alır mısın abla?" demek suretiyle içimi cızlatarak ilk hamleyi yaptı. ekmeklerini uzatıp "afiyet olsun" dediğimde yüzüne yayılan gülümsemesi ise benim gibi bir çocuk düşmanının bile buzlarını eritecek kadar güzeldi...
ocakta pişmek bilmeyen şerefsiz mantarların fırında kendilerinden geçmeleri 15 dakikayı bulmuyormuş, süre uzadığında ise göbeciklerine basılan tuz ve tereyağına rağmen, saldıkları suları onlar halka değil fil' lere nisbet yaparcasına hüpletip kupkuru kalıyorlarmış. bunu da , lokmalarımızı çiğnedikçe kocacığımın kahkahaları arasında duyduğumuz kart kurt seslerinden anladık...
koskoca 1 senedir beklediğim ekşi sevgilim çağla bi kaşık tuz eşliğinde kucağımdaki tasta yerini aldı, sevindim. gel gör ki araya giren zamanda çok yersem başıma gelecekleri unutmuş olmam pek de iyi neticelenmedi. ama neymiş, 1 musubet 1000 nasihatten iyiymiş...
neyse, sabah cuma gününe uyanmanın verdiği neşeyle kalktım, klasik yüz yıkama üst baş değişimi... saçlarımı öreyim derken neredeyse tostları yakıyordum. havalar ısındığından beri evde çorba içemez oldum, nasıl oldu bilmiyorum ama artık hem giyinip hem tost yapabiliyorum. (üstelik kocacığım geçen hafta işine geri döndüğünden beri 1 tane de onun için eklendi, kendimle gurur duyuyorum :) sonunda gerçek bi kadın olucam galiba puahahahaha ) neyse, kendi tostumu paketledim çantama attım, öbürünü sardım bi tabağa bıraktım, kocişin öpücüğünü kondurup koşar adım evden çıktım. her zamanki gibi yokuşun tepesine ulaştığımda rengim mordu, kalbim kulaklarımda çarpıyordu, kendimi dolmuşa attıktan 5 dakika falan sonra yavaş yavaş düzeldi, parayı verdim, kitabımı açtım. mutlu mesut seyrüsefer eder iken sağlam bi zangırdamayla dolmuş durdu! dün akşamdan beri bi arızası varmış da zaten, sabah bi şeyi yokmuş ama... şöfer abey vitesi boşa attı, coğrafi koşullar kökenli eğimden destekli tıngır mıngır yol almaya başladık. bi süre sonra korna sesleri caddede yankılanmaya başladı. ulan hayvanlar, sabahın 7si, uyuyan vardır hasta vardır ayıp be! eğim de bitince araba durdu iyi mi?! şöfer abey bu defa da "abiler, size zahmet bi el atsanız..." demesin mi! pes! ama arkada öfkeli kalabalık giderek büyümekte, yol da düz ne yapacaksın, indiler. şöfer de indi, ite ite yeni bi yokuşun başına geldiler, ehliyet kursundaki motor hocasının "ne demek vurdurmakkh! siz uyurken biri gelip kırbaçlayarak uyandırsa hoşunuza gider miiiğğ!" diye bas bas bağırışını hatırladım :) netekim şöfer vurdurdu, motor çalıştı, devam ettik. bu kadar maceranın üstüne servise geç kaldım, neyse ki iso'yla aramız iyi bana pek cart curt yapmaz sağolsun.
sol arka köşeye (tescilli koltuğum, oturanı yaşatmam) yayıldım, kitabımı çıkardım tekrar. daldık sabah trafiğine, ulaştık bizim küçük cehenneme. kapıdaki sinir bozucu alete şifremi girdim, o iğrenç mekanik ses tenk yu derken arkamdan "bugün heidi de burdaymış ehe hehe" diyen sesi fark etmedim. ettim de, üstüme alınmadım. ne zaman ki iso tekrar ve daha yüksek sesle "bugün heidi de burdaymış hihehihohehe" dedi, anladım ki heidi benim!
saçları örgülü olan pocahontas değil miydi yav?
ocakta pişmek bilmeyen şerefsiz mantarların fırında kendilerinden geçmeleri 15 dakikayı bulmuyormuş, süre uzadığında ise göbeciklerine basılan tuz ve tereyağına rağmen, saldıkları suları onlar halka değil fil' lere nisbet yaparcasına hüpletip kupkuru kalıyorlarmış. bunu da , lokmalarımızı çiğnedikçe kocacığımın kahkahaları arasında duyduğumuz kart kurt seslerinden anladık...
koskoca 1 senedir beklediğim ekşi sevgilim çağla bi kaşık tuz eşliğinde kucağımdaki tasta yerini aldı, sevindim. gel gör ki araya giren zamanda çok yersem başıma gelecekleri unutmuş olmam pek de iyi neticelenmedi. ama neymiş, 1 musubet 1000 nasihatten iyiymiş...
neyse, sabah cuma gününe uyanmanın verdiği neşeyle kalktım, klasik yüz yıkama üst baş değişimi... saçlarımı öreyim derken neredeyse tostları yakıyordum. havalar ısındığından beri evde çorba içemez oldum, nasıl oldu bilmiyorum ama artık hem giyinip hem tost yapabiliyorum. (üstelik kocacığım geçen hafta işine geri döndüğünden beri 1 tane de onun için eklendi, kendimle gurur duyuyorum :) sonunda gerçek bi kadın olucam galiba puahahahaha ) neyse, kendi tostumu paketledim çantama attım, öbürünü sardım bi tabağa bıraktım, kocişin öpücüğünü kondurup koşar adım evden çıktım. her zamanki gibi yokuşun tepesine ulaştığımda rengim mordu, kalbim kulaklarımda çarpıyordu, kendimi dolmuşa attıktan 5 dakika falan sonra yavaş yavaş düzeldi, parayı verdim, kitabımı açtım. mutlu mesut seyrüsefer eder iken sağlam bi zangırdamayla dolmuş durdu! dün akşamdan beri bi arızası varmış da zaten, sabah bi şeyi yokmuş ama... şöfer abey vitesi boşa attı, coğrafi koşullar kökenli eğimden destekli tıngır mıngır yol almaya başladık. bi süre sonra korna sesleri caddede yankılanmaya başladı. ulan hayvanlar, sabahın 7si, uyuyan vardır hasta vardır ayıp be! eğim de bitince araba durdu iyi mi?! şöfer abey bu defa da "abiler, size zahmet bi el atsanız..." demesin mi! pes! ama arkada öfkeli kalabalık giderek büyümekte, yol da düz ne yapacaksın, indiler. şöfer de indi, ite ite yeni bi yokuşun başına geldiler, ehliyet kursundaki motor hocasının "ne demek vurdurmakkh! siz uyurken biri gelip kırbaçlayarak uyandırsa hoşunuza gider miiiğğ!" diye bas bas bağırışını hatırladım :) netekim şöfer vurdurdu, motor çalıştı, devam ettik. bu kadar maceranın üstüne servise geç kaldım, neyse ki iso'yla aramız iyi bana pek cart curt yapmaz sağolsun.
sol arka köşeye (tescilli koltuğum, oturanı yaşatmam) yayıldım, kitabımı çıkardım tekrar. daldık sabah trafiğine, ulaştık bizim küçük cehenneme. kapıdaki sinir bozucu alete şifremi girdim, o iğrenç mekanik ses tenk yu derken arkamdan "bugün heidi de burdaymış ehe hehe" diyen sesi fark etmedim. ettim de, üstüme alınmadım. ne zaman ki iso tekrar ve daha yüksek sesle "bugün heidi de burdaymış hihehihohehe" dedi, anladım ki heidi benim!
saçları örgülü olan pocahontas değil miydi yav?
10/4/2009 ·
şubeden transferi bi türlü gerçekleştirilemeyen gazozlarla ilgili son durumu bildiriyorum: arkadaşlar kasanın dibine inmek üzereler ve şimdi 1 kasa onlara 1 kasa bize geldiği inkar ediliyor, hani şu 6'lı ortasında taşıma dalgası olan paketlerden 4 paket geldiğini söylüyorlar, bi de utanmadan eklediler ki, bitirmek üzerelermiş ama bize (oda arkideşim ve bana) birer tane yollayacaklarmış mutlaka. eşşek zıpaları! (oda arkadaşım diye her defasında uzun uzun yazmaya üşeniyorum, bundan sonra kendisinden kıvırcık diye bahsedeceğim. evet saçları kıvır kıvır ve yaratıcılıktan uzak dakikalar geçirmekteyim ne olmuş yani?) kıvırcık ve ben bu işe bozulmaya başladık, yarın bizim ense günümüz onlarınsa yarım günü olduğundan çivili sopalarımızı alıp baskına gidebiliriz.
ve gazozları getiren yavşak (şimdi adama dün y bey derken bugün neden yavşak dedik? cevap ilerleyen satırlarda efendim) bugün bana skype üzerinden ürün fiyatı sorduktan sonra gazozları alıp almadığımı sordu. "aslında ben sizin için getirmiştim ama sizin orda olmadığınızı unutmuşum" dedi bi de :( yaptı! noluyo lan! noluyo? evliyim ben aloo! ayrıca bekar bile olsam sen nerden bana gazoz getirmeye cüret ediyosun bakalım? niye özellikle bana? ne var lan bu gazozda? içenler pek beğenmemiş, çok şekerli olduğunu söylüyolar. artık içine ne koydu ilaç mı attı ne bok yediyse tadını bastırsın diye şeker mi bastı ki diye düşünmekteyim. aslında içmemek lazım ama şubedekiler şerefsizlik yapıyo diye ben de kafayı takmış vaziyetteyim, inadım inat **çım iki kanat tadında her telefon görüşmesinde gazoz sorar oldum. rabbim aklıma mukayet olsa da şu son 26 dakikamı sağ selamet geçirip çıksam artık diyorum...
ve gazozları getiren yavşak (şimdi adama dün y bey derken bugün neden yavşak dedik? cevap ilerleyen satırlarda efendim) bugün bana skype üzerinden ürün fiyatı sorduktan sonra gazozları alıp almadığımı sordu. "aslında ben sizin için getirmiştim ama sizin orda olmadığınızı unutmuşum" dedi bi de :( yaptı! noluyo lan! noluyo? evliyim ben aloo! ayrıca bekar bile olsam sen nerden bana gazoz getirmeye cüret ediyosun bakalım? niye özellikle bana? ne var lan bu gazozda? içenler pek beğenmemiş, çok şekerli olduğunu söylüyolar. artık içine ne koydu ilaç mı attı ne bok yediyse tadını bastırsın diye şeker mi bastı ki diye düşünmekteyim. aslında içmemek lazım ama şubedekiler şerefsizlik yapıyo diye ben de kafayı takmış vaziyetteyim, inadım inat **çım iki kanat tadında her telefon görüşmesinde gazoz sorar oldum. rabbim aklıma mukayet olsa da şu son 26 dakikamı sağ selamet geçirip çıksam artık diyorum...
pisi pisi
13/4/2009 ·
geçen hafta iso'ya güldük ama ben de yanılmışım meğer. ne heidi ne candy ne de pocahontas. az önce ellerimi yıkarken es kaza aynaya bakınca fark ettim, saçlarım iki örgü, sinirim de bozukken wednesday adams'a benziyorum. aynı psikopat surat, aynı "uzak durun, bulaşanı ***erim!" ifadesi ... annem anlatır, daha 3-4 yaşımdayken bile kızdığımda çok pis bakarmışım. "o kaşlarını yay gibi bi dikerdin ki havaya, bi karış boyuna rağmen yüzüne bakamazdım!" diye.
13/4/2009 ·
geçen hafta iso'ya güldük ama ben de yanılmışım meğer. ne heidi ne candy ne de pocahontas. az önce ellerimi yıkarken es kaza aynaya bakınca fark ettim, saçlarım iki örgü, sinirim de bozukken wednesday adams'a benziyorum. aynı psikopat surat, aynı "uzak durun, bulaşanı ***erim!" ifadesi ... annem anlatır, daha 3-4 yaşımdayken bile kızdığımda çok pis bakarmışım. "o kaşlarını yay gibi bi dikerdin ki havaya, bi karış boyuna rağmen yüzüne bakamazdım!" diye. durum şu, ben de tıpkı the twins filmindeki danny de vito gibi genetik bi çöplüğüm. annem kalın ve kısa kemiklerine rağmen (üstlerinde 1 gr et olmadığı için) çok zarif görünür, kibardır, hanımefendidir, hafızası çok ama çokkk güçlüdür... bana geçen özellikleri ise sinirlendiği zaman dayanamayıp 3 kuruşluk bok püsür için höykürerek ağlaması, kısa ve kalın bacaklar, gereksiz bi duygusallık şeklinde sıralanabilir.
babam inanılmaz derecede güçlü bünyesi sayesinde zaatürre geçirdiğini bile anlamayıp çalışmaya ve haftada 3 gün maç yapmaya devam edebilmiş, son derece kıvrak bir matematik zekasına sahip, azimli bir adamdır. bana geçen özellikleri ise höt desen sinirlenmek *öt desen sinirlenmek, inat, uykuculuk, alın kısmı sağ ön olarak koordinatları verilebilecek saçların ters çıkışı... ama en önemlisi tüm sülalemizin imzası sayılabilecek 3 numaralı bakış. annemin deyişiyle GÖZÜMÜZÜN AKINI BELERTEREK baktığımızda karşımızda dizleri birbirine vurmadan durabilecek insan evladının alnını karışlarım! neyse, velhasıl bugün çok sinirliyim ve babamın genleri iş başında. perşembe akşam eve gidip yatana kadar da durum değişmeyecek, sebebini bilahere anlatırım. pisi pisi kopatımmm... tırı rım rım... billah yaparımm... tırı rım rımmm....
SEVMEM
- kocamın abisini
- yemek içindeki pişmiş biberi
- 6 aydır cumartesileri çalışmadığımızı bağıra çağıra ilan etmemize rağmen hala cumartesileri faks çekip çok acil cevap bekleyenleri
e-meklilik
13/4/2009 ·
e-devlet sağolsun e-meklilik için daha ne kadar sürünmem gerektiğini şipşak iki tuşla ekranıma getiriveriyor. 2035'te emekli olabileceğim! ölmez sağ kalır isem, kafayı yemez malülen emekli olmaz isem, katil olup hapislere düşmez isem 57 yaşımda yani sağlığım iyice bozulup rezillik çekmeye başlamadan hayırlısıyla ölmeyi hedeflediğimden 7 sene sonra emekliyim. mezarda emeklilik dedikleri tam da böyle bi şey galiba.
13/4/2009 ·
e-devlet sağolsun e-meklilik için daha ne kadar sürünmem gerektiğini şipşak iki tuşla ekranıma getiriveriyor. 2035'te emekli olabileceğim! ölmez sağ kalır isem, kafayı yemez malülen emekli olmaz isem, katil olup hapislere düşmez isem 57 yaşımda yani sağlığım iyice bozulup rezillik çekmeye başlamadan hayırlısıyla ölmeyi hedeflediğimden 7 sene sonra emekliyim. mezarda emeklilik dedikleri tam da böyle bi şey galiba.
şundan bundan
15/4/2009 ·
tam solucan havası, gece yağmur yağmış, sabah da çıktığımda sepeliyordu. parkın yanından yukarı doğru yürürken ıslak ve üstleri başları çamurlu ama gene de parlayan bikaç solucan gördüm. ortaokuldayken böyle havalarda selpakların içine solucan toplar, sınıftaki çıtır kızların defterlerinin içine falan koyardım. ne pislikmişim yav diye güldüm sabah sabah.
pazar günü diğer ofisten bi arkadaş evlenecek, para toplama işine el attım dün. akşam kocam kızdı "sen niye böyle her şeye atlıyosun?!" diye, bizde organizatörlük aileden. babam da annem de içinde bulundukları her nevi sosyal faaliyetin düzenleyicisi olagelmişlerdir. sonra aklıma takıldı, bi ahmet san vardı michael jackson' ı falan getirdiydi evvelce, nerelerde ki şimdi?
15/4/2009 ·
tam solucan havası, gece yağmur yağmış, sabah da çıktığımda sepeliyordu. parkın yanından yukarı doğru yürürken ıslak ve üstleri başları çamurlu ama gene de parlayan bikaç solucan gördüm. ortaokuldayken böyle havalarda selpakların içine solucan toplar, sınıftaki çıtır kızların defterlerinin içine falan koyardım. ne pislikmişim yav diye güldüm sabah sabah.
pazar günü diğer ofisten bi arkadaş evlenecek, para toplama işine el attım dün. akşam kocam kızdı "sen niye böyle her şeye atlıyosun?!" diye, bizde organizatörlük aileden. babam da annem de içinde bulundukları her nevi sosyal faaliyetin düzenleyicisi olagelmişlerdir. sonra aklıma takıldı, bi ahmet san vardı michael jackson' ı falan getirdiydi evvelce, nerelerde ki şimdi?
siyah-beyaz fotoğrafları çok seviyorum. sanki o karede saklanan şeyler bir daha yaşlanmayacak ve kirlenmeyecek gibi geliyor.
anneannemin evine yatılı kadın almaya karar verdiler (annem ve teyzem) hanım sultan şiddetle karşı çıktı ama son ameliyattan sonra (5-6 sene önce sağ kalçaya protez takılmıştı bu sene solu da yaptırdık, cillop gibi oldu, tekrar everelim seni diyorum o kadar para harcadık boşa gitmesin diyorum dinlemiyor) artık evde yalnız kalmaması gerektiğine kavga döğüş ikna edildi. bu hafta annemle teyzem kadını eve getirip rehabilitasyon sürecini sağ selamet atlatmalarını sağlamak üzere yola çıkıyorlar. haftaya 3. sayfadan okuruz iki kızını ve yardımcısını ısparta'nın göbeğindeki süleyman demirel heykelinin etrafında bastonla kovalayan 80lik genç kızın hikayesini.
2 gün sonra kedimin doğum günü. 17 nisan 2000'den bugüne, hey gidi kocakafa kimleri yolmadın ki... küçük kaplanım benim, misafir sevmez, evde kalabalık istemez. kime çektiyse artık heheheh... çok yaşa tontonum, seni seviyorum.
aile faciasına adım adım, part I: kocamın abisi
15/4/2009 · Kategori: ömür törpüleri
eşimin ailesiyle farklı şehirlerde olmamıza rağmen abisiyle aynı şehirde yaşamak talihsizliğine düşmüş bulunuyoruz. (görüldüğü üzere kendisini aileden bile saymıyorum) yeni tanıştığımız dönemlerde iki kişi (kocam ve ben, tabi o zamanlar çiçeği burnunda iki sevgiliyiz) kendi aramızda şakalaşırken, bu arkadaş araya girmeyeyim demiş (iyi bari üçüncüye ne düştüğünü biliyor en azından) ama daha sonra rahatsız olduğu konuyla ilgili (konu benim kocama sert davranmammış, neresiyle dinlediyse bizi salak yalan yanlış anlamış) görüşmek üzere karısını elçi tayin etmiş olduğundan o gün kendisine gıcık kaptım, sonra da olaylar ilerledi... bugün ulaştığımız noktada adı geçen bu şahısla aramız bal dök yala pamukçuklara sar sarmala kıvamına ziyadesiyle uzak! uzatmayayım, abisinden nefret ediyorum, ama savaşı o başlattığından kelli vicdanım gayet rahat. ben baştan beri tabiatıma son derece aykırı bi şekilde (hayat felsefem: bana dişini göstereni ısırırım!) yaptığı her şeyi alttan aldım, abuk sabuk terslemelerini laf sokmalarını duymazdan geldim, karısının saçma sapan kaprislerine kendince ezme çabalarına bile ses çıkarmadım. hatta çocuğunu ensesinden yakalayıp duvara çarpmadım (bebe daha 18 aylık ama çok hareketli, çok gürültücü, sevgi manyağı ve sürekli bacaklarıma tırmanmaya çalışıyor. benimse çocuklara alerjim varrrr!) sırf kocacım kocacım üzülmesin diye.
15/4/2009 · Kategori: ömür törpüleri
eşimin ailesiyle farklı şehirlerde olmamıza rağmen abisiyle aynı şehirde yaşamak talihsizliğine düşmüş bulunuyoruz. (görüldüğü üzere kendisini aileden bile saymıyorum) yeni tanıştığımız dönemlerde iki kişi (kocam ve ben, tabi o zamanlar çiçeği burnunda iki sevgiliyiz) kendi aramızda şakalaşırken, bu arkadaş araya girmeyeyim demiş (iyi bari üçüncüye ne düştüğünü biliyor en azından) ama daha sonra rahatsız olduğu konuyla ilgili (konu benim kocama sert davranmammış, neresiyle dinlediyse bizi salak yalan yanlış anlamış) görüşmek üzere karısını elçi tayin etmiş olduğundan o gün kendisine gıcık kaptım, sonra da olaylar ilerledi... bugün ulaştığımız noktada adı geçen bu şahısla aramız bal dök yala pamukçuklara sar sarmala kıvamına ziyadesiyle uzak! uzatmayayım, abisinden nefret ediyorum, ama savaşı o başlattığından kelli vicdanım gayet rahat. ben baştan beri tabiatıma son derece aykırı bi şekilde (hayat felsefem: bana dişini göstereni ısırırım!) yaptığı her şeyi alttan aldım, abuk sabuk terslemelerini laf sokmalarını duymazdan geldim, karısının saçma sapan kaprislerine kendince ezme çabalarına bile ses çıkarmadım. hatta çocuğunu ensesinden yakalayıp duvara çarpmadım (bebe daha 18 aylık ama çok hareketli, çok gürültücü, sevgi manyağı ve sürekli bacaklarıma tırmanmaya çalışıyor. benimse çocuklara alerjim varrrr!) sırf kocacım kocacım üzülmesin diye.
bu arada, son derece politik davranıyor akıllı herif. ortalıkta aile büyükleri varken hiç çaktırmıyor durumu, bi sevecen bi güleryüzlü ki sorma... bayramda da biz kocacım kocacımla kayınvalidelerde tatildeyken çat kapı annemlere gitmiş! tabi bizimkilerin olan bitenden haberi yok, izzet ikram gırla anasını satayım... duyunca çok sinirlendim, kocamı didikledim ne işi var bunların benim ailemin evinde diye...
neyse efendim, bu abi olacak devenin evine son gidişimizde çıkan olaylarda benim 1 senedir ziyadesiyle zorlanmış 6 amperlik sigortalarım patlama kıvamına geldiğinden, çıkışta kıyameti koparıp aktif direnişe geçtim. o zamandan beri muhtelif kereler "abime de bi uğrasak.." cümlesinin son hecesi ağzından çıkmadan, kocamın, bu cümlenin zihninde tezahür ettiği andan nefret etmesini sağlayacak eylemler içerisindeyim muahahahaha
savaşa başladığımdan beri kendi ailemi de fişteklediğim için (bana kötü muamele yapan adam benim ailemin evinde iyi muamele göremez, bi daha bu herifle görüşmek yok, davet etse de gitmeyeceksiniz, çat kapı gelirlerse izzet ikram yasak! babam buna şarap ayırmıştı onu da sakın vermeyin fena olur! sizin çocuğunuz benim, ona göre davranın... vs vs) olayın boyutları değişmeye başladı.
*dün yoğunluktan yetiştiremedim, sinirin kaynağı buydu. devamı var...
