1.06.2009

eski blogdan taşınanlar, no: 12



bu afiş sev@l için
5/5/2009 ·


zeki müren' in tarzının ziyadesiyle dışında ama aklıma takıldı ya, "indim derelerine, vardım ...lerine kaytan bıyıklarımı sürsem nirelerineee... " diye bi türkü vardı, kim söylüyodu bunu?
planlara gelesiceee...
6/5/2009 · Kategori: hayatımdan
estim akıllı kadınım arkadaş, plana programa gelemem. sevmem hesaplı işi, zaten uzun uzadıya da hesap yapamam dikkatim dağılır, bi de daralırım. tabi bu özellikler intikam menümün genelde ara sıcaklardan oluşmasını sağlıyor ama bi kere soğuk yemiştim. geçenlerde mtv'de klip arkası gibi bi program vardı, enrique iglesias'ın klip çekiminde, enrique arkadaşımızın taş kıvamlı manitası kavga neticesinde celallenip (enrique başlattı ben şahidim, kızın fırfırlı donlarını dantelli geceliklerini felan yırtıyodu hırsından. artık nerden çıktıysa bu kavga. ayıp ama, özel şeyler bunlar, çoluk var çocuk var. bugün çekmeceyi dağıtıp don yırtan adam yarın o kıza neler etmez... cık cık cık... ) çocuğun son model bilmem ne marka feci pahalı spor arabasının kaportasına bi kutu boyayı boca ediyor...
2 sene önce ben de benzer bi halt yemiştim. yaklaşık 2 aylık bi ilişkiydi, bi gün şeytan mı dürttü akşam fasulye mi yemiştim artık neyse derdim cıngar çıkarıp ayrıldım. neyinden etkilendiysem başlarda farkedememişim, sunta üzeri ceviz kaplamaymış. hadi ahşaptan mamulsün, ulan bari masif ol da ederini konuşalım, kaplamayla işim olmaz, güle güle canım güle güle... neyse, ayrıldım. aradan zaman geçti, galiba gene fasulyeli bi gündü (ya da o ara işsiz olmamdan mütevellit yarı deli haldeydim, bilemiyorum şimdi, geçmiş gün) ben buna sinirlendim, dur, dedim, şuna bi pislik yapayım. düşündüm taşındım, adam ahşabın bile çakması buna hayatta manevi eziyet işlemez, en iyisi fiziki hasar bırakmak. bi erkeğin fiziki zarar verebilecek kadar yaklaşabileceğim en kıymetli varlığı sizce ne olabilirdi? evet efendim, arabası. tabi yakın zamanlı ayrılık neticesinde bu cinayetin baş zanlısı konumuna düşeceğimden kelli, bekledim. üşenmedim, vazgeçmedim, bekledim. tüm hayatım boyunca sadık kaldığım tek planımın bu olması gerçekten çok acı, ama ne yapayım, rabbim gevşek yaratmış işte...
neyse efendim, bekliyorum, bu arada çok sevdiğim o meşhur bol seyahatli işime başladım. ortak çevreye de haber saldım, sürekli yollardayım istanbul'u görmez oldum falan diye, arkadaşlara memleketimin muhtelif yerlerinden aramalar yapıp ufak tefek hediyeler falan getiriyorum. aradan 5-6 ay kadar geçmişti galiba, tamam, dedim. aldım ev arkadaşım canım ciğerimi yanıma, siyahlar giydik, saçlarımı toplayıp bi de siyah kasket taktım. yanımızda bi kavanoza kırılmış 2 yumurta, düştük geceyarısını geçe yollara. sokağa girmedim, arabayı caddenin onun eve yakın tarafına yanaştırdım, kontak kapatmadan indim elimde kavanozla, bizim kız arabada bekliyor. sağı solu, camları balkonları kolaçan ederek onun evin önüne geldim. ışıkları kapalı, arabanın motoru soğuk. güzeeeel, zaten yarın sabah iş var bu saatte uyumuştur çoktan.
kavanozun kapağını açtım, yumurtaları yavaşça motor kapağının üstündeki havalandırmadan içeri boşalttım. kış günü, bu adam illa üşüyecek, kaloriferi açacak. eee, içine giren hayvancıkları parçalayıp yakan motor 2 yumurtacığı mı pişiremeyecek? bu yumurtalar pişince nasıl kokacak? bu koku nereye gidecek? gittiği yerde kim koklayacak? koklayanın yüz ifadesi eşşekten düşmüş karpuza mı dönecek başka bi şeye mi?... anam anam, tutmayın beni! hayal gücüm cayır cayır çalışıyor, zevkten 65 köşeyim!
kapağı kapattım, koşarak arabama döndüm. canım ciğerim heyecandan kıpkırmızı olmuş yüzüyle beni bekliyordu, elini tutup kalbime götürdüm, neredeyse arabayı sallayacak gümbürtünün üzerine patlattık kahkahayı. "sen delisin, ama hastanelik delisin, biliyosun di mi?" diye sordu, evet, dedim. gülümsedik. bastım gaza, geceye karıştık.
bu hikayeden alınacak dersler:
- hayatın ne getireceği bilinmez, ilişkilerde efendi olmak lazım.
- haklı bi sebebi olmasa da, gözü dönmüş bi kadın yaratıcı ve sabırlı olabilir.
- bekleyen derviş muradına ermiş.
- ben bile plan yapıp uygulayabildiysem, herkes her işi başarabilir, yeter ki istesin.
- allah sonumu hayretsin, başka da bi şicik demem!
k*çım açık değilse ölsem gam yemem!
8/5/2009 · Kategori: iki lafın belini kıralım, neşemizi bulalım
hani bi karikatür vardı küresel ısınmanın zaman içindeki artışını gösteren, ipe dizili donlar, uzun paçalı uçları fistolu olandan g-stringin en minnacık versiyonuna doğru asılmışlardı. en az 10 defa forward ile gelmiştir, gene de her defasında gülerim. wonderwall bey arkadaşımızın geçen gün yazdığı bi yorum bana onu hatırlattı, "bi don kavgası vardı yahu, dur onu yazayım" dedim.
kuşak çatışması hayatımızın her alanına sirayet etmiş ve bizim ailede de yaş gruplarına göre don büyüklüğü değişmekte. öğrenciyken evde daraldıkça (kuşak çatışmasının başka bi sonucu) teyzeme giderdim. bigün yine ordayım, pijamaları atmışım bi kenara giyiniyorum, odaya daldı bu telaşla (kendisi her daim telaşlıdır çünkü mütemadiyen bi şeyini kaybeder ve her defasında acil bulması gerekir) ve beni gördü, zınk diye durdu.
- ne biçim don o, her yerin açıkta!, dedi.
- nesi varmış len, don işte, dedim.
- olur mu canım öyle, şuna bak k*çın meydanda, sokağa böyle mi çıkılır?
- böyle mi çıkıyoz be pantolon da var, (pantolon göze sokularak) aha burda işte.
- olmaz öyle. yolda bi araba çarpsa, hastaneye kaldırsalar ne olacak? pantolonu bi çıkarsalar her yerin meydanda. ayıp ayıp, adam gibi don giy, bununla sokağa çıkılmaz.
- lan ezilmişim don düşünecek hal mi var deli misin be? öldüğüme üzülmüyosun da k*çımı gördüler diye mi üzülüyosun!?.........
bu tartışma uzadı gitti, sonra itiraf etti, onun gençliğinde de anneannem ona kızarmış aynı şekilde. o sıralar şimdinin amerikan kliplerinde zenci yavruların giydiği şortlar gibi ama onların kumaşı saten kenarı dantel versiyonları olan donlar yeni çıkmış. tabi valide sultan pazenden mamül, kiraz desenli, paçalar dizaltında lastikli versiyonları kulanıyor, poponun kanatlarını ucu ucuna örten don kadına çıplaklık gibi gelir elbette.
bu kerte komik bi dialog anca türk anneleri ve kızları arasında geçebilir herhalde (bi de teyze yeğen ikilisi var tabi) kadın zamanında kendi işittiği dırdırı şimdi (yani o zaman) bana ediyor, aynı çıkış noktası hatta kullanılan kelimeler bile neredeyse hiç değişmemiş. (bu arada, o günün donları şimdikiler kadar minik de değil, en azından ipi değil kumaşı vardı) derde bak ya, en büyük mesele kaza geçirmek ya da ölüm değil k*çın görünmesi. donun uzun paçalı mı, tamam o zaman istediğin yerde geber.
düşünün mesela, ben daha yirmili yaşların te başındayım, k*çım da beni yiyebilecek kadar büyük değil ve kumaş pantolon falan giydiğimde arkada saçma bi don izi istemiyorum, ona göre don seçiyorum. yolda kafama beton saksı düşüyor (memleketimde görülmemiş olay değil) ve pekmezim akıyor. neyse efendim, teneşirdi kefendi, geliyoruz musallaya. sağolsunlar camiye toplanıyor eş dost. kendi aralarında fısır fısır:
- yazık, daha da pek gençti.
- aah ah, çok da neşeliydi hayat doluydu...
- nasıl olmuş?
- işte böyle yürürken kafasına yukardan küt diye... takdir-i ilahi ne yaparsın...
- yaa, vade doldu mu nereye kaçacaksın, değil mi? donu nasılmış?
- şşth, hiç sorma hiç, anası çok dertli duyar falan şimdi...
- hiiiiiiiiii! yoksa!?
- evet evet.
- yazık, yazık... ondan cemaat bu kadar az demek ki, herkes duymuş ha...
- yaa...
ne len bu? öldüm ben aloooo, beton len, koca beton düştü tepeme. ama kabahat bende, örteydim k*çımı ne güzel gömeceklerdi, şimdi arkamdan çekiştirin durun di mi? konuşun anasını satayım, zaten pamuğu tıkadılar sizin dırdırınız nereye girecek o saatten sonra? tövbe tövbeee...
bi de şu var, her kuşak kendinden sonra gelenin donunu küçük buluyor çünkü donlar giderek görünmez oluyor. bizim kuşağın tüketimine don niyetine sunulan son modeller benim hayli ufak burnumun bile silinemeyeceği kadar küçük üçgen bi kumaş ile 2 karış lastikten ibaret. gelecek nesil sırf lastik mi dolayacak beline? bi sonrakiler onu da mı giymeyecek? hmm... işte o zaman epey cingar çıkar ha, bak ben de donsuz ölmek istemem "şuna bak, donunu nerde unuttuysa artık, kesin cünup gitti bu, namazı da kılınmaz artık tuuuu..." falan derler neme lazım.