yok, bu bünyeyle benden bi halt olmaz. yakında çevremde 1 tane insan evladı kalmayacak. anlamıyorum nasıl işliyo bu kafam ya! taşlara mı vurayım niideyim diyeceğim, hayır hiç de işime gelmiyor valla. üstelik, seviyorum ben münasebetsiz olmayı. bu yaşta böyleysem, off offf umarım 50 yaş projem temiz temiz gerçek olur da bi de bunayıp iyice kepaze olmam...
günün gereksiz çağrışımını bildiriyorum: ..... bize b*k yemek düşer... şeklinde bi sohbet neticesinde zihnimde parlayıveren o müthiş "b*kunu yiyene büyü tutmaz!" inanışı.
bi kere aklı selim insan niye b*kunu yesin, illa kendininkini değil yani genel olarak niye b*k yesin değil mi? var tabi yiyenler de, onlar psikolojik bozukluk mertebesine ermiş bi fetişin mağdurları, neyse buraya karıştırmayalım şimdi onları... nedir bu cümleyi bana çağrıştıran bilinçaltı sorunları? derdim ne ki nerde abuk sabuk şey var düşünüyorum? bebekken yataktan kafa üstü çakılmamın bunda etkisi olabilir mi? sol temporal lobda yerleşik (bilimsel gerçek değil, bilfiil uydurmamdır) normalite merkezim hasar mı görmüş? (var tabi böyle bi lob, ama bu merkezin varlığı şaibeli, benim için en azından) peki her aklımdan geçeni yazmamı-söylememi engelleyecek süzgeç merkezim ne durumda? belli ki o da çalışmıyor artık.
tamam, bi insan tuhaf olur, kendine mukayet olamaz habire gereksiz saçma sapan şeyler düşünür, hadi bi de süzgeci bozuktur yazar, e bi de utansın be! nerdeee... demek ki utanma merkezim de hasarlı. ah anne ah, hep senin kabahatin bunlar.
annemin yetiştirme tarzını sorgulamıyorum, zaten kendisi çocuk yetiştiremeyecek kadar meşguldü, alışkınım her işimi kendim görmeye, yetiştirilmemi de üstlendim, kimseye yük olmadım. harçlığını idareli harcayan, az masraflı tarafından dertsiz bi çocuktum. sorunlar ben büyüdükçe yağmur ardından güneş görmüş bahçedeki mantarlar gibi pıtır pıtır çıkıverdi. sorguladığım anamın sakarlığı. yok, sakarlık değil de, panik kökenli çocuk kafası yardırması. şimdi düşünün, daha 19 yaşında bi dangozluk yapıp evlenmişsiniz ve o zamanın şartlarında doğum kontrolü diye bi şeyi de… tabi ki hiç duymamışsınız. ee noluyo, evlendikten 3 ay kadar sonra mide bulantısı baş dönmesi vs şikayetlerine rağmen hamile olduğunuzu anlamanız için, ablanızın kolunuzdan tutup doktora götürmesi gerekiyor! yuh be! anam da pek salakmış... neyse...
annemin yetiştirme tarzını sorgulamıyorum, zaten kendisi çocuk yetiştiremeyecek kadar meşguldü, alışkınım her işimi kendim görmeye, yetiştirilmemi de üstlendim, kimseye yük olmadım. harçlığını idareli harcayan, az masraflı tarafından dertsiz bi çocuktum. sorunlar ben büyüdükçe yağmur ardından güneş görmüş bahçedeki mantarlar gibi pıtır pıtır çıkıverdi. sorguladığım anamın sakarlığı. yok, sakarlık değil de, panik kökenli çocuk kafası yardırması. şimdi düşünün, daha 19 yaşında bi dangozluk yapıp evlenmişsiniz ve o zamanın şartlarında doğum kontrolü diye bi şeyi de… tabi ki hiç duymamışsınız. ee noluyo, evlendikten 3 ay kadar sonra mide bulantısı baş dönmesi vs şikayetlerine rağmen hamile olduğunuzu anlamanız için, ablanızın kolunuzdan tutup doktora götürmesi gerekiyor! yuh be! anam da pek salakmış... neyse...
işte bu şaşkın, normalden 15 gün rötarlı olarak 56cm boyunda 4100gr ağırlığında, uzun saçlı ve gözleri açık, üstelik ağlamayan küçük canavarını doğurmayı başardığında eminim neye uğradığını şaşırmıştır. zaten bakmayı da becerememiş işte. kafa üstü düşürülür mü çocuk? belki bugün marsta yaşıyor olacaktık sayemde, ya da aidse karşı aşı bulacaktım, ne bileyim temiz siyaset diye bi şey olacaktı... kadın resmen dünyayı kurtarmama engel olmuş arkadaş! önüne gelen pıtır pıtır doğuruyo, bakmayı beceren var beceremeyen var, olmaz ki böyle...
