9.06.2009

şen dulun anıları, 1.gün

herkese günaydııııın :)
dün akşam itibariylen, dul namzeti olarak karşınızdayım arkadaşlar. görseniz nasıl bi sakin, nasıl bi medeni ayrıldık. demek ki evlenmek kadar boşanmakta da anlaşma önemliymiş :) detaylarla canınızı sıkmayayım (yalannnnn, yalaaaaannn ben bayılırım detaylarla can sıkmaya, ama bu defa vercek detayım yok) birbirimizi sen şunu yaptın ben bunu ettim diye suçlamakla bi yere varamayız, dönüp dolaşıp geleceğimiz yer uzlaşamadığımız ve yaptıklarımıza rağmen huzuru bulamadığımız, dedik nihayetinde.
- var mı çözümün? (bunu soran benim)
- yok. senin var mı?
- yapıcı bi çözümüm yok.
- yıkıcı bi çözümüm mü var?
falan gibi birbirini izleyen saçma sapan bi sorular silsilesini müteakip benim ağzımdan boşanma lafı çıktı, o da sağolsun kırmadı beni evet dedi. sonra ben eski günlerdeki gibi (ki çok yakında yine herzamanki gibi halini alacak) sırt çantamı açıp içine ctsye kadar idare edecek miktarda don-çorap, 3-4 tane t-shirt, pijamalarım, diş fırçam, parfümüm, rexona stickim, boksör dişliğim ve şarj aletimi de alıp kocamı yanaklarından öpüp evden çıktım.
biraz dolaştım, yürümek iyi geldi. yaz akşamları manasızca gezinmeyi hep sevmişimdir, zihnimi boşaltır, iyi gelir. geldi yine :)
yol üstünde gördüğüm bi mini marketin çağrısına daha fazla dayanamayıp canına yandığım kısa winston box ve bi de kibrit aldım. toto'cuğumun verdiği fareli çakmağım öbür çantamın gizli gözünde kalmış, 11 aydan sonra ilk sigaramı onunla yakmamak canımı sıktı biraz ama cts eve gidicem eşya almaya, o zaman alırım yanıma. tabi cts gelmeden ölebilirim ya da g*t korkusundan bi daha içmeyebilirim ki bu ömrümü uzatır kanaatindeyim. neyse, sigaramı tüttüre tüttüre yürüdüm, abimi aradım sonra. panikledi, ben her ne kadar sakinleştirmeye çalıştıysam da "kapat, ben seni 5 dk sonra arıyorum!" deyip telefonu yüzüme kapattı. eşiyle beraber aile ziyaretindelermiş, ulan daha kendi annem-babam duymadan cümle alem öğrenecek yapmayın etmeyin demeye kalmadı, babam aradı! ne zaman bi halt karıştıracak olsam arar zaten, poposunda var galiba bi 6. his düğmesi ama konumu itibarıyla algılar düşük biraz, çünkü "bak ne diycem hihohahahahah..." tadında görüşmeler yaparız hep. bu defa da öyle oldu, çok şükür annemin yokluğundan olabilecek en şaraplı şekilde faydalanıyor da, arka plandaki araba ve insan seslerini farketmedi.
okulumun aşağısından uzanan, gençliğimin büyük kısmını alt tarafındaki 2. el kitapçılarda geçirdiğim olgunlar sokaktan aşağı yürürken (aslında i.melih belediye sınırlarını zapt ettiğinden beridir ankara'da .. sokak diye bi yer kalmadı, amcama kötü çağrışımlar yaptığından mıdır nedir .. sokağı oldu her yerin adı. bunca zamandır şu herifi indiremediniz ya o koltuktan, kafanıza s*çam ankaralılar) ıslak toz kokusu aldım. hani yağmur yağar da kokar ya, onun gibi. esnafın biri dükkanının önünü yıkadı herhalde, diye düşünerek geçerken bi baktım, sokağın en eski binalarından birini yıkmışlar. zemin katında arka bahçesinde de masaları olan sakal sahaf cafe diye bi yer vardı. sahibi anarşik sakallı, ince uzun, kavruk bi kitapçıydı. duvarlarda eski raflar, raflarda mis gibi kokan eski kitaplar, bahçede kedi encükleri... bazen ders çalışmaya, bazen kitap okumaya, bazen de satranç oynamaya giderdim oraya. bi defasında çocukluk arkadaşım wolk, kız arkadaşı tarafından iki masa ötemde terk edilmişti, kız gidince de "taze terkedildim abi, bi sandalye çekeyim mi?" diye bizim masaya gelmişti... hey gidi sakal, sen de yoksun artık ha...
yürümeye devam ettim. nicedir bu saatlerde yalnız ve sırt çantalı olmamışım sokakta, benim için ankara'da genç olmanın sembolü olan bikaç yerden biri yıkıldı diye tadımı kaçıracak değilim ya... yolda bi reklam afişi gördüm, çok güldüm. hangisiydi unuttum, şu yeşil sermayeli, faize kirazlı basmadan fistan dikip kar payı diye veren bankalardan biri ilan vermiş, "paranız boş durmasın, çalışsın çoğalsın" diye. yeşil zemin, yazılar beyazdı galiba akşam karanlığında gördüm yalancı çıkmayayım şimdi, afişin orta yerinde altın bi tavşan, hemen arkasında da yavru altın tavşan! yuh len, faiz vermek haram da tavşan gibi üremekten çağrışımlı reklam çok mu makbul yani? bence o da haram sayılmasa bile mekruh falan olmalı.
* bilmeyenler için not: mekruh alenen yasaklanmadığı halde dinen hoş bakılmayan şey demek, bi nevi tu kaka yani.
** bilmeyenler için not 2: tavşanlar sevişgen hayvanlardır, erişkin bi dişi yılda 6-8 defa bıdık tavşanlarını sıraya dizebilir. her batında 6 yavru ortalamasıyla çalışırlar. yani tam başbakanımıza göre bi vatandaş modelidirler.
abimler geldi, beni her yerel ankara kanalının haber bültenleri için halkın burnuna mikrofon soktuğu kızılay'ın göbeğinden alıp eve götürdüler. evlerinde de yiyecek bi şey yokmuş, yoldan acılı lahmacun aldık, epeydir bu kadar güzelini yememiştim iyi geldi. yalnız porsiyonlar biraz büyükmüş, 2.yi bitiremedim ve kendimden utandım.
çok şaşırdıklarını eklemeden geçmeyelim. özellikle bizim gelin (kendisini laaayynn geliiiiğğğnnn diye severim, sağolsun o da bana benzer huyca ve jargonca, kızmaz bu yüzden) inanamadı. dediğine göre hayatı boyunca eşine benim gibi bakan birini daha görmemiş. gözlerimde herhangi bi evlilikte eşler arasında hiç görmediği, sevgiden öte aşk-tutku-bağlılık karışımı bambaşka bi şey varmış ve bizim hep çok mutlu olduğumuzu düşündüğü için şimdi işlerin nasıl olup da bu hale geldiğine anlam veremiyormuş. haklı tabi, kimsenin yanında yemedik birbirimizi hiç. gerçi arada o beni ısırdı ama ben 3. şahısların yanında onu mahçup etmemek için duymazdan geldim. neyse, geçmiş gün...
şimdi... şimdi ne olacak? aklımda bi dolu düşünce. öncelikle ankara'dan yıldırım hızıyla ayrılmak gerek. buraya zaten onun için döndüm, ki onunlayken bile 1 gün olsun iyi ki döndüğümü düşünmüş değilim, bu saatten sonra da kalmanın anlamı yok. taraflar anlaştığı zaman mahkeme bile olmadan 1 hafta içinde olayı bitirmek mümkünmüş. adli tatil de 1 ağustosta başlıyormuş. ağustosa kalmadan icabına bakmak gerek, es kaza askere gider falan sonra en az 6 ay bu dönecek de benim soyadı sayım azalacak diye bekle dur. bir an önce eski soyadımla, daha doğrusu sonundaki kuyruk atılmış ismimle istanbul'a dönüp iş aramaya başlamam gerek. 1 senedir resmi-özel tüm yazışmalarımı e.b.ç. diye imzaladım, şimdi e.b. olarak ne kadar dikkat çekeceğini ve standart türk dallamalarının yaratacağı sıkıntıları düşünün. hele şirkette alıp yürüyecek dedikoduları... rezalet! ama boşanmanın iyi tarafları da var, mesela anne-baba sayım yine yarı yarıya azaldı, bence bu süper bi şey. bayramlarda daha az insan aranacak, ziyarete gitmedin diye daha az küsülecek, daha az anne-baba hastalanacağı için daha az üzülünecek vs... nasıl, düşününce siz de kuş gibi hafiflediğinizi hissetmediniz mi :)
tabi ev bulma, 3-5 parça eşya alma vb sıkıntılar olacak... ne yapalım, o da kendimi geri almamın bedeli olsun. zaten o kadar şahane bi insan modeliyim ki bu bedel benim için az bile, yani nerden baksanız kardayım ;)
yazarım gelişmeleri. beni merak etmeyin. gece çok güzel uyudum, sabah rahat uyandım. iyiyim şimdilik, bakarsınız yarın öbür gün kocam beni bi tenhada yakalar bacağımdan falan vurur o zaman haber veririm merak edersiniz. hadin öpenziiiiiiii...
*yazının son notu: şaka len şaka, yapmaz merak etmeyin :)