ciğerim 5 para etmez!
21/4/2009 · Kategori: ömür törpüleri
dün akşamdan beri iyi değilim. önce telefonda annemden anneannemin haberlerini alırken hafiften tıkanmaya başladım, sonra yarıştan yeni çıkmış 3 yaş ingiliz beygiri gibi kesik kesik solur oldum, bi köpüklerim eksik. uyurken nisbeten rahatlıyorum diye erkenden yattım, sabah kalktım ki bıraktığım yerdeyim! konuşurken tıkanıyorum, oturduğum yerde tıkanıyorum. telefonlar da susmuyor bugün! akşam nasıl gelecek bilmiyorum ve nefes alamayışıma o kadar kızgınım ki şimdi hırsımdan oturup bi karton sigara içmek istiyorum!
21/4/2009 · Kategori: ömür törpüleri
dün akşamdan beri iyi değilim. önce telefonda annemden anneannemin haberlerini alırken hafiften tıkanmaya başladım, sonra yarıştan yeni çıkmış 3 yaş ingiliz beygiri gibi kesik kesik solur oldum, bi köpüklerim eksik. uyurken nisbeten rahatlıyorum diye erkenden yattım, sabah kalktım ki bıraktığım yerdeyim! konuşurken tıkanıyorum, oturduğum yerde tıkanıyorum. telefonlar da susmuyor bugün! akşam nasıl gelecek bilmiyorum ve nefes alamayışıma o kadar kızgınım ki şimdi hırsımdan oturup bi karton sigara içmek istiyorum!
yudum şişesiyle cinayet işlesem
21/4/2009 · Kategori: ömür törpüleri
hafifletici sebep sayılır mı? mesela burnunu tıkasam, boğazından aşağı bi hortum sallasam mideye kadar, hortuma da huni takıp 20 şişe falan yudum boşaltsam içine, hafif hafif gettiiii diye benim de suçum azalır mı? yoksa sağlıkla öldürdüm diye cezamı katlamalı mı çekerim?
21/4/2009 · Kategori: ömür törpüleri
hafifletici sebep sayılır mı? mesela burnunu tıkasam, boğazından aşağı bi hortum sallasam mideye kadar, hortuma da huni takıp 20 şişe falan yudum boşaltsam içine, hafif hafif gettiiii diye benim de suçum azalır mı? yoksa sağlıkla öldürdüm diye cezamı katlamalı mı çekerim?
şimdi, belalım bi firma var, ne zaman bunlardan evrak ya da malzeme istesem yanlış adrese gönderirler, bugün de aynı boku yediler! resmi evraklarda geçen adresimizle depo adresimiz farklı, sevkiyatlar da depodan yapıldığına göre kargo nereye gönderilmeli?
A) Resmi adrese
B) Depoya
C) Kargo zarfını yazmadan bi arayıp sormak lazım
D) Ben arayıp sormadıysam da karşı taraf 50 kere sevkiyat adresimiz şudur dediğinde dinlemek lazım
E) Ecelime susadım, cami duvarına işeyesim var
evet, bu arkadaşlar her defasında bizim çalıştığımız kargo şudur dememişiz gibi x kargo ile, adres budur dememişiz gibi öbür tarafa yollamaya devam ediyorlar. normal şartlarda arayıp carlarım ama bugün mecalim yok. çok hırslandım yazayım dedim! zeka testinde ortalamanın altında kalan insanların çocuk sahibi olmasına izin verilmemeli, böylece gelecek nesillere düzgün genetik miras bırakılmakla kalınmaz, yavrucakların gelişimi de ona göre sağlanır tezim vardı. şimdi buna ortalama zekanın altındakiler serbest meslek sahibi olmamalı maddesini ekliyorum. alamadım hırsımı, arasam mı şunları? öffff!..
fes&leğen
22/4/2009 ·
nerden gelmiş ki bu isim? yeni bir fide ekerken toprak leğenine eğilen adamın fesini düşürmesiyle mi koymuşlar fesleğen adını nedir yani? üşenmezsem, vaktim de olur ise bunun üzerine bi eğileyim bari. hazır gugıl da yeni cici görüntü koymuşken arkaya araması pek keyifli olur.
22/4/2009 ·
nerden gelmiş ki bu isim? yeni bir fide ekerken toprak leğenine eğilen adamın fesini düşürmesiyle mi koymuşlar fesleğen adını nedir yani? üşenmezsem, vaktim de olur ise bunun üzerine bi eğileyim bari. hazır gugıl da yeni cici görüntü koymuşken arkaya araması pek keyifli olur.
dün berbat bi gün geçirdim, malum boğulma halleri tabanlı sorun silsilesi ortamını şenlendiren günlük kazmasal dialoglar ve kargo facialarına ilaveten, tedarikçilerden biriyle de yetki belgesi yazmayı bi türlü beceremediği ve hayatı boyunca teknik şartname diye bi şey duymadığı için en sonunda kavga ettim. münasebetsiz bi de kaç liralık malzeme için bu kadar iş mi çıkarılır demeye kalkınca elbette ki gereken cevabı en cilalısından verdim. ama arada olan beynimle dilimin seri halde sıraladığı sert cümleleri havayla desteklemekte zorlanan ciğerlerime oldu. saatler 18:30u vurduğunda maddi-manevi enkaz olarak işten çıkmayı başardım.
ekmek almaya giderken fırının 2 sağındaki dükkanın önünde minik fesleğenler gördüm, bu lanet günün sıkıntısını toprakla oynarsam atar rahatlarım diye koştum aldım. saksımla toprağımı da sıkıştırdım kolumun altına, evin yolunu tuttum. (bu arada, toplu taşıma araçları ile seyahat esnasında asla kombine edilmemesi gereken yük listesini veriyorum: 1-körüklü naylon torba içinde 12 adet yün yumağı, 2-ekmek, 3-küçük siyah torbadaki çamur kıvamlı toprağa dikilmiş çiçek fidesi, 4-saksı, 5-çaprazlama asılamayacak kadar kısa saplı çanta, 6-torba içinde 2 kürek çiçek toprağı)
annem ve teyzemle canlı telefon bağlantısı destekli ekim faaliyetimi tamamlayarak fesleğenimi (adı oynak, çünkü son halini alana kadar tarafımca epey mıncıklandı, mıncıkladıkça da kokuttu allah kokuttu. bu kadar oynamaya bu kadar kokuyosan senin adın anca oynak olur dedim, itiraz etmedi) salona taşıdım. nereyi sever bilmiyorum şimdilik sabit bi köşesi yok, pencere ile tv arasındaki cd rafının üstüne oturttum. azıcık büyüsün, et soslarına da ziyarete gidecek. hehehe
anti-bayram insanım merasime gelemem!
27/4/2009 · Kategori: ömür törpüleri
bu bayram işi beni fena halde bozuyor, bi kere daha anladım. geçen hafta bizim depoculardan biri rica etti, çocuğuna okuldan ödev vermişler. 23 nisan neden bayram oldu, hangi olayların sonucunda bu karara varıldı kaynak kitaplardan araştırıp bir metin yazın. buraya kadar iyi hoş, elbet tarihimizi bilicez (yöntem bu mudur, bu kadar sevimsiz olmak zorunda mıdır orası tartışmaya açık) eski meclisin ve şimdiki meclisin (öğretmen de ifade fıkarasıymış, oraya bi kelimecik daha ekleyip meclis binası demeye üşenmiş) fotoğraflarını bulun, bi kartona yapıştırın (bu arada yazılan metinler de yapıştırılacak, büyük bi poster olarak sınıfa sunulacakmış) sonra Atatürk'ün meclisin açılış gününü çocuklara bayram olarak armağan ettiğini anlatan bi şiir bulun, ayrıca .... böyle 8 maddelik bi listeyi tutuşturmuşlar bebeciklerin eline, altında da değerlendirme kısmı var ödevin nerelerini yaparsa ne kadar not alacağına dair. baktım, 3 kademede değerlenecek çocuklar, yetersiz - geliştirilebilir - yeterli. oha oha! nerde moral motivasyon, aferim vardı eskiden, pekiyi vardı (ben yazılıdan iyi alınca başına pek yazar annemlere öyle gösterirdim kağıtlarımı hehehe) 5 vardı, + vardı... sevinirdik onları alınca. şimdi öyle mi? sen **çını yırt (yani baban rica etsin iş arkadaşları internetten bulsunlar çıktısını alıp babana versinler, o da düzenlesin sana versin, sen de kendi yazınla yaz yapıştır. neticede ortamda kaç kişinin emeği ve bi şirketin kağıt&kartuş bazında kaynaklarının kullanımı var) o kadar 8 maddelik ödev yap, alacağın ne? yeterli! sağol be!
27/4/2009 · Kategori: ömür törpüleri
bu bayram işi beni fena halde bozuyor, bi kere daha anladım. geçen hafta bizim depoculardan biri rica etti, çocuğuna okuldan ödev vermişler. 23 nisan neden bayram oldu, hangi olayların sonucunda bu karara varıldı kaynak kitaplardan araştırıp bir metin yazın. buraya kadar iyi hoş, elbet tarihimizi bilicez (yöntem bu mudur, bu kadar sevimsiz olmak zorunda mıdır orası tartışmaya açık) eski meclisin ve şimdiki meclisin (öğretmen de ifade fıkarasıymış, oraya bi kelimecik daha ekleyip meclis binası demeye üşenmiş) fotoğraflarını bulun, bi kartona yapıştırın (bu arada yazılan metinler de yapıştırılacak, büyük bi poster olarak sınıfa sunulacakmış) sonra Atatürk'ün meclisin açılış gününü çocuklara bayram olarak armağan ettiğini anlatan bi şiir bulun, ayrıca .... böyle 8 maddelik bi listeyi tutuşturmuşlar bebeciklerin eline, altında da değerlendirme kısmı var ödevin nerelerini yaparsa ne kadar not alacağına dair. baktım, 3 kademede değerlenecek çocuklar, yetersiz - geliştirilebilir - yeterli. oha oha! nerde moral motivasyon, aferim vardı eskiden, pekiyi vardı (ben yazılıdan iyi alınca başına pek yazar annemlere öyle gösterirdim kağıtlarımı hehehe) 5 vardı, + vardı... sevinirdik onları alınca. şimdi öyle mi? sen **çını yırt (yani baban rica etsin iş arkadaşları internetten bulsunlar çıktısını alıp babana versinler, o da düzenlesin sana versin, sen de kendi yazınla yaz yapıştır. neticede ortamda kaç kişinin emeği ve bi şirketin kağıt&kartuş bazında kaynaklarının kullanımı var) o kadar 8 maddelik ödev yap, alacağın ne? yeterli! sağol be!
hayır bi de bunlar daha 1. sınıf bebesiymiş, ulen 1. sınıfın ne kadar kaynağı olur ki? bu ödevi anasının babasının yapacağı besbelli, öğretmenin umru değil arkadaş. öğretme isteği kalmamış ki, hiç bi *ok olamayan gidip öğretmen oluyor şimdi, gelecek de bunlara emanet. vay halimize!..
19 mayıslarda her liseli gibi bize de eziyet edilirdi, bi arkadaşım folklör ekibine seçilmişti, provalara gide gele sadece dersleri değil, sınavları da kaçırmaya başlamıştı, en sonunda da tarihten çakmıştı! buyur burdan yak! hani bayram, nerde ulusal birlik duyguları? nereye vericen coşkuyu alooo?
29 ekimler dönemin epey başlarına denk geldiği 30 ağustos da zaten tatilde geçtiği için pek sıkıntısını çekmedim, onların yerine de ramazan ve kurban bayramları var çok şükür! babaannem hayattayken çok lanet bi aile geleneğimiz vardı: her bayramın ilk sabahı kargalarla beraber babaannemin evine gidilir ve ailece kahvaltı yapılırdı. her sofrada da kavga çıkardı, babam sinirlenir çatalı bi tarafa fırlatır "sen adamı dinden çıkarırsın anne!" diye bağırarak zaten gergin olan ortamın içine iyice ederdi. babaannem de az değil, bizim hoca şöyle dedi bizim hoca böyle dedi... tadında gereksiz beyanatlarıyla kimlerle takıldığı hakkında itiraflarda bulunurdu farkında olmadan. neyse ki geçen sene öldü de kurtulduk. gerçi ben zaten 5 senedir kurtuluktum, taşındıktan sonra hiçbir bayramda gelmedim yanlarına, oturdum evimde kitap okudum, hava iyiyse kamp yapmaya gittim, gezdim tozdum. oh çok da iyi yaptım.
bi de kandiller var sinirimi bozan. ne kadar çoklar ya, simitçiler de olmasa takip etmek mümkün değil. iyi ki varlar da sayelerinde anneannemi arayıp sevindiriyorum. bu arada, kandil simidini de hiç sevmem. ne o öyle ısırdığın an paramparça oluyor, üstün başın rezalet, dişlerine yapışır, bi de yağlı ki... amaannn...
hem bayramlarda hem de haftasonuna geldiyse kandillerde aramam gerekenleri arar, telefonumu kapatırım. şu kafiyeli 2500 telefon dolaşıp bana da gelen salak mesajlara alerjim var, es kaza telefonum açık kalsa ve gelse de bu mesajlara cevap yazmam. bikaç arkadaşım küsmeye kalktı bu yüzden, hadi canım hadi, dedim. herkese aynı mesajı yolluyosan arada gelmeyen cevapların yerine de gelenlerden birini oku.
evet, gıcığım. kime ne?
28/4/2009 ·
her şeyin üst üste geldiği o lanet günlerden birini yaşıyorum. sabah beyaztuval' de çok güzel bi yazı okumuştum, gülümseyerek oturup isa ve köprü' yü yazdım ama bitiremeden keyfim kaçtı. üzgünüm, kızgınım, bi taraftan vicdan azabı çekiyorum, bıkkınım, yorgunum, çaresizim... karman çormanım. şu an hırsımdan gözlerim doluyor, gık diyen olsa saldırıp boğazını falan sıkabilirim. patlayacakmışım gibi hissediyorum, içimden boğazıma doğru dalgalar halinde hüzün yükseliyor ve haykırarak ağlamak istiyorum!tutamıyorum, dökülmeye başladılar.
her şeyin üst üste geldiği o lanet günlerden birini yaşıyorum. sabah beyaztuval' de çok güzel bi yazı okumuştum, gülümseyerek oturup isa ve köprü' yü yazdım ama bitiremeden keyfim kaçtı. üzgünüm, kızgınım, bi taraftan vicdan azabı çekiyorum, bıkkınım, yorgunum, çaresizim... karman çormanım. şu an hırsımdan gözlerim doluyor, gık diyen olsa saldırıp boğazını falan sıkabilirim. patlayacakmışım gibi hissediyorum, içimden boğazıma doğru dalgalar halinde hüzün yükseliyor ve haykırarak ağlamak istiyorum!tutamıyorum, dökülmeye başladılar.
birileri farketmeden gözyaşlarımı durdurmam lazım.
isa ve köprü, teşekkürler beyaztuval
28/4/2009 ·
vakit buldukça beyaztuval' in arşivini okuyorum. az önce (saat 17:43 itibariyle yazımı modifiye ettiğimden kelli, bu sabah), tuttu elimden istanbul' a götürdü beni. delik deşik hatıralarımın arasında gülümsedim. aklıma kimsenin farketmediği ama benim istanbul' u her düşünüşümde içimi yakan görüntülerden biri geldi, halbuki fotoğrafını kaybedeli çok olmuştu. kayıp fotoğraf isa ve köprü adıyla kayıtlıydı bir yerlerde, formata kurban gitti galiba.
28/4/2009 ·
vakit buldukça beyaztuval' in arşivini okuyorum. az önce (saat 17:43 itibariyle yazımı modifiye ettiğimden kelli, bu sabah), tuttu elimden istanbul' a götürdü beni. delik deşik hatıralarımın arasında gülümsedim. aklıma kimsenin farketmediği ama benim istanbul' u her düşünüşümde içimi yakan görüntülerden biri geldi, halbuki fotoğrafını kaybedeli çok olmuştu. kayıp fotoğraf isa ve köprü adıyla kayıtlıydı bir yerlerde, formata kurban gitti galiba.
isabelle distribütörlüğünü yaptığımız bir markanın avrupa ve orta doğu sorumlusuydu (bu noktada avrupa mı sayılıyorduk orta doğu mu, hala merak ederim) idolüm aysel gürel' le şahsen tanışamadığım için, hayatımda tanıdığım en enerjik, piç ve kaçık kadın oydu. piç lafını severim, küfür gibi gelmez bana. her kelimeye asıl anlamını biz vermiyor muyuz, ben de fırlama-zeki-hazırcevap-hınzır-sivri-... gibi birçok sıfatı aynı bünyede barındıran sempatikleri piç diye seviyorum işte. isabelle, yani kendi isteğiyle kısaca isa, tam bir piçti. istanbul' u severdi tüm ecnebiler gibi, çoğundan farklı olarak türkler' i de severdi. iş zamanı iş, eğlence zamanı eğlence prensibiyle her şeyi dengelemeyi başarmış, tek kusuru anason sevmediği için rakı içememek olan (refik' in o canım rakı mezelerini birayla yemesine, muhabbetinin güzelliği hatırına ses çıkarmamıştık), işi nedeniyle ingiltere' de yaşayan, sevgilisi avustralyalı, kendisi fransız, yani biz türklerin kullanmayı pek sevdiğimiz tanımlamayla fena halde enternasyonal bir kadındı.
bir akşam tekne ayarladık isa için. polar battaniyelere sarındık, elimizde çayla kahveyle dolu kupalar, masanın üstü çerez ve kültablası kalabalığı, bıraktık kendimizi boğaza. deniz dalgalı, hava soğuk, yıldızlar ışıl ışıldı. köprünün altından geçerken çocuk gibi heyecanlandı isa, kocaman bir tebessümle kapattı gözlerini, parmaklarını çaprazlayıp dilek tuttu. rüzgar katlı kesilmiş bukle bukle saçlarını iyice dağıtmıştı, gözlerini açtığında fotoğrafını çektim. arkasında köprü, köprü ışıklarla donatılmış, ama isa' nın yüzü köprüden de parlak! kendimden sonra istanbul' da olmaktan en çok keyif alan tanıdığım oldu isa. o akşamın en mutlu kadını da oydu...
güzel hislere kaptırıp koyuvermek isteyenler için kaynak:
tekrar teşekkürler beyaztuval.
forward mailler ve 7 soyumdan çektiğim
29/4/2009 ·
rabbim dikkat-özen dağıtırken sülalem nerede, ne halt karıştırmaktaydı cidden merak ediyorum. bayramlarda kandillerde 750 tanıdıktan gelen saçma smsler gibi, forward maillerden de bıkmış vaziyetteyim. özellikle aileden gelenlerden. çünkü arkadaşlardan aynı mailin gelme sıklığı %5lerde falansa aileden %90-95! sıralama da hiç değişmez, önce büyük teyzemden gelir, arkasından küçük teyzemden, en son dayımdan. bazen çok enterasan buldukları bi şey olursa bu zincire 2-3 kuzen de eklenir. kardeşim bi bak ya, seninle birlikte kimlere gönderilmiş, aynı kişilere sen bari yollama. gönderilenler gizli olsa gene sesim çıkmayacak, ama değil, kabak gibi öyle orta yerde yazıyor şuna buna ötekine...
29/4/2009 ·
rabbim dikkat-özen dağıtırken sülalem nerede, ne halt karıştırmaktaydı cidden merak ediyorum. bayramlarda kandillerde 750 tanıdıktan gelen saçma smsler gibi, forward maillerden de bıkmış vaziyetteyim. özellikle aileden gelenlerden. çünkü arkadaşlardan aynı mailin gelme sıklığı %5lerde falansa aileden %90-95! sıralama da hiç değişmez, önce büyük teyzemden gelir, arkasından küçük teyzemden, en son dayımdan. bazen çok enterasan buldukları bi şey olursa bu zincire 2-3 kuzen de eklenir. kardeşim bi bak ya, seninle birlikte kimlere gönderilmiş, aynı kişilere sen bari yollama. gönderilenler gizli olsa gene sesim çıkmayacak, ama değil, kabak gibi öyle orta yerde yazıyor şuna buna ötekine...
küçük teyzem olayı iyice abartmış durumda, ona yolladığım mailleri 1-2 gün sonra bana gönderiyor. hadi başına k*çına üç beş satır eklese, olayı bi nebze kişiselleştirse tamam diycem, ı ıh! neyse ki annemle büyük teyzem yakın oturuyorlar, hergün beraber oldukları için annem teyzemin gönderdiğinin farkında ve zincire dahil olmuyor. gerçi o da bu aralar bi duygusallaştı, menopoza mı giriyor nedir, hisli hisli power point sunuları yollar oldu, rabbim aklıma mukayet olsun bu gidişle teknolojiden tiksineceğim.
*** bu yazının ilham perisi düz burunlu, düşük kulaklı, kıvrık kuyruklu, pembe ve tombul hayvancıklar. daha çok ipucu isteyenler için dinimizce pek makbul sayılmadıklarını ekleyeyim. bugün 3 defa gelen maile dayanarak bildiriyorum: üretilmesi çok kolaymış (takım taklavatı yeterli olgunluğa ulaşmış bi dişi senede 4 defaya kadar ve her batında 15 ila 20 yavruya kadar pırtlayabiliyormuş) ve cam dışında her şeyi yediğinden, üstelik kendi kakasını da arada hallettiğinden ziyadesiyle masrafsız bi hayvancıkmış. 4-5 ayda 100 kiloya geliyormuş. %75e kadar yağ çıkarırmış vs vs... netekim bu kadar ucuza maledildiğinden, senede 1 milyon tonu aşkın domuz eti imalatı müslüman memleketimizin dört bir yanında haldır haldır yapılmaktaymış, bunlar da çeşitli markaların imalathanelerinde sosis-salam-pastırmaya dönüşerek sofralarımıza gelmekteymiş. ben sülalemin yalancısıyım. bilmediğiniz markaları yemeyin!
yürüyün
30/4/2009 ·
bugün içim garip şekilde kıpır kıpır. garip çünkü akli memaliki yerinde olan her insanın canını sıkacak koşullar sözkonusu ve ben yine anlaşılmaz şekilde pür neşe! sabah evden çıktığımda yağmur yağıyordu, ölüm yokuşunu tırmanana kadar epey ıslandım. yokuşun başında düt düt yapan (gidiyorum abla, binicen mi?) dolmuşa el sallayıp (bekle be, geliyoruz işte!) düzlükte iki adım daha atıp açılan kapıdan geçtim. (dolmuşa bindim demiyorum, çünkü bu kadar kötü kokan bi araç ancak fantastik filmlerde yer bulabilecek paralel evrene geçiş sağlayan bi tür cehennem arabası falan olmalı) favori koltuğum (arka koltuk, sol köşe, rahatsız edilmeden okumaya en elverişli mevki) silme doluydu, onun önündeki ve onun önündeki de. ama bu çok iyi oldu, boş bi cam kenarı buldum, etrafa "itiraz edenin ağzına..." ifademle bakıp, camı yüzüme temiz hava gelecek kadar araladım. serviste gelirken muhasebeciden servis araçlarının satılacağı haberini (çok gizli damgası basılmış halde) aldım. sanırım fabrika topu dikmek üzere, ki bu beklenmedik bi gelişme değildi zaten. bugün 30 nisan, annemin doğum günü ve ben hala mart maaşımın yarısını alamadım. dil bilgisi ve imla fıkarası patroncuk 2 gün önce işçilerle toplantı yaptı, herkes çok gergin ve endişeli. şimdi de sakinleştirip ortalığı yatışıtırmak için yalakalık başladı. dün kuru pasta vs getirilmiş 4 çayında (ingiliz gevuru yanlış biliyor, asıl çay saati 16:00 olmalıdır) dağıtıldı. bugün terasta barbekü var (yanlışlıkla yağmur tanrısı da davet edilmiş, hadi hayırlısı) yani her türlü gönül almaya varım ama para veremem! du bakali noolojek...
30/4/2009 ·
bugün içim garip şekilde kıpır kıpır. garip çünkü akli memaliki yerinde olan her insanın canını sıkacak koşullar sözkonusu ve ben yine anlaşılmaz şekilde pür neşe! sabah evden çıktığımda yağmur yağıyordu, ölüm yokuşunu tırmanana kadar epey ıslandım. yokuşun başında düt düt yapan (gidiyorum abla, binicen mi?) dolmuşa el sallayıp (bekle be, geliyoruz işte!) düzlükte iki adım daha atıp açılan kapıdan geçtim. (dolmuşa bindim demiyorum, çünkü bu kadar kötü kokan bi araç ancak fantastik filmlerde yer bulabilecek paralel evrene geçiş sağlayan bi tür cehennem arabası falan olmalı) favori koltuğum (arka koltuk, sol köşe, rahatsız edilmeden okumaya en elverişli mevki) silme doluydu, onun önündeki ve onun önündeki de. ama bu çok iyi oldu, boş bi cam kenarı buldum, etrafa "itiraz edenin ağzına..." ifademle bakıp, camı yüzüme temiz hava gelecek kadar araladım. serviste gelirken muhasebeciden servis araçlarının satılacağı haberini (çok gizli damgası basılmış halde) aldım. sanırım fabrika topu dikmek üzere, ki bu beklenmedik bi gelişme değildi zaten. bugün 30 nisan, annemin doğum günü ve ben hala mart maaşımın yarısını alamadım. dil bilgisi ve imla fıkarası patroncuk 2 gün önce işçilerle toplantı yaptı, herkes çok gergin ve endişeli. şimdi de sakinleştirip ortalığı yatışıtırmak için yalakalık başladı. dün kuru pasta vs getirilmiş 4 çayında (ingiliz gevuru yanlış biliyor, asıl çay saati 16:00 olmalıdır) dağıtıldı. bugün terasta barbekü var (yanlışlıkla yağmur tanrısı da davet edilmiş, hadi hayırlısı) yani her türlü gönül almaya varım ama para veremem! du bakali noolojek...
odama ulaştığımda saçlarım gece yatarken parmağımı prizde unutmuşum gibiydi. isyanı bastırmak için, dürdüm büktüm, tepeme doğru toplayıp şalımı kafama sardım. kıvırcık güldü, muhasebeci koptu, çay ve temizlik işleri müdürümüz sevgili cuba çok yakıştığını söyleyip örtünmemi önerdi, öteki muhasebeci laz kadınlarına benzetti. akabinde gelen evde kalmış müdür, günün önermesiyle işi bitirdi: el kurutucu olsaymış, onun altında kurutabilirmişim. eee, o zaman kabarmayacak mı hanımmm?
evet, saat 08:50 ve ben çok neşeliyim, hayırlara vesile ola inşallah. bunu bi şarkıyla pekiştireyim istedim ama nasıl yapıldığını bilmiyorum. arkadaşım cennetcehennem'e sordum, gelen talimatlar doğrultusunda yayına başlayacağım. gelecek parça hacivat - karagöz neden öldürüldü filminin müziklerinden biri. filmi çok sevdiğimden değil (çok seviyorum ama o ayrı :)) bu şarkıda bi şey var, beni hayata bağlayan, "hadi kızım, geçir dişini tırnağını, yapış hayata, istediğin her şeyi elde etmek sana bağlı. yılma, yorulma, her şartta savaşmaya devam!.." diye bas bas bağıran bi şey. bugün okuyan herkes hayata bağlansın istedim. güzel bi gün diliyorum, hadin kalın sağlıcakla.
SEVERİM
- haluk bilginer' i
- herkes kı*ından yorum yapsa da özellikle yazın askılılarla şalvarla vs ile gezerken saçlarımı toplayıp kafama renkli eşarplar sarmayı
- sağ tekin bi dişi kopmuş filli pofuduk terliklerimi
yürüyemedik
4/5/2009 ·
geçen hafta seval sağolsun çok uğraştı, ama ne yazık ki başaramadık. yürüyün yazımın sayfasında hedef şarkının sadece 30 sn lik kısmı çalıyor. bizde mi bi uğursuzluk vardı yoksa haluk abimin peşini bırakmayan kalbi kırık zuhal ablamın laneti miydi bilemedik, ne yaptık ettik, (bu cümlenin sonuna olağan gidişle senkronize final kelimesi kondurmayı çok istemiş olsam da) beceremedik! imeem.com alacağın olsun!
4/5/2009 ·
geçen hafta seval sağolsun çok uğraştı, ama ne yazık ki başaramadık. yürüyün yazımın sayfasında hedef şarkının sadece 30 sn lik kısmı çalıyor. bizde mi bi uğursuzluk vardı yoksa haluk abimin peşini bırakmayan kalbi kırık zuhal ablamın laneti miydi bilemedik, ne yaptık ettik, (bu cümlenin sonuna olağan gidişle senkronize final kelimesi kondurmayı çok istemiş olsam da) beceremedik! imeem.com alacağın olsun!
en sonunda ben klavyemi kemirmeye başlamışken, seval de galiba kendi monitörüne bi şeyler fırlatırken türk san'at musikısinin o fevkaladenin fevk'inde (allahım inşallah doğru yazmışımdır, sosyeteye rezil olmayalım) eseri çile bülbülüm çile' yi patlattık kahkahalarla. yürüyemeyişimiz benim talihsizliğimmiş ki, seval anafikirle göbeciğinden bağlı parçayı kendi bloguna rahatlıkla kondurmuş, sağolsun hem de bana ithaf etmiş :)
sevgili arkadaşım, uğraştırdım seni de, ve hatta taciz ettim, sinir ettim. tekrar tekrar teşekkür ederim, ellerin dert görmesin. hadi pazartesi sendromlular eller havaya, hadi bakayım motive olunnn, hep beraber söylüyoruzzzzzzzzzzz:
SEVERİM:
- içinde bulunduğum *oktan durumlara uygun şarkılar hatırlamayı ve söylemeyi
- bülent ersoy henüz erkekken (ama şimdikinden daha alımlı iken :)) gülşen bubikoğlu vb isimlerle çevirdiği aşk dolu sahneleri gülmekten katılarak izlemeyi
- çekirdek çitlemeyi
tavşan pokunu kıskanıyorum!
5/5/2009 · Kategori: iki lafın belini kıralım, neşemizi bulalım
hayatımın hiçbir döneminde akmaz kokmaz kendi halinde bi insan olamadım. anaokulundayken bile dökmediğim incik boncuk vs yi bana toplatmaya çalışan öğretmene kafa tutmuştum da, en sonunda kanlı bıçaklı olduğumuzdan anneannem beni ordan (kız meslek lisesi uygulama anaokulu) alıp başka bi yere kaydettirmek zorunda kalmıştı (ilkokulun anaokulu kısmına, ki bu da başlı başına bi maceradır. gürbüz olduğumdan kelli okul müdürü beni 1. sınıfa almak istemişti, anneannem epey mücadele vermiş ve sonunda kavga döğüş olmam gereken yere kaydımı yaptırmayı başarmıştı)
5/5/2009 · Kategori: iki lafın belini kıralım, neşemizi bulalım
hayatımın hiçbir döneminde akmaz kokmaz kendi halinde bi insan olamadım. anaokulundayken bile dökmediğim incik boncuk vs yi bana toplatmaya çalışan öğretmene kafa tutmuştum da, en sonunda kanlı bıçaklı olduğumuzdan anneannem beni ordan (kız meslek lisesi uygulama anaokulu) alıp başka bi yere kaydettirmek zorunda kalmıştı (ilkokulun anaokulu kısmına, ki bu da başlı başına bi maceradır. gürbüz olduğumdan kelli okul müdürü beni 1. sınıfa almak istemişti, anneannem epey mücadele vermiş ve sonunda kavga döğüş olmam gereken yere kaydımı yaptırmayı başarmıştı)
bulunduğum her ortamda muhtelif organizasyonların elebaşılığını yapmış, kendimi avukat tayin etmiş, kısaca her *oka maydonoz olmuşumdur. bu durumdan en çok eşim şikayetçi, günün birinde benim yüzümden birilerini döverek öldürmek zorunda kalabileceğinden korkuyor. ben de "işim gücüm yok hapisaneye temiz don mu taşıyacağım yahu, ne gereği var şimdi, amaan sen de..." diye vazgeçirmeye çalışıyorum, çok sinirlenirse de boşamakla tehdit ediyorum. geçen 1 koca seneye rağmen mucizevi şekilde beni hala seviyor olsa gerek, bu tehditim etkili oluyor :) koca sansürü nedeniyle bulaşma faaliyetlerimin çoğunu yeraltından yürütüyorum artık, evet bu sahtekarlık ama ne yapayım huylu huyundan vazgeçmiyor işte. sessiz sakin, ensesine vur lokmasını al tarzı insanların maruz kaldığı eziyetleri de gördüğümde, affınıza sığınarak söyleyeyim, arsızlığımla gurur duyuyorum. bence ben bu kadar bulaşık bi tip olmasam hayatım çok sıkıcı olurdu (aşkımın peşinden kendimi bozlaklara vurduğumdan beri zaten iyice monotonlaştı, şurda 3 kuruşluk zevkimden de mahrum kalırsam kimseye bi hayrım dokunmaz, suratsız, mutsuz ve DAHA DA HUYSUZ bi kadın olurum) gelecek yorumları tahmin ediyorum ama cevap yazma ve gene bulaşıklaşma zevkinden mahrum kalmamak için yazmaya devam ediyorum hehehe.
bu yazıya dün başlamıştım, iş yoğunluğu yüzünden ilk paragraftan sonra taslağa kaydettim. sabah şunu bitireyim diye açtım, ama gel gör ki konuya nerden geldim hatırlamıyorum arkadaş! halbuki ne de güzel başlık yazmışım. hem çamur hem unutkan, ne olacak sonum bilmiyorum. özel günleri unutursam başıma gelecekleri düşünmek bile istemem! kociş beni kıtıııırr kıtırrrrr doğrar. erkeğin duygusalı da hiç çekilmiyor canım. tabi gene ahşap kökenli versiyonlardan iyiler ama, ölçü önemli bi husus. erkek adam ağlamaz ulen, kalıbına kesinlikle karşıyım. insan değil mi, onun da hissiyatı vardır, ağlayacak da gülecek de. ama dediğim gibi, ölçü önemli. en azından ben sevmem sevgi pıtlangaçlarını, ne o öyle don&popo gibi her daim dip dibe... daralırım, yakamı bağrımı çekiştiririm, nefes alamam, elimden kaza çıkar mazallah. netekim her şeyin azı karar çoğu zarar.
hazır daldan dala konmaya başlamışken benim için çok önemli bi gelişmeyi bildireyim, balıkçım kapanmamış! sadece bikaç dükkan aşağıya taşınmış. komşusu olacak o şerefsizler yalan söylemişler! tabi tezgahlar birbirinin aynı, ortalıkta tanıdık sima da görmediğim için farkedemedim durumu. balıkçım beni geçen perşembe elimde balık ve yeşillik torbalarıyla suçüstü yakaladı, gene yedik ayaküstü fırçayı "balıkçınızı değiştirmişsinizzz!" diye, cümledeki vurguyu, ses tonunu hayal gücünüze bırakıyorum. adamı görünce "aaaaaaaaaaaa!" deyiverdim, o kadar sevindim ki vallahi boynuna atlayacaktım, zor tuttum kendimi. anlattım maceralarımı, eski komşusu olacak o esnaf ahlakından nasiplenememiş dandik balıkçılara (bi kere aldım pişman oldum) çok sinirlendi. muhtemelen ben gittikten sonra küçük bi ziyaret düzenlemiştir çünkü bana veda ederken gözlerinden alevler fışkırıyordu.
ya tamam, iyi hoş da, ben bu tavşan pokunu niye bu kadar kıskanıyodum acaba? ah ulen, bi hatırlasam var yaa...
